Osmanlı Kudüs’te barışı nasıl sağlamıştı?

Osmanlı Kudüs’te barışı nasıl sağlamıştı?
AK Parti İstanbul Milletvekili Parlementerlerası Kudüs Platformu Başkan Vekili Nureeddin Nebati ile son gelişmeler ışığında Kudüs’ü konuştuk.

Fatma Gülşen Koçak

Kudüs’ün Müslümanlar için anlamı nedir?

Kudüs bütün Müslümanların ortak kaderi, geleceği, geçmişi ve hüznü, özlemi, ilk kıblegahı, Peygamber Efendimizin ayaklarının değdiği yer, oradan arşa uzandığı yer, özlem duyduğumuz, nefesini hissettiğimiz, bütün Müslümanların en derinindeki duygu ve asla vazgeçemeyeceğimiz kutsal toprağımızdır.

Osmanlı Kudüs’te barışı nasıl sağlamıştı?

Osmanlı İmparatorluğunun temel özelliklerinden bir tanesi adalet ile hükmetmesidir. Adaletle hükmetmesinden dolayı da gittiği her yerde oradaki toplulukların dini inançlarına hiçbir şekilde müdahale etmedi. Onun için Kudüs’te Müslümanlar Müslüman bir idarecinin altında özgürce yaşamlarını sürdürüyorlardı. Aynı zamanda Yahudiler, Hristiyanlar aynı özgür ortamlarında yaşayan ve Osmanlı sancağına bağlı bir valinin emrinde, idaresinde çalışan bir vilayetti.

Osmanlı Kudüs’ten nasıl çekildi?

1917 yılında malum Balfor Deklarasyonundan sonra burada Yahudilere yer bulma amacıyla değil, Avrupa’da Yahudilerin etkinliğini kırmak, Avrupa’da çıkabilecek karışıklıkların giderilmesini önlemek için Yahudilere bir merkez bulmak amacıyla İngilizlerin temel stratejilerinden bir tanesi Yahudileri oraya göndermek ikinci stratejisi de Osmanlı İmparatorluğunu çekilmekte olan, iç karışıklıklarla neredeyse parçalanmakta olan bir imparatorluğun zayıflatılması esnasında bir üstün gücü değerlendirmek için Kudüs’ten Osmanlı’yı göndermek ve Kudüs’e de Yahudileri yerleştirmek için yapılan operasyondan sonra Osmanlı çekildi. Osmanlı çekilirken oranın bir zarar görmemesi için savaşmadan çekilmişlerdir. Çünkü Kudüs’ten taş üstünde taş bırakmadan da çekilebilirlerdi. Ama aksine orada insanların zarar görmemesi ve oranın manevi yapısının yıpranmaması için maalesef o günkü koşullarda çekilmek zorunda kaldı.

Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinin anlamı nedir?

Ortadoğu’da maalesef kartları yeni baştan karıyorlar. Ortadoğu’da yapılan operasyonlar şu an itibariyle değil, 20 yıl önce Amerikan yönetiminin almış olduğu kararı Trump gelmeden önce “Ben uygulayacağım” demişti. Uygulaması için de İslam coğrafyasının en zayıf olduğu anı bekledi. Suriye paramparça, Suriye’deki insanlar kendi derdine düşmüş durumdalar. Yemen Paramparça, Yemen’deki insanlar kendi derdine düşmüş durumdalar. Suudi Arabistan, İran aynı sıkıntıları yaşıyor. Irak’ta malum hikayeler, Afrika’da gene Müslüman ülkeler aynı problem ile karşı karşıyalar. Dolayısıyla da İslam dünyasının Kudüs derdinin ikinci plana itildiği, insanların kendi yaşamlarını devam ettirmek, namuslarını korumak, hayatlarını idame ettirmek için mücadele ettikleri bir anda Arakan’da yüz binlerce insanın yerini terk etmek zorunda olduğu bir anda Kudüs’ün ikinci plana düşmesini fırsat bilerek Kudüs’ü başkent ilan ediyorlar. Sadece İslam dünyasına, Ortadoğu’ya karşı değil bütün dünyaya karşı bir hamledir. Çünkü Kudüs’teki karışıklık sadece Türkiye’yi, İslam dünyasını, Mısır’ı, Suudi Arabistan’ı, Yemen’i değil bütün dünyayı etkileyebilecek özelliklere sahip bir yer. Üç dinin kutsal saydığı bir yer ve özellikle Filistinlilerin yaşadıkları ve Müslümanların ilk kıblegah olarak kabul ettikleri bir yerde bu kararı almış olması Ortadoğu’da yeni hamlelerin peşi sıra geleceğinin bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

İslam dünyası Kudüs noktasında nasıl hareket etmeli?

Müslüman dünyası gerek vatandaşları gerekse ülkeler ortak hareket etme dürtüsünü sürekli söylemleriyle ortaya koyan bir yapı arz ediyorlar. Ama bugüne kadar gördüğümüz şey sadece sloganlarla, söylemlerle “Kudüs bizimdir, bizim olacak”, “Kudüs yoksa biz yokuz” şeklindeki birtakım ifadelerin dışında maalesef ortaya atılmış doğru dürüst bir adım yok. Bugün batının, özellikle ABD’nin bu adımı atmasındaki cesaret İslam dünyasındaki söylem birliğinin dışındaki herhangi bir ortak hareket noktasının olmamasından kaynaklanıyor. Bırakın vatandaşları, İslam dünyasının yöneticileri bir arada hareket etse, ortak bir tavır takınsa ve bu tavırlarını sonuna kadar devam ettirip arkasında dursalar zaten bu problemler çözülmüş olacaktı. Bundan sonra ne olur; Türkiye’nin, sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde atılacak adımları İslam dünyası ciddi ve sıkı bir şekilde takip ederse BM nezdinde, Batı dünyası nezdinde, Hristiyan dünyasının nezdinde belki bir nebze bir ses getirecektir.

Türkiye’nin Kudüs politikası nedir?

Türkiye Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak kabul ediyor. Filistin’in başkenti Kudüs’ü aynı zamanda manevi dünyanın başkenti olarak kabul ettiği için Kudüs ile ilgili atılacak her türlü olumsuz adıma karşı gerek siyasi anlamda gerekte idari anlamda uluslararası bütün yolları açıp deneyecek ve mevcut statüsünü bozmayan bir operasyona dahil olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Kudüs duyarlılığını ve duruşunu hepimiz biliyoruz. Neler söylemek istersiniz?

Özellikle son Balfour Deklarasyonunun 100. yılında 1947 ve 1967 savaşından sonra Filistin’in bölünüp parçalanmasından sonra özellikle son bir yıldır yüksek bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanımız Kudüs konusunda söylemlerini dile getiriyor. Bununla ilgili olarak da bir çok toplantıya ya başkanlık yapıyor ya da katılıyor. Bu toplantılarda çok açık bir şekilde bütün Müslüman dünyasının Filistin’e ve Kudüs’e sahip çıkması gerektiğini, Kudüs ile bağlantılarının güçlendirilmesi gerektiğini, orada kılınacak iki rekat namazın, içilecek bir damla suyun muhakkak ki bütün İslam dünyasına bir cesaret aşılayacağını ve bu cesaretle de Müslümanların belki birlikte hareket etmesi konusunda açık ifadeleri var. Bunun içinde sadece Türkiye’yi değil bütün İslam dünyasını Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya, Kubbetül Sahra’ya Kıble Mescidinde namaz kılmak için davet ediyor. Bu davete icabet edilmesi konusunda her türlü desteği veriyor. Bu aslında; Müslümanların sadece dışarıdan hayalini kurarak imgeleştirdiği Kudüs’ü eli ile dokunarak, orada yaşanmışlıkları bir daha hissederek ve öfkesini, sevgisini, özlemini ortaya koyacak, kalıpları parçalayacak bir yapının gerçekleştirilmesi için bu söylemlerde ve bu çağrıda bulunuyor.

Kudüs duyarlılığını arttırmak için birey olarak ne yapmalı?

Öncelikle Kudüs’e imkanı olanların gitmesi lazım. Kudüs sokaklarında adım atmayan, Mescidi Aksa’da namaz kılmayan, Kubbetül Sahra’da iki rekat namaz kılmayan, ellerini semaya açıp dua edip kabulü beklemek için göz yaşları dökmeyen bir Müslümanın Kudüs ile olan bağlantısı sadece televizyonlarda intifadadaki Filistinli genç çocukların ve kadınların ellerine aldıkları taşları tanklara fırlatmasından ibaret olacaktır. Orası sadece bir Filistinlinin davası değil. Oradaki gençlerin, intifada bulunan Filistinli kadınların davası değil. Filistinlinin davası Kudüs’ün bağımsızlığı, Kudüs’ün güçlü olması, Kudüs’ün eski günlerindeki gibi Müslümanların sürekli gidip gelebildiği orada ibadet edebildiği ve orada yaşayan halkların özgür bir şekilde kendilerini ifade edebildikleri ve Müslümanların asla vazgeçemeyecekleri bir yapının, yapı olmaktan ziyade Peygamber Efendimizin oradan arşa uzanarak geçtiği, peygamberlere namaz kıldırdığı, peygamberlerle bağlantıları olan ve bu coğrafyada ve dünyada geçmişten bugüne kadar izlerini taşıyan peygamberlerin ayak izlerini takip edecek yerlerle bağlantısını kurması lazım. Dua etmesi, okuması, bilgilenmesi lazım. Her ortamda ama her ortamda Kudüs bizimdir demesi lazım.

Müslümanlar Kudüs’ün geleceğine dair nasıl bir strateji belirlemeliler?

Kudüs ile ilgili sadece söylediğimiz dualar yeterli değil. Kudüs’ü sadece özlemle yad etmek de yeterli değil. Kudüs’e sadece gitmek de yeterli değil. Bir defa İslam dünyasının göstermiş olduğu hassasiyeti gerçekleştirecek güce ihtiyaç var. Yani bu güç “Ben buradayım, Kudüs ile ilgili tavrım budur” dediği zaman dünyayı titretebilmeli, dünyayı hesaba çekebilmeli ve dünyadaki üstün güçlere karşı da gücünü hissettirebilmeli. Bu; başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasının zenginleşmesi, güçlenmesi, sadece sayı itibari ile artması değil, dünyadaki birçok ekonomik kaynaklara da sahip olması, ekonomik kaynakları da yönetmesi ve dünyayı adeta kuşatması gerekir ki; Kudüs ile ilgili bir söz söylediği zaman dünya da o sözü dinlesin. Güçlü, müreffeh ve ne dediğini bilen adil Müslüman yöneticilere ihtiyaç var.

Uluslararası arenada Kudüs için neler yapılabilir? Türkiye’deki STK’lara bu anlamda ne gibi görevler düşüyor?

Bir defa Türkiye’deki neredeyse bütün mahallelerde Kudüs ile ilgili STK’lar var. Bu STK’lar ellerinden gelen her türlü gücü ortaya koyuyorlar. Kendi imkanlarınca bir şeyler katmaya çalışıyorlar. Filistinli kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyorlar. Fakat yapılan bu faaliyet ve yardımların tamamı Türkiye’ye yönelik. Dolayısıyla da bu STK’ların içerisinde bir kısmını güçlendirmek gerekir. Güçlendirmek için de platformlar oluşturmak, birçok STK’yı bir çatı altında toplamak ve güçlerini uluslararası arenalarda ses getirebilir şekilde dönüştürmek lazım. Türkiye içerisinde yapılmış olan etkinlikler Türkiye’deki insanların Kudüs konusundan farkındalığını arttırıyor. Ancak bunun Türkiye çerçevesinde kalması Kudüs ile ilgili en yüksek sesi ortaya koyabilecek Kudüs ile ilgili konuştuğu zaman dinlenilebilir bir Türkiye’nin uluslararası alana taşınması elzem.

Bu bağlamda yeni bir vakıf kurulmasına öncülük ettiniz. Diğer vakıflardan ayıran şey nedir?

Ümmetin Temsilcileri Vakfı, parlamenterler arası Kudüs platformuna ve sahipliği yapmak üzere Filistinli ve Kudüs ile ilgili çalışma yapan tüm kesimlere hizmet etmek için kuruldu.

Batı ülkeleri de bu platforma katılabilecek mi?

Elbette, çünkü bu vakıf parlamenterler arası Kudüs platformuna ev sahipliği yapacak. Parlamenterler Arası Kudüs Platformu, dünyadaki bütün ülkelerden eski ve yeni milletvekillerini üye olarak kabul eden ve dünyadaki bütün parlamentolarında Kudüs ve Filistin’in bağımsızlığı ve Kudüs’ün farkındalığını ortaya koymak için kurulmuş bir platformdur. Bu platform vasıtasıyla hemen her ay bir ülke ziyareti yapılıyor. Bu ülkedeki parlamentoda parlamento başkanı başta olmak üzere Filistin’e ilgi duyan milletvekilleriyle iletişime geçiliyor. İletişime geçilen milletvekillerinin sadece Müslüman olması, sadece Filistin ve Kudüs’e duyarlı olması değil, tersine Kudüs ve Filistin diye bir yer olduğunu, Kudüs ve Filistin’in dünyanın önemli merkezlerinden biri olan bir yer olduğunu ve burada meydana gelebilecek olayların başta bütün dünya parlamentolarını ve milletlerini etkileyebileceğini anlatıyoruz. Dolayısıyla da bu anlamda Hristiyan üyelerimiz var. İtalya’dan, İspanya’dan, Almanya’dan, İngiltere’den ve hatta Güney Amerika ülkelerinden de milletvekili üyelerimiz var. Buradaki amaç sadece Müslümanlara durumu anlatmak değil, dünyadaki herkese ama herkese Kudüs’ü anlatmak. Dolayısıyla bu vakfın temel özelliği İslam dünyası dışındaki Filistin ve Kudüs’e ilgi duyabilecek insanları bulmak. Aynı zamanda Müslüman olmayan, Müslümanlarla ilişkisi olan ya da olmayan her türlü parlamentere bu bilginin aktarılması amacındadır.

İsrail hükümetinin bağnaz tavrı nasıl kırılabilir?

İsrail hükümeti Yahudiler olarak değil bir Siyonist olarak hareket ediyor. Siyonizmin kuralı yoktur. Onlar kendilerince vaadedilmiş toprakları elde etmek için her türlü baskı ve zulmü hakları olarak görüyorlar. Siyonistlerin ortaya koymuş oldukları bu zulüm ve adaletsiz tavırları Müslüman dünyasında infale sebep oluyor. Müslümanların hareketsizliği Siyonistlerin, İsrail hükümetinin daha da acımasız olmasına daha fütursuz hareket etmesine özellikle Filistin’deki toprakların ele geçirilmesinde kaygı taşımadan hareket etmesine sebep oluyor. Burada elbette İsrail’in zulmünü dile getireceğiz. Ama buradaki temel problem İsrail’in zulmüne karşı ortaya koydukları söylemsel tavırların harekete dönüşmemesinden kaynaklanıyor. Zalimin zalimliğini devam ettirebilmesi için zayıf mazlumlara ihtiyacı var. Biz Filistin’i mazlum olarak görüyoruz. O zaman İslam dünyasının sadece dualarla ve sözlerle değil birlikte hareket etmesi, İsrail’in zulmünü mutlak surette durduracaktır.

Medyanın Kudüs meselesindeki yayınlarını yeterli buluyor musunuz?

Bu konuda özellikle Kudüs’te olaylar yaşandığı zaman medya gerekli hassasiyeti gösteriyor. Bereket ki Türkiye’de bu hafta parlamentoda grubu bulunan dört parti ortak bir bildiri yayınladılar. Söz konusu Kudüs ve Filistin olunca Türkiye’de hangi ideolojide olursanız olun mutlak surette ortak bir tavır takınıyorsunuz. Bu anlamda da medya gerekli hassasiyeti gösteriyor. Medya özellikle Trump’ın açıklamasından sonra tepkisini ortaya koymuştur. Zaten tepkisini ortaya koymazsa millet bunun hesabını sorar.

Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?

Temennimiz Müslümanların ortak hareket etmesidir. Ama bu ortak hareketin söylemin dışına çıkması lazım.

Yeni Akit

Bu haber toplam 253 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim