• İstanbul 25 °C
  • Ankara 23 °C

Parmak ayı gösterdiğinde

Eyyüp AZLAL

Bir vakitler tozlu raflarında kitaplar devşirdiğim eski bir kütüphanede bir öğrencinin edebiyat ödevi için araştırma yaptığına şahit olduydum. Bu genç arkadaşıma yardımcı olmak, araştırmasına katkıda bulunmak için yanına sokulmuştum. Fakat onun ödev konusunu öğrendiğimde ise adeta beyninden vurulmuşa dönmüştüm. Neden mi anlatayım.

                Bu genç kardeşimize hocası “Necip Fazıl Kısakürek’in Özel Hayatı” adlı bir ödev vermişti. Kendisi de birçok kitabı ve dergiyi indirmiş, hummalı bir araştırma yapıyordu. Ona “Necip Fazıl’ın Şiirinde Anadolu, Necip Fazıl’ın Şiirinde Allah, Necip Fazıl’ın Şiirinde Peygamber Sevgisi” gibi konular varken neden böyle bir konuya giriştin diye yüklenmiştim. Ve hocasına gidip bu konunun değiştirilmesi gerektiğini söylemiştim. Çünkü okuyucular açısından şairlerin daha doğrusu ediplerin özel hayatına ilgi duymak onların eserlerinin efsununu düşürür ve okur üzerinde cazibesini kaybeder.

                Günümüzde edebiyatla uğraşan zamane taifesinin birçoğu da bu hastalıkla boğuşuyor. Bunlar, edibin özel hayatıyla uğraşacağına eserleriyle uğraşırsa hem kendileri hem de şair için daha verimli bir edebî etkileşim olur. Çünkü edebî eleştiri okurlar arasında gün geçtikçe azalıyor. Okur, daha çok hissî duygularla edebiyatçıya bağlıdır.

                İsmet Özel’in güzel bir sözü var: “Parmak ayı gösterdiğinde parmağa değil aya bakmak lazımdır.” Burada kuşkusuz şaire, romancıya veyahut hikâye yazarına ilgi duyanlar belli bir beklenti içerisine girebilirler. Sözün cazibesine kapılabilirler. Bu sözleri söyleyecek şairin doğaüstü bir güce sahip olduğuna inanabilirler. Ama bunu zahirde aradıklarında edebiyatçının insanlık haliyle karşılaşıyorlar. Aslında okur bilmeli ki edebiyatçı da onun gibi yer, içer ve uyur. Edebiyatçı da diğer insanlar gibi sevapları yanında günahları, yanlışları ve hataları ile birlikte yaşarlar.

                Okur ya da benim nazarımca salik, sükût-ı hayale ne zaman uğrar. Üstadının özel hayatında bir hatasına rastladığı zaman. O hatalardan dolayı ki ezbere bilinen şiirler bir kenara itilir. En güzel hikâyelere burun kıvrılır. Kütüphanenin başköşesine konulan ve şairinden imzalı kitaplar yerinden alınır, aşağılara ya da depoya kaldırılır. Bunun gibi diğer bazı süfli hastalıklar da okuyucu da baş gösterebilir.

                Bazen edebiyatçının muarızları da olur. Ama onların yaptığı eleştiri anlaşılır. Mesela Şeyh Galip, edebî gücünü göstermek adına Şair Nâbî’nin Hayrabad adlı mesnevisini küçümsüyor, eleştiriyor. Bunu edebî olgunlukta yaptığı için anlaşılabilir bir yanı vardır. Ama eleştiri dozunun da başka yerlerden esinlenmemesi lazım. Molla Kasım gibi edebî ürünleri insafsızca yakmamak ve derelere atmamak lazım.

 Bu ifadenin izahata ihtiyaç duyduğunu hissederek şu olayı anlatayım. Bir gün yazar bir arkadaşın bir denemesi jüri önüne gitmiş. Juri, yazıda bir hata bulamamış fakat yazarı da sevemedikleri için, -nasıl yarışma kriteri ise- “kardeşim bu adam göl kenarında bir camide namaz kılıyor ve namazda iken balıkları seyre dalıyor. Bu nasıl bir Müslüman. Bunda hiç din iman yok mu?” Juri üyelerinden bir diğerinin de buna itirazı olmuş. “biz bu yazarın burada dindarlığını mı yoksa yazarlığını mı tartışıyoruz. Evvela bunu bilmemiz lazım,” demiş. 

                Sezai Karakoç, “yetenek, Tanrı’nın şaire bir bağışıdır.” Der. Şairin diğer insanlar içerisinde öne çıkan tek bir hasleti o da söz gücünün yüksek olması. Bunu Amerikalı Profesör Gardner bile “Çoklu Zeka” teorisiyle tespit etmişken biz hala şairin başka alanlarda da başarılı olmasını beklemekteyiz. Ya da günahsız olmasını… Başka alanlarda da başarılı olan şairler vardır elbet.

Bütün bunların yanında ediplerin insanî özelliklere sahip olduğunu kabul edelim Onlar, veliler sıfatıyla peygamberlerin varisleri olabilirler. Ama peygamberler gibi ismet sıfatına haiz değiller. Edipler de çıktığı yolu iyi bilmeli. Bu yolda yaptıkları bir hata, saliklerinin edebiyata gözlerinin kör olmasına yol açar. Saliklerimizi diri diri toprağa gömmeyelim.

Maksat hasıl olmuştur. Biz yine de Yunusça son sözümüzü söyleyelim.

Biz dünyadan gider olduk

 Kalanlara selam olsun

Bizim için hayır dua

Kılanlara selam olsun

 

Not: Urfalı Zeyno, Taş Kafa Boş Kafa gibi türküleriyle bilinen halk sanatçısı Abdi Çakıcı ağabeyimizin vefatını derin bir teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Kıymetli sanatçımıza baş sağlığı dileklerimizi sunar, kederli ailesine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Bu yazı toplam 267 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim