Prof. Dr. Âdem Efe: Entellektüeller

Prof. Dr. Âdem Efe: Entellektüeller
Bugünlerde ilginç bir kitap okuyorum: Entellektüeller. Kitabın yazarı, İngiliz bir gazeteci, tarihçi ve yazarı olan Paul Johnson. Çevirmeni ise Ayşe Polat. 2008 yılında Paradigma Yayınları arasında orta boy olarak yayınlanan eser 492 sayfadan ibaret.

Kitabı bir arkadaşımın odasında gördüğümde ismi hemen dikkatimi çekmişti. Eseri ayaküzeri şöyle bir incelediğimde konu ve dilinin beni sardığını ve hemen okuyabileceğimi düşünerek ödünç aldım, odama gelir gelmez okumaya başladım ve kısa sürede bitirdim. Beni saran vaziyette okuduğum kitapların benim için önem arzeden yerlerine mim koyar, sayfaları kıvırmadan oraya küçük bir kâğıt iliştirir veya boş bir yerlere not eder, vakit buldukça bunları yazıya aktarır, okumalarım bittiği anda da hepsini bir araya getirir, başkalarının da okuması için yayınlarım. Daha önce, “Cabiri'nin Kitabı Üzerine”, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl: 2002, S. 9, Isparta, s. 165-173 ve “Çağdaş Sosyoloji Kuramları Kitabına Dair”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S: XXIII, İzmir 2006, s. 166-180, gibi iki adet uzunca sayılabilecek kitap tanıtım yazıları yayınlamıştım. Kitap okumasını sevenlere, okumasını bilenlere benzer şeyleri tavsiye ederim. Burada kısaca okuduklarımdan elde ettiğim notları bir araya getirmek suretiyle oluşan kısa bir kitap değerlendirme yazısını okuyacaksınız. İnşaallah bu yazım kitapseverle buluşur, onlara ilham olur, bu esintiyi yakalayanlar kitabı bir şekilde edinip okuma, faydalanma ve değerlendirme yoluna giderler.

Kitabın ana konusunu önde gelen belli başlı entelektüellerin, insanlara, işlerini nasıl görecekleri konusunda nasihat etmek için ahlâkî ve hükmî faaliyetlerinin olup olmadığı oluşturmaktadır. Yazar bu incelemeyi yaparken mümkün olduğunca bulgulara, belgelere dayalı bir yöntem izlediğini, bir başka ifadeyle öncelikle incelemiş olduğu entelektüellerin eserlerinden, mektuplarından, günlüklerinden, hatıralarından ve nakledilen konuşmalardan faydalandığını belirtmektedir. Entelektüel hayatları hakkında birçok biyografiye başvurduğunu ifade etmektedir.

Yazar, son iki yüzyıldır entelektüellerin etkisinin sürekli arttığından bahisle konuya giriş yapıyor. Seküler entelektüellerin yükselişinin modern dünyanın şekillenmesinde ana unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. Geçmişte veya geleneksel toplumda rahip, katip, kâhin olarak beliren entelektüeller, ta başından beri topluma yol gösterme hakkını kendilerinde gördüklerini dile getirmişlerdi. Ancak hem geleneğin sınırlandırması hem de söz konusu bu entelektüellerin yeteri kadar özgür akla sahip olmadıkları gibi maceracı da olmadıklarından kavramın içini dolduramadıklarını iddia etmektedir (s. 1). 18. yüzyılda, Aydınlanma, Reform ve Rönesans hareketleri ve modernleşme ile birlikte kilisenin gücünün azalmasıyla hem bu boşluğu doldurmak hem de toplumun dikkatini çekmek için yeni bir âkil adam tipi ortaya çıktı. Seküler entelektüel denen bu tip, ateist, deist veya septik olabilirdi. Bu yeni tip en az bir papaz veya kilise/din adamı kadar, insanlığa neyi nasıl yapması konusunda yani yol göstericilik hakkına sahip olduğunu belirterek, deyim yerindeyse, kendi kendini bu göreve atamıştır. Burada seküler entelektüeli ve görev tanımı yapılmaktadır. Buna göre entelektüel, papaz atalarının aksine, tanrı’nın kulu veya tercümanı olmayıp, bizzat Tanrı’nın yerine geçmiştir. Örnek aldığı kahraman ise, kutsal ateşi tanrılardan çalan Prometheus’tu. Entelektüel kendini semavi dinlerin hiçbir eseriyle bağlı görmemiştir. Geçmişten gelen ortak bilgelik, geleneğin birikimi, ataların tecrübesinden süzülüp gelen kanunlar ve hepsinden önemlisi bunlar artık onun kendi anlayışına göre vereceği karara bağlıydı. Yeni seküler entelektüelin en ayırt edici özelliklerinden biri, dine ve onun esaslarına yönelik geliştirdikleri eleştirel incelemeden aldıkları hazdı. Gündem getirdikleri sorulardan bazıları şunlardı: “Bu büyük inanç sistemlerinin insanlığa ne faydası dokundu veya ne kadar zarar verdi? Papalar veya rahipler ne derece saflık, doğruluk, hayırseverlik gibi kendi vazettikleri ilkelere uygun yaşadılar? Bu gibi iki ana soru etrafında düşünce üreten ve görüş bildiren seküler entelektüellerin de sicilini incelemek gerekir değil mi? Johnson, buradan hareketle entelektüellerin insanlara, işlerini nasıl yapacakları konusunda nasihat vermek için ahlâki ehliyetlerinin ve hüküm verme haklarının olup olmadığını odaklanmak istediğini ifade ediyor. Bu ana soruna odaklanan ve bu konuda derinleşmek isteyen yazar incelemesini aşağıdaki sorulara cevap arayarak incelemesini sürdürmüştür:

- Bu entelektüellerin, insanlara nasihat etmek, yol göstermek konusunda ahlaki ve hükmi ehliyetleri var mı?

- Düşüncelerinde, tavır ve davranışlarında her zaman tutarlı oldular mı?

- Kendi vazettikleri düşüncelere ve değerlere kendileri de bağlı kaldılar mı?

- Üzerlerine vazife olmayan ya da yeterince bilgili ve uzman olmadıkları alanlarda da gelişi güzel hükümler verdiler mi?

- Para, şöhret veya siyasi ve ideolojik amaçlar için diğer insanları istismar ettiler mi?

- İşlerine gelmeyen gerçekleri görmezden geldiler ya da saptırmaya kalkıştılar mı?

- Diğer entelektüellerle, aileleriyle ve çevrelerindeki insanlarla ilişkileri nasıldı?

- Bu insanlar kendi hayatlarını nasıl geçirdiler?

- Angaje oldukları izm'ler uğruna şiddeti, savaşı, ırk ve sınıf ayrımı vs. meşru ya da mazur gördüler mi?

-  faydasına, insanlar için' ürettikleri düşüncelere, ideolojilere, ütopyalara insanların üstünde, insanlardan daha fazla değer verdiler mi?

- Kendi ailelerine, arkadaşlarına, ortaklarına ne kadar dürüst bir biçimde davrandılar?

- Onlarla sadece cinsel ve maddî ilişki içinde miydiler?

- Hakikati anlatıp, hakikati mi yazdılar?

- Onların kendi sistemleri zaman ve pratiğin testi karşısında hükmünü nasıl ve nereye kadar koruyacak?’

Johnson, kendine göre önde gelen belli başlı entelektüellerin farklı yan ve yönlerini 12 bölüm halinde inceliyor. Bu bölümlerde yazar, sırasıyla Jean Jack Rousseau, Percy Bysshe Shelley, Karl Marx, Henrik İbsen, Tolstoy, Ernest Hemingway, Bertolt Brecht, Bertrand Russel, Jean Paul Sartre, Edmund Wilson, Victor Gollanez, Lillian Hellman gibi entelektüeller farklı, bilinmedik yönleriyle ele alıp incelemiş. 13. ve son bölümde ise George Orwell (1903-1950), Evelyn Waugh (1903-1966), Cyrill Connolly (1903-1974) gibi entelektüeller başta olmak üzere Norman Mailer, (1923-), Rainer Werner Fassbinder, James Baldwin, Kenneth Tynan ve Noam Chomsky gibi bazı entelektüellerin pek bilinmeyen, özgün, ayrıksı yan ve yönlerini ortaya koymuş. Kendi kriterlerine göre toplam 21 entelektüeli seçen yazar, burada adı geçenlerin nasihatlerini ortaya çıkartıp, onları dinlemenin sosyal ve siyasal sonuçlarına da değiniler yaparak günümüze ışık tutmaya çalışmış.

Kitap, 1789 Fransız İhtilâli'nin hazırlayıcısı ve de Romantizmin kurucusu kabul edilen büyük filozof Jean Jacques Rousseau ile birlikte başlıyor. “İlginç Bir Çılgın” alt başlığıyla başlayan bölümde yazar, Rousseau’nun özgün görüşleri hakkında görüşlerini belirttikten sonra bölümün son paragrafında “onun olağanüstü bir yazar olduğunu, ancak gerek hayatında gerekse görüşlerinde ölümcül biçimde dengesiz biri de olduğunu” (s. 39) belirtiyor ve onu en iyi özetleyen, tek aşkı olduğunu söylediği Sophie d’Houdetot adlı kadına ait bir cümledir diyor. Sophie, “Beni korkutacak kadar çirkindi ve beni ona cezbeden tel şey aşk değildi. Sadece acınacak bir figürdü ve ona kibar ve nazik davrandım. Kısacası o, bir çılgındı” (s. 39) diyor.

Yazar her bir entelektüeli anlatırken bir alt başlık kullanmış. Buradan o entelektüel hakkında bir ipucu yakalayabiliyorsunuz. Örneğin Percy Bysshe Shelley’i anlatırken kullandığı alt başlık “Fikirlerin Kalpsizliği” (s. 41-76); Öteki önde gelen entelektüelleri anlatırken kullandığı alt başlıklar da dikkat çekici mesela Karl Marx: “Ağız Dolusu Küfürler” (s. 77-116); Henrik İbsen: “Aksine”, (s. 117-150), Tolstoy: Tanrı’nın Büyük Kardeşi”, (s. 151-193); Ernest Hemingway’in Derin Suları”, s. 195-243); Brecht: “Buzdan Bir Kalp”, (s. 245-277); Bertrand Russell: “Mantıklı Zırvalar Vakası”, (s. 279-317); Jean Paul Sartre: “Küçük Bir Kürk ve Mürekkep Hokkası”, (. 319-355); Edmund Wilson: “Bir Yangın Artığı”, (s. 357-379), Victor Gollancz: “Huzursuz Vicdan”, (s. 381-405), Lillian Hellman: “Yalanlar, Lanet Olası Yalanlar”, (s. 407-430) alt başlığı kullanılıyor. Diğer entelektüelleri anlattığı 13. bölümün başlığı ise “Aklın Firarı”, (s. 431-480) şeklinde kullanılmış.

Entelektüeller adlı kitapta incelenen entelektüeller bağlamında bir modernite eleştirisi yapılıyor. Bunun yanı sıra özellikle I. ve II. Dünya Savaşları, Soğuk Savaş yılları, İspanya İç Savaşı, Vietnam ve Küba Krizleri, 1968 Öğrenci Olayları, Kamboçya Katliamı ve ekonomik, siyasi ve toplumsal krizler gibi yakın dönem olayları da okuyucunun istifadesine sunuluyor. Ayrıca kitabın entelektüeller için bir tür özeleştiri niteliği taşıdığını, bu sebeple ayrı bir önemi hâiz olduğunu söylemek mümkün.

Kitabın bana göre bir eksiği var. Ne yazık ki kitapta kaynakça kısmı yok. Yazarının ifade ettiği üzere kitap yazılırken birçok kaynağa müracaat edilmiş, bunlar dipnotlar halinde verilmiş ancak faydalanılan eserler, kaynakça kısmı olmadığı için, toplu halde gösterilememiş. Kitabın güzel bir indeksi var; kaynakça kısmı da olsaymış herhalde daha mükemmel olurmuş diye düşünüyorum.

Eseri, ilgi duyan herkese tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum.

Bu haber toplam 379 defa okunmuştur
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim