• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

Prof.Dr. Mustafa Acar, Yazar Okulu'nda ders verdi

Prof.Dr. Mustafa Acar, Yazar Okulu'nda ders verdi
Yazar Okulu programı kapsamında cumartesi günleri düzenlenen mutat Yönlendirme Derslerinin bu haftaki konuğu, Kırıkkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Acar’dı.Prof.
mustafaacarYazar Okulu programı kapsamında cumartesi günleri düzenlenen mutat Yönlendirme Derslerinin bu haftaki konuğu, Kırıkkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Acar’dı.

Prof. Acar “Türkiye’nin İktisadî Meseleleri” üzerine 17. Dönem öğrencileriyle bir söyleşide bulundu. 25 Aralık 2010 Cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliği Kültür Merkezinde gerçekleşen sohbette Acar; konuyu, iktisadın teorik kuramlarına ve  salt rakamsal verilere mahkûm etmeden sosyal bilimci bir eda yanı sıra, hararetli ve oldukça renkli bir üslûpla anlattı.

Ekonomik aktivitelerin tarihin akışında çok defa belirleyici rolüne atfen Acar Hoca, “değişim, siyaset ve hayat” alt başlıklarını usta bağlantılarla ana temaya ilave ettiği konuşmasında, Türkiye iktisadiyatının hâl-i pür melâlini ortaya koymaya çalıştı.

Söyleşiye, “nüfus artışı” bahsiyle, ancak Batılı genel kabule zıt bir girizgâhtan sonra başladı Mustafa Acar. Kaynakların aritmetik; nüfusun ise geometrik arttığından hareketle klâsik iktisatçılar, nüfus artışını tehlike addetmekteler. Artışın mahşerin dört atlısına, “açlık, sefalet, yoksulluk ve ölüm”e yol açacağını iddia eden bu teorinin aksine; çok ama nitelikli  bir nüfusun zenginlik ve dinamizm kaynağı olduğunu düşünüyorum. Kaynakların savaş ve silah yerine, ekonomik kalkınma uğrunda harcanması hâlinde; 1800’lü yılların bir milyar dolayındaki dünya nüfusuna nazaran bugün, teknolojik imkânlar sayesinde, yaşam kalitesi daha yüksek yedi milyarı insanı beslemek mümkündür. 150 yıl öncesi göz önüne alınırsa bu süreçte yaşanan nüfus patlamasına rağmen, zamanımızda açlıktan ölen insan sayısının daha az olduğu, rahatlıkla söylenebilir.

Prof. Dr. Mustafa Acar, 20. yüzyılı  ıskalamış bir toplum olarak Türkiye’nin, 100 yıllık ertelenmiş sorunlarıyla gerçek manada 2001 krizinde tanıştığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

Türkiye yirminci yüzyılı ıskalamış bir toplumdur, ama yirmi birinci yüzyılı ıskalama lüksü yoktur. Türkiye artık gerçek anlamda demokratik, sivil ve özgür bir ülke olmaya karar vermiştir; iç dinamikler ve dış konjonktür bunu gerektirmektedir. İki yüz yıldır belki de ilk defa Türkiye halkının beklentileri ve menfaatleriyle dış dünyanın Türkiye'den beklentileri bu kadar birbiriyle örtüşmüş durumdadır. Beri taraftan demokratik, sivil ve özgür bir Türkiye’nin inşası için siyaset, bürokrasi ve akademyanın müşterek hareket etme iştiyakı, geçmişe kıyasla bugün daha güçlü. Değişime bugüne kadar inatla direnmiş olan statüko, değişimin önünde daha fazla duramayacağını anlamış olmalı ki kerhen de olsa değişime kapıyı aralamış görünmektedir.

Bu çerçevede, Türkiye için tarih akışının adeta hızlandığı son zamanların kimi siyasi gelişmeleri üzerinde kuşbakışı bir gezinti yapmakta yarar vardır.

1980’lerden itibaren başlayan dışa açılma, şehirleşme, eğitimde ve haberleşmede devlet tekelinin kırılması, serbest ticarete ve ihracata dayalı büyüme modelinin sunduğu imkânlarla Anadolu’da, dindar-muhafazakâr bir orta sınıfın yükselmesi gibi iç dinamikler Türkiye'yi esaslı bir değişim ve dönüşümün eşiğine getirdi.

Söz konusu orta sınıfın iktidara taşıdığı Adalet ve Kalkınma Partisi, bu değişimin taşıyıcısı oldu. Dindar Müslüman kitleye hâlâ küçümseyerek bakma eğilimindeki geleneksel, kentli, okumuş, laik, entelektüeller, siyasetçiler ve zengin beyaz Türkler, bu olguyu hâlâ anlama ve hazmetme zorluğu çekse de; Türkiye'de son yıllarda değişimi, demokratikleşmeyi, sivilleşmeyi, özgürleşmeyi sırtlayan kesimin dindar-muhafazakâr kitleler olduğu çok açıktır.

Küreselleşme, Soğuk Savaşın bitmesi, sosyalist sistemin yıkılması, dışa açılma, serbest piyasa ekonomisini tesis etme girişimleri, AB ile bütünleşme çabaları, eğitim-iletişim-bilgilenme süreçlerinde devlet tekelinin kırılması, bilgi-işlem, ulaşım ve haberleşme teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmelerin uzağı yakın eden, sınırın öte yakasında nasıl bir dünyanın var olduğunu gösteren ve perde arkasında ne tür iktidar oyunlarının oynandığı konusunda vatandaşın gözünü açan gelişmeler, Türkiye'yi,  -yaklaşık yüz yıllık bir duraklama döneminden sonra- müthiş bir değişim sürecinin eşiğine getirdi.

Türkiye, 100 yıllık bir kesintiden sonra ilk defa yeniden bir dünya devleti olma yoluna girmiştir. Balkanlardan Kafkaslara, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya devasa bir coğrafyanın ve milyonlarca insanın gözü Türkiye'nin üzerindedir.

Her halükarda Türkiye'nin demokratikleşme, sivilleşme ve özgürleşme yürüyüşü devam etmektedir; tekerlek tümseği dönmüştür; Ergenekon artıkları ve statükocuların değişimi tersine çevirmelerine imkân yoktur. Türkiye adım adım hem kendi halkıyla hem komşularıyla barışacak; Kürt sorunu, Alevi sorunu, Ermeni sorunu gibi kamburları üstünden atacak; serbest ticaretçi ve piyasacı bir mantıkla dünya ile daha üst seviyede bütünleşecek, daha zengin ve daha saygın bir ülke olacaktır.

Türkiye  iktisadiyatını, hususen  2000’li yılları mercek altına alıp rakamlarla açıklamaya çalışalım.

2001 krizinde % 5,7 küçülen Türkiye ekonomisi 2002’de % 6,2; 2003’de % 5,3; 2004’de % 9,4; 2005’de % 8,4; 2006’da % 6,9; 2007’de % 4,5 büyüme hızını yakalamış ne var ki  2008’de küresel krizin etkisiyle büyüme hızı ancak % 0,7 olarak gerçeklemiştir.

2009’un tamamında % 4,7 gerileyen Türk ekonomisi, bu yıl birinci çeyrekte % 11,8; ikinci çeyrekte % 10,2; üçüncü çeyrekte ise % 5,5 büyüdü.

Küresel krizin ardından 2010 yılında, dünya ekonomisine paralel olarak Türkiye ekonomisinin toparlandığı ve birçok ülkeye göre daha yüksek büyüme hızını yakaladığı açıkça görülmektedir.

2001’de kişi başına düşen millî gelir 2.150 Dolar iken; içinde bulunduğumuz 2010 yılında bu rakam 9.750 Dolara yükselmiştir.

Aynı dönemler arasında Gayri Safi Milli Hasılanın 150 milyar Dolardan 670 milyar Dolara yükseldiğini belirtelim. Hatta, Satın Alma Gücü Paritesine göre hesaplayacak olursak bu rakamın,  1 Trilyon Dolar kritik eşiği dönme eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz.

80’li yıllarda Amerika’da öğrenciyken bol sıfırlı Türk parasıyla, dolayısıyla ekonomimizle nasıl alay edildiğinin bizzat tanığıyım. Köprülerin altından çok sular aktı; bu zaman diliminde Türk ekonomisi artık yabancıların gıpta ettiği bir noktaya geldi. Şimdilerde  yurt dışında düzenlenen  ekonomi zirvelerinde gururla bu gözlemi yapmaktayım. En son Mısır’da katıldığım   uluslararası  bir sempozyumda, Türk ekonomisi üzerine gündem dışı özel oturumlar tertiplendiğini sevinerek müşahede ettim. Dünyanın önemli finans merkezlerinde ve ekonomik  organizasyonlarda vuku bulan son zamanların en popüler merakı ve anlama çabası, “Türkiye’de ne oluyor?” sorusudur.

Türk ekonomisinin tamamen sorunlarından arındığı söylenemez şüphesiz. Cari açık ve işsizlik önümüzde duran en mühim sorun alanlarıdır. Ancak hızlı büyümenin cari açığa yol açacağı malumunuzdur. Ayrıca tasarruf bilincinin yetersizliği; ham madde ve ara malı girdilerinde dışa bağımlılık cari açığı körüklemektedir.  40 milyar dolaylarında bir cari açığımız mevcut.  Haddizatında kontrol ve finanse edilebilir cari açık, sorun teşkil etmez. 19. Asırdan bugüne Batı’yla arasındaki farkı kapatmak isteyen ve gelişmekte olan Türkiye gibi ülkelerde, cari açık olması kaçınılmazdır.

İşsizliğin % 10,3 dolaylarındaki oranıyla düşüş eğilimine girdiğini söyleyebiliriz. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO)’ne göre “işsizlik” nasıl tanımlanmıştır? İşsizlik oranı, hangi kriterlere göre hesaplanmaktadır.

1- Kişinin işi olmayacak,

2- İşsiz kişi, iş arayacak,

3- Kişi, iş bulduğunda çalışmaya hazır olacak.

İşsizliğin ekonomik, siyasî-sosyal ve işsizlik sigortası cihetiyle bütçe maliyeti var. 2010’da,  son on aylık dilimde 1 milyon iş istihdamı sağlandığını belirtelim. Ne var ki Türkiye’de her yıl iş gücü piyasasına  650-700 bin genç dahil olmaktadır. Ayrıca ihracatın azalması da iş kapasitesini daraltmaktadır.

Ekonomik ve siyasi istikrarın makro dengeleri olumlu anlamda doğrudan etkilediğini  rahatlıkla söyleyebiliriz. Türk ekonomisinin bugünkü trendi yakalamasında önemli etkenler var. Sıcak para akışı, enerji havzasına ilişkin stratejik ve coğrafi konumu, küresel krizin teğet geçmesi gibi. Ezcümle; kâr fırsatı ve geleceğe güven duygusu, Türk ekonomisini bölgesinin  parlayan yıldızı yapmaktadır.

Borsa, vücudun kalp atışları gibidir. Reel piyasanın tepkileri ayniyle borsaya yansır.  Borsada yabancı yatırımcı payı % 60  dolaylarındadır. Bu durumdan endişe ve kuşku duymaktan çok,  bunun bir yönüyle yabancıların Türk  ekonomisine duydukları güveni ifade ettiğini düşünebiliriz.

Enflasyon oranının % 7; reel faizin ise  % 6 dolayında seyretmesi, bir diğer mühim ekonomik göstergedir.

Borçluluk oranı, mutlak rakamsal olarak artmış gözükmektedir. Ancak toplam iç ve dış borç stokunun, 2001’de GSMH’ye oranı % 78 iken; 2010’da % 40 dolayında olduğu, gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntıdır. AB ülkeleriyle kıyaslandığında bu oranın makul bir seviyede  olduğu görülecektir. Aslında dinamik bir ekonomide, çevrilemeyecek borç yoktur.

İMF’ye, 2001 yılında, 21 milyar Dolar borçlanmıştık. Bugün bu rakam, 6 milyar Dolar düzeyine inmiştir.

Ekonomiyle siyasetin iç içe iki alan olması yönüyle, her siyaset adamı aynı zamanda bir iktisat kuramcısının öğrencisidir.

Bir lokma bir hırka anlayışı, toplumun tümüne şamil kılınamayacağına göre; sağlık, eğitim, sosyal, kültürel, ahlakî ve dinî faaliyetler için kaynak zarureti elzemdir.

Fena hâlde umutluyum. İç ve dış dinamiklerin içinden geçmekte olduğumuz muazzam değişim ve dönüşüm sürecini zorunlu kıldığını; küreselleşme, demokratikleşme, sivilleşme ve özgürleşmenin zengin ve müreffeh bir toplum inşasına yol açacağını düşünmekteyim.

Gelin hep beraber gelecek kuşaklara refah, istikrar, barış içinde zengin bir Türkiye bırakmanın adımlarını atalım!

Yazan: Ali Fuat Gölbaşı

Prof. Dr. Mustafa Acar, Türkiye’nin İktisadî Meseleleri, Konferans, TYB Kültür Merkezi.
Bu haber toplam 1695 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim