Orhan Pamuk Nobel’in bedelini hala ödüyor

Orhan Pamuk Nobel’in bedelini hala ödüyor
Ahmet Ümit, Orhan Pamuk’un tazminata mahkum edilmesini “Nobel’in bedeli” olarak yorumladı ve “Ona karşı bir tür linç kampanyası yapıldı. Bunu yok sayıp Pamuk eleştirisi yapılamaz” dedi.

Yazarlar daha çok şöyle yaparlar eleştirilerini. Bir roman yazıyorsun, yazdığın ötekine benzemez. Bu iki romanın eleştirisi gibidir. Yazar dediğimiz kişilik aslında muhaliftir. Neye muhaliftir? Sadece politik iktidara değil, hayatta olumsuz olan her şeye muhaliftir. Baba kızın ilişkisi, bir iş yerindeki, apartmandaki ilişki... Günümüzdeki bu muhaliflik durumu giderek terk edildi. Bazı yazarların ortalama beyne uygun metinler üretmeye başladığını ve daha çok satmak, daha çok tanınmak adına bunlardan vazgeçildiğini gözlemliyorum. Yazar profili Türkiye’de değişiyor. Daha popüler olmaya yöneliş var.

Peki nasıl başladı bu Türkiye’deki popülerleşme merakı?

Eskiden solcu ya da sağcı ayrımı yapmadan, memleket sorunu üzerinde sorumlu hissedip çözümler öneriyorlardı yazarlar. Daha çok sol kesim tabii. Açık politik tavır almaktan kaçınan Saik Faik de bile bunu görmek mümkün. Yeni başlayan süreçte yazarın muhalifliği bile hesaplı olmaya başladı. Dünya kamuoyu neden hoşlanır ona uygun muhalif tavır geliştirip sonra bundan vazgeçmek. Sonra birden bire başka birine dönüşüyor. Dünya değişti, insanlar dünyayı değiştirme umutlarını kaybetti. Böyle dönemlerde din yükselir, Tanrı’dan medet ummaya başlar. Bu aynı zamanda yazarları da etkiler. Böyle zamanlarda mistiklik öne çıkar ya da psikoseksüel romanlar öne çıkar. Daha güzel bir dünya kurma ümidi gitmiştir, bir vazgeçme durumu vardır.

Ölüm tehditleri aldı adamcağız

Neler belirleyici oldu yaşanan popülerleşme sürecinde?

Uluslararası ün, satış tüm bunlar belirleyici olabilir. Ortalama beyne seslenmek demek, aslında edebiyatın içini boşaltmak anlamına geliyor.

Edebi roman ile yaşam kılavuzu arasındaki fark giderek kalkmaya başlıyor. Yazar şunu sormalı kendine: Daha çok alkış, daha çok ün mü yoksa yazdığın metnin seni memnun etmesi mi?

Yazarın yazdığı metnin kendisini memnun etmesi gerekir

Popüler edebiyatın uluslararası şan şöhret için yapıldığını söylerken, Nobel’i almasıyla bu eleştirilere iyice maruz kalan Orhan Pamuk geldi aklıma...

Pamuk’u kastetmiyorum, tek bir yazarı kastetmiyorum. Pamuk’un çok iyi romanları var. Genel bir eğilimden söz ediyorum... Pamuk’u bu noktada eleştireceksek ona yapılanları göz önünde almadan eleştiremeyiz. Ona karşı bir tür linç kampanyası yapıldı ve bunu yok sayıp Pamuk üstüne eleştiri yapamayız. Açık ölüm tehditleri aldı adamcağız. “Vuracağız seni”dediler. Bütün bunları düşünmeden o profilin içine sokmak haksızlık olabilir. Nobel’in bedelini ödedi hala ödüyor. Ben genel olarak Türk edebiyatındaki popülerleşmeden söz etmeyi daha doğru buluyorum.

Kitaplarınız 100 biner adet basılıyor, birkaç baskı yapıyor. Kendinizi nasıl bir yazar olarak tanımlıyorsunuz? Siz de popüler yazar mısınız?

1996’da ilk romanım Sis ve Gece çıktığında yıl boyunca 4 bin sattı.  Bugün çok okunan bir yazar oldum ben, 14 yıl var arada. Son romanım 150 bin sattı. İki katı da korsan satmıştır. Muhtemelen 500 bine yakın okurum var. 40 bini aşınca seni okuyanın çok farklı gerekçeleri oluyor. Kimisi “Hoşça vakit geçirmek için, eğlenceli olduğu için okudum” diyor. Kimisi de edebiyat kaygılarıyla okuyor. “Tüm sayfaları çok beğendim şekerim” diyen bir okur da var. Beni tatmin eden şey, her kitapta kafamdakinin yüzde 80’ini gerçekleştirebilmek. İnsanların sizi okuması, kitapları satın alarak sizi sadece yazarak geçiminizi sağlaması güzel bir şey. Ben şanslı bir yazarım, iyi yazar mıyım tartışılır. Çok satmak, çevrilmek, eserlerden filmler yapılıyor olması benim iyi yazar olduğumu göstermez.

En sonunda Grange’ı geçtim

Peki Türk polisiye yazarlar ile yabancı polisiye yazarları nasıl buluyorsunuz?

Öyle bir şey ki, Türkiye’de polisiye yazanlara büyük haksızlıklar yapılıyor. Emrah Serbest, Celil Oker, Osman Aysu gibi yazarlar var. Onların hikâyelerini okumayanlar, onlardan daha az kaliteli yabancı yazarı okuyor. İnanılmaz bir şey bu... Jean Christoph Grange ile aynı zamanda çıkardık. O, benden çok satardı ama bunu kırmayı başardım. Eskiden ben 40 bin satardım, adam 60 bin satardı. Kendi yazarına bir şans tanısana... Bu kadar polisiye yazan var... Olabiliyormuş bu da var. Ama okurda da problem var. Okur polisiye sevmiyor. Polisiyenin yaygınlaşması iyi edebiyat okurunun yaygınlaşmasıyla başlayacak. Polisiye edebiyatın kremasıdır, zevkidir... O yüzden Avrupa’da, Amerika’da çok polisiye okunur...

Son romanınız İstanbul Hatırası bir polisiye roman mı, yoksa toplumsal roman mıydı?

Polisiye değil toplumsal bir roman. Bu bir yolculuk şehrin tarihine bir yolculuk. Burada bir seri katili anlatmıyor, toplumun çaresizliğin anlatıyor. Yedi kişinin öldürülmesi yedi tepenin katledilmesi. Şehrin tarihine bir yolculuk. Baktığın zaman teknik olarak hatalar tabii olabilir. Olmaması mümkün değil. Kurguda da zayıflık olabilir. Benim meselem şehrin öldürülmesiydi. Bazı detayları atlamışsı, kameraları keşke söyleseydin.

Türkiyeli olmak tereddüt yaratıyor

Sizin edebiyatınızdaki politik duruş nedir?

Mümkün olduğu kadar bütün romanlarımda politikayı yazdım ama şöyle politikayı yazdım. Politika vardır kitaplarımda. Finalde “ey okur doğru budur” demem, “böyle seçenekler vardır” derim. Roman özellikle demokratik bir alandır ve okuru işin içine katmalıdır. Yazarın despot gibi davranıp tek doğru benim buna inanacaksınız tavrından vazgeçmesi lazım.

Türk edebiyatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünya dillerine rahatça çevrilebiliyor mu?

Türk edebiyatı son derece güçlü. Gerek Almanya’da Balkanlar’da yabancı yazarlarla tanışma, çalışma fırsatı buldum. Edebiyatımızın son derece güçlü olduğunun farkındayım. Fakat İsveç’te herhangi bir yazar üç dört kitaptan sonra 25 dile çevriliyor. Bizden iyi olduğu için değil. Bizimkiler çevrilemiyor. Ülkemizin bulunduğu konumla ilgili bu. Avrupa’da Alman yazarı gözü kapalı alırken Türk yazarı yayınlamakta tereddüt ediliyor. Türkiyeli olmaktan ilgili olduğunu düşünüyorum.

Çevrilme konusunda asıl sorun nedir peki?

Öyle sınırlar var ki, onları kırmak çok zor. Avrupa’da bize karşı önyargılılar, biz de onlara karşı önyargılıyız. Ama biz onlardan değiliz. Buna bir tepki olarak Ortadoğu’ya açılmak çok saçma olur, iyi edebiyat üretmeye devam etmek gerekir. Fransa’da beni yayınlasınlar diye bir roman yazamam. ABD’lilerbeni yayınlasın diye yazacaksanız buradabir problem vardır.

 

04.04.2011 Star

Bu haber toplam 808 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kasım 2018 dergilerine genel bir bakış-314 Kasım 2018 Çarşamba 13:12
  • Kürşat Bumin hayatını kaybetti14 Kasım 2018 Çarşamba 10:17
  • Nursema Şeyma Oflaz, Biraz Zaman13 Kasım 2018 Salı 14:44
  • 1. Dünya Savaşı’nı anlatan kitaplar13 Kasım 2018 Salı 14:39
  • 24 yılda 513 camiyle bin 70 mescit satıldı13 Kasım 2018 Salı 10:16
  • Dünyanın en kanlı savaşının 100. yılı12 Kasım 2018 Pazartesi 09:32
  • Alâeddin Yavaşça bizim için neden özel biri?10 Kasım 2018 Cumartesi 14:06
  • 8. Malatya Film Festivalinde Konuk Ülke Filistin10 Kasım 2018 Cumartesi 14:04
  • Serden geçti, davasından vazgeçmedi10 Kasım 2018 Cumartesi 09:40
  • Arabesk ve Anadolu Rock’ın kısa öyküsü09 Kasım 2018 Cuma 09:21
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim