Prof. Dr. Turan Karataş: Necip Fazıl’a Akademinin Kapılarını Açan Hoca: Prof. Dr. M. Orhan Okay

Prof. Dr. Turan Karataş: Necip Fazıl’a Akademinin Kapılarını Açan Hoca: Prof. Dr. M. Orhan Okay
TYB Akademi 22 / Orhan Okay / Ocak 2018

Prof. Dr. Orhan Okay’ın, bir edebiyat araştırmacısı olarak, hayatlarını ve eserlerini incelemek için büyük emek verdiği beş mühim edebiyatçı vardır: Beşir Fuad, Ahmet Mithat, Mehmed Âkif, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Necip Fazıl Kısakürek. İlki hakkında hazırladığı monografi, Yeni Türk Edebiyatı alanında yapılan 4. doktora tezidir; yayımlandığı zaman edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırmış, ilgi ve itibar görmüştür. Ahmet Mithat Efendi’nin, bu büyük anlatıcının eserlerinde Batı medeniyetiyle hesaplaşmasını inceledi rahmetli Hocam. Mehmed Âkif -Bir Karakter Heykelinin Anatomisi- kitabı, Âkif’in hayatı, şahsiyeti ve şiiri hakkında tarafsız bir bilim adamının dikkatli inceleme sonuçlarını ve yorumlarını içermektedir. Çekincesiz diyebiliriz ki, Tanpınar hakkında en kıymetli, en güvenilir ve en kapsamlı monografi Orhan Okay’ın kaleminden çıkmıştır. Necip Fazıl üzerine incelemesi ise uzun yılların birikimiyle ve Hoca’nın yıllarca büyük dikkati sayesinde biriktirdikleriyle vücut bulmuş değerli bir çalışmadır.

İlk şiiri 1923’te Yeni Mecmua’da çıkan Necip Fazıl’ın ilk kitabı Örümcek Ağı 1925’te yayımlanır. Şairin lise ders kitaplarına girişi ise 1930’dadır. Söylemek gerekir ki, ilk şiiri yayımlandıktan yedi sene, kitabı çıktıktan beş sene sonra resmi edebiyat müfredatına dâhil olmak harika bir talihtir. Elbette bunda Necip Fazıl’ın muhteşem şairliğinin payı büyük. Onun daha ilk eserleriyle edebiyat âleminde nasıl bir etki uyandırdığını bu durum üzerinden bile anlamak mümkündür.

Fakat şurasını hatırlatalım, şair ve yazarların, adına “edebî kanon” dediğimiz resmî veya kabul gören listelerde yer almaları her dönem aynı ölçütlere göre olmamıştır. Başka bir ifadeyle söylersek, ders kitaplarına, edebiyat tarihlerine girmek, okullarda okutulmak, ortak değer sayılmak için, zaman zaman edebî kıymet ölçüsünden başka şartlar da etkili olabilir. Devirlerin siyasî anlayışları, iktidarların tutumları, edebî kamunun destekleri, günün koşulları gibi birçok âmil devreye girebilir. Elbette en büyük etken, edebî eserin gücüdür, kendine alan açma kabiliyeti ve karakteridir.

1930 senesinde, İsmail Habib, “liselerin son sınıflarına resmen kabul edilmiş” Edebi Yeniliğimiz kitabında Necip Fazıl’a yer verir; şiirlerinden bilhassa “Kaldırımlar”dan örnek mısra ve dörtlükler göstererek şairin sanatını açıklamaya çalışır. Kitapta “SON NESİL” başlığı altında, yaşça büyük olduğu için ilk isim olarak Nazım Hikmet’e iki sayfa, ikinci sırada bahse mevzu olan Necip Fazıl’a ise üç buçuk sayfa ayrılmıştır. İsmail Habib’in yaklaşık 90 sene evvel yani adı geçen iki şair karşı uçlara çekilmeden, bazı çevrelerce Necip Fazıl’a “sâbık şair” yaftası vurulmadan yapmış olduğu değerlendirmesinden, ilginç bulduğum için, tadımlık bir alıntı yapmak istiyorum:

“Nâzım Hikmet’in sanatını tersine çeviriniz ve o ters sanatın bütün güzelliğini tebellür ettiriniz, bundan Necip Fazıl’ın sanatı çıkar: O, haykırıyordu, bu, inler. O, dışa bakıyordu, bu içine gömülür; onun muhayyilesi Çin ü Maçin’i, Hind ü Sindi dolaşmaktadır; bunun kâinatı kendi kalbinin ışıklarından ibaret. O, kulağını dünya işlerine çevirmişti, bu kulağını sadece kendi ruhunun sesine tutuyor…” (1930: 469)

Mustafa Nihat’ın [Özön] lise son sınıflar için ders kitabı olarak hazırladığı ve aynı yıl (1930) basılan Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi’nde Necip Fazıl’ın beş şiirine (“Akşam”, “Gurbet”, “Köroğlu”, “Otel Odalarında”, “Açıklarda”) yer verilmiş (s. 235-237). Aynı kitabın 1941 yılında Son Asır Türk Edebiyatı Tarihi adıyla çıkan baskısında da şairimizin sanatına dair küçük değerlendirmelerle birlik aynı şiirlerini okuruz.

Bu tarihten 1975’e kadar tam 34 sene, bırakın eserlerinden numuneyi, şiirinden/ sanatından bahsedilmeyi, Necip Fazıl Kısakürek ismini bile ders kitaplarında göremeyiz. Mehmet Kaplan 1975’te lise birinci sınıflar için hazırladığı ders kitabına Necip Fazıl’ı alır ve bir şiirine (“Köroğlu”) yer verir. Kaplan, 1977’de çıkan lise 2. sınıf kitabında şairin “Zaman” şiirini almış ve sanatıyla ilgili küçük değerlendirmeler yapmıştır. Yine aynı sene lise 3. sınıflar için kabul edilen kitapta Kaplan Hoca, Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirine ve kısa “açıklama”sına yer vermiştir. Ancak burada bir hususu açıklamak lüzumu var: Başka yazılarından, özel ilişkilerden, hatırlardan biliyoruz ki Kaplan Hoca’nın liseler için hazırladığı üç edebiyat kitabında da Necip Fazıl’a yer vermesi kendi isteğiyle değildir. Dönemin müfredatı gereğidir.[1]

Necip Fazıl’ın üniversitelerde derslere konu edilmesi de bu yıllardadır yani ‘70’lerde. Hakkını yemeyelim, Mehmet Kaplan’ın “Cumhuriyet Devri Türk Şiiri” derslerinde “Kaldırımlar”ı tahlil ettiğini öğrencileri söylüyor.[2] Fakat Necip Fazıl’ı üniversite kürsüsüne taşıyan, bir bakıma “resmî edebiyat kanonu”na dâhil eden veya buna önayak olan; onun hakkında ciddi incelemeler, araştırmalar yapan, yaptıran, tezler hazırlatan Orhan Okay’dır.

Bu bahse tekrar dönmek üzere geriye doğru bir parantez açmamız gerekiyor. Orhan Okay’ın çocukluk ve gençlik yıllarına gidersek, Necip Fazıl’ın eserleriyle erken zamanda buluştuğunu görmekteyiz. Henüz ilkokula başladığı, okumayı yenicek söktüğü yıllarda, çocuklar için hazırlanmış resimli bir okuma kitabında Necip Fazıl’ın “Üç Atlı” şiiriyle karşılaşmıştır. Hoca, yıllar sonra o günleri anlatırken, “O zamanki taze hafızamla kolaylıkla ezberlediğim ve şimdi içimde buruk bir lezzetle hatırladığım şiir” diyecektir (Okay 2014: 135).

Üç mısralık bentler biçiminde tertip edilen bu şiiri hatırlayalım:

              Karşı yoldan üç atlı,/ Bir kuş gibi kanatlı,/ Geliyor köye doğru.

              Cebkeni kola atmış,/ Sağ elini uzatmış,/ Üçü de göğe doğru.

              Bir bulut olmuş rüzgâr,/ Heyecandan başaklar,/ Tutmuş nefeslerini.

              Sıra dağlar inliyor,/ Kalbi diye dinliyor,/ Çelik nal seslerini.

              Sürün atlılar, sürün!/ Beni alıp götürün,/ Bu yerde pek yalnızım.

              Demeyiniz, bu da kim?/ Öyle diyor ki, içim,/ Candan aşinanızım... 

                                                                                                             (1926)

Mutlu çocukluk hatırası olan bu şiirle ilgili intibalarında Hoca, “Bu şiirde yalnızlığın derinliği ve ürperticiliği çocuk muhayyilemi, hattâ rüyâlarımı uzun zaman meşgul etmiştir.” der (Okay 2014: 136). Yine o yıllarda, ezberlediği şiirin şairini, bir yaz mevsiminde Çengelköy’de iskele meydanındaki bir gazinoda “masalardan birinde, kadınlı-erkekli neşeli bir grubun içinde yüksek sesle konuşur ve etrafındakileri güldürürken” görmüştür. “Bir çocuk hayranlığıyla ve bütün dikkatimle onu seyrettim. Tiril tiril, şık bir yazlık kıyafet içinde, diğerlerinin oturduğu masada o ayakta duruyor, biraz mübalağalı görünen teatral el ve kol hareketleriyle bir şeyler anlatıyordu.” (Okay 2014: 136-37)

Bu tarihten dokuz on yıl sonra ilk gençlik çağına adım atan Mehmet Orhan, polis memuru olan babası tarafından eve getirilen Son Telgraf gazetesinden Necip Fazıl’ın “Çerçeve” adlı köşe yazılarını okuyacaktır. Büyük Doğu’yu 2. Dönemin ilk sayısından itibaren (Kasım 1945) takip etmeye başladığında ise ortaokul ikinci sınıfı tekrar ediyordur (Okay 2011: 28).

Orhan Okay İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin dördüncü sınıfında talebe iken (1954) aylık İstanbul dergisinde “Dergiler-Yayınlar-Olaylar” başlığı altında değerlendirmeler ve değiniler yazmaya başlar. Derginin son sayfalarında yer alan bu yazılar, genç Orhan’ın ilk kalem tecrübeleridir. On birinci yazısında, Necip Fazıl’ın yeni çıkan Sonsuzluk Kervanı kitabı hakkında bir sayfayı zor dolduracak kısa bir tanıtım/ değini var. Öğretmenliği henüz hak etmiş bir edebiyat heveskârının ilk kanaatlerini, ihtiyatlı ifadelerini okuruz satırlarında. (Gerçi Hoca bu tedbirli söyleyişi, ölçülülüğü, ömrünün sonuna kadar hiç kaybetmedi.) Söz konusu yazıda, Necip Fazıl’ın, şiirinin “dolgun muhteva ve kuvvetli ifade”siyle kuşağının mühim bir temsilcisi, bilhassa 1936’ya kadar yayımlanan şiirleriyle aranılan ve okunulan bir şair olduğunu söylemektedir. Şairin ilk devrede ortaya koyduğu “ruhçu” şiirden sonra metafizik ve içtimaî karakterli eserlere yöneldiğini belirtir. Genç Orhan Okay, Necip Fazıl’ın ilk/eski şiirleri üzerinde yaptığı değişikliklerin, şiiri daha güzelleştirmediği kanaatindedir.[3] Hoca, sonraki yıllarda bu düşüncesini yumuşatarak değişmeyi “gelişme” olarak görecek ya da yorumlayacaktır.[4]

***

Necip Fazıl’ın eserlerinin özellikle şiirinin üniversitelerde okutulması, incelenmesi, araştırma konusu yapılması, bir bakıma “resmî kanon”a dâhil edilmesi bahsine tekrar dönecek olursak, tereddütsüz şunu söyleyebiliriz; bu hususta en büyük pay Orhan Okay’ındır. Hoca, 1970’den itibaren Necip Fazıl’ın şiirini ve poetikasını hem derslerinde anlatmaya başlıyor hem de öğrencilerine Necip Fazıl’ın eserleri hakkında birtakım bitirme çalışmaları yaptırıyor.[5] Sonra bir öğrencisine Necip Fazıl’ın şiirlerindeki değişmeleri konu alan bir yüksek lisans tezi hazırlatmıştır.[6] Bana bir talihsizlik gibi geliyor, Hoca’nın Necip Fazıl üzerine bir doktora çalışması yaptırmayışı. Prof. Dr. Kaya Bilgegil danışmanlığında Hasan Çebi tarafından yapılan ve 1984’te tamamlanan Necip Fazıl Kısakürek’in Şiiri isimli tez[7], sanki buna mani olmuştur.

Beri tarafta Orhan Okay, en az bir yıl önce yazıldığını tahmin ettiğim ve 1980 yılı başında bir mecmuada yayımlanan “Necip Fazıl’ın Şiiri” başlıklı uzun makale ile özelde Kaldırımlar şairinin şiirine, genelde sanatına yönelen büyük dikkatinin ilk tezahürünü yazıyla ortaya koymuş oluyordu.[8] Yayımlanmasından bir yıl sonra, fakültede birinci sınıf öğrencisi olan bizlere teksir edilmiş bir formalık ders notu biçiminde dağıtılan bu inceleme, Orhan Okay’ın, sonraki yıllarda kitap hacmine gelecek Necip Fazıl araştırmalarının ilk adımını yahut çekirdeğini teşkil edecektir. Bu tarihten sonra Hoca, “Necip Fazıl’ın Şiiri ve Poetikası”, “Necip Fazıl’ın Dergileri-1: Ağaç”, “Necip Fazıl’ın Şiirinin Poetika Açısından Tekevvünü”, “Sözün Demini Bilen Kişi: Necip Fazıl ve Şiir Sanatı” başlıklı incelemelerini yayımlayacaktır. Hoca’nın 1987 yılında Kültür Bakanlığı Yayınları “Türk Büyükleri Dizisi” arasında Necip Fazıl Kısakürek kitabı çıkar. Bu kitapta Necip Fazıl’ın kısa bir hayat hikâyesinin ardından sanat hayatı, eserleri, dergiciliği, şiirleri ve sanatı, tiyatrosu, hikâye ve romanları üzerinde durulmuş, eserlerinden bilhassa şiirlerinden seçmelere yer verilmiştir.[9]

Doksanlı yılların hemen başından itibaren Orhan Okay’ın Necip Fazıl üzerine araştırma ve incelemeleri genişleyerek devam ediyor. “Senfonya’dan Çile’ye”, “Büyük Doğu”, “Necip Fazıl’da Dinî Duygunun Gelişmesi”, “Mukaddes Fikrin Davacısı”, “Necip Fazıl Şiirlerinin Estetik Derinliği”, “Çiledekiler ve Çöplüğe Atılanlar”, “Eyüp Sırtlarında Bir Necip Fazıl”[10] başlıklı kuşatıcı makaleler bunların belli başlıları. Ayrıca Necip Fazıl üzerine kendisiyle yapılan tatlı, doyurucu konuşmalar. Bütün bunlar 2014 yılında Necip Fazıl -Sıcak Yarada Kezzap- kitabında derlenip toparlanmış, bir düzen içinde okuyucunun huzuruna çıkarılmıştır. Şunu da ilave edelim, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde Necip Fazıl’ın kitaplarından beşiyle ilgili maddelerde de Orhan Okay’ın imzası bulunmaktadır

Sonuç olarak, M. Orhan Okay, yüceltici ve indirgeyici yorumlara bakmadan, aklıyla, ilmiyle, irfanıyla Necip Fazıl’ı yirminci asır Türkiye’sinin en mühim şahsiyetlerinden ve şairlerinden biri olarak görmüş, bir bilim adamı olarak onun sanatkâr cephesini, özellikle şiir sanatını ve diğer edebî eserlerini incelemek için onlarca makale yazmış, birçok araştırmaya yol göstermiştir. Hemen bütün söylediklerini, yazdıklarını ifrat ve tefritten uzak durarak, hayranlığı ve nefreti uğraşına karıştırmadan mümkün olduğunca tarafsız bir bakışla ve gerçek bilgiye dayanarak yapmıştır. Hoca, Necip Fazıl’a ait bütün malzeme ortaya konduktan sonra daha birçok çalışma yapılacağını söylerdi. Bu büyük sanatkâr ve aksiyon adamı hakkında bilhassa “sağlam bilgilere ve vesikalara dayanan bir biyografi” yazılması gerektiğini ısrarla dile getirmiştir.

Son sözüm genç araştırmacılara, örnek alınması dileğiyle, Hocamın gıpta ettiğim birkaç hasleti üzerine olacak. Prof. Dr. M. Orhan Okay, bütün hayatı boyunca ilmine kibirlenmedi, kişiliğini tevazuun kadife yumuşaklığı ile giydirdi. Kibrin şeytandan olduğunu biliyordu. Bugün birçok örneğini gördüğümüz, ilmi var ama şahsiyeti ham yahut yaralı yani huysuz, geçimsiz, kibirli, yanına yaklaşılmaz; dahası kurnaz, hesapçı bilim insanlarından olmadı. Bu sebeple de “hocaların hocası” gibi üstün bir sıfatı hak etti. Bir edebiyatçıda bulunması gereken zarafetle ve letafetle dünya ömrünü tamamlayan bu güzel insanın ebedî mekânı da cennet olur inşallah.

 

KAYNAKLAR

İsmail Habib [1930], Edebî Yeniliğimiz, 3. tabı, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Kaplan, Prof. Dr. Mehmet (1977), Edebiyat, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.

Mustafa Nihat [Özön] (1930), Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Devlet             Matbaası.

Okay, Orhan (1955), “Dergiler-Yayınlar-Olaylar: Sonsuzluk Kervanı”, İstanbul, C. 2, S. 3, Mart.

Okay, M. Orhan (1987), Necip Fazıl Kısakürek, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Y.

Okay, M. Orhan (2011), “Kitaplar, Okul Sıraları ve Kürsüler Arasında Bir Ömür”, Orhan Okay             Kitabı,  Hazırlayan: Ezel Erverdi, 2. baskı, İstanbul: Dergâh Y.

Okay, M. Orhan (2014), Necip Fazıl Kısakürek -Sıcak Yarada Kezzap-, İstanbul: Dergâh Y.

 

 

 


[1]Lise 3 Edebiyat kitabındaki “önsöz”ün ilk cümlesi şöyle: “Bu kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi’nin 4 Ekim 1976 tarih ve 1901 sayılı nüshasında yayınlanan Lise III Edebiyat dersi müfredatı göz önünde bulundurularak yazılmıştır.” (Kaplan 1977: VII)

[2] Mehmet Kaplan’ın İstanbul Üniversitesi’nden öğrencisi olan Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın şifahen bize anlattıklarından.

[3]Altmış yılı aşkın bir zaman önce yazıldığı için ve bugün erişmek kolay olmadığından yazıyı o günkü imlâsıyla buraya alıyoruz: “Bin dokuz yüz yirmi üçten sonraki şiirimizde, bugün hiç bir şeyleri kalmayan birkaç hececişâirin dışında, Nâzım Hikmet ve Necib Fâzıl gibi dolgun bir muhtevâ ve kuvvetli bir ifâde ile uzun zaman devam edecek bir edebî cereyanın iki kuvvetli mümessili görülür. Nâzım Hikmet’in materyalist bir ideolojiyi müdafaası karşısına Necib Fâzıl’ın spiritüalist şiiri koyması, aşağı yukarı dokuz yüz otuz altı senesine kadar devam eden bu devrede onu şiirleri her zaman aranılan ve okunan bir şâir hâline getirmişti.

O zamandan bugüne kadar geçen yirmi yıla yakın bir zamanda san’at dergilerinde Necib Fâzıl’ın pek az şiiri görüldü. Son günlerde çıkan (Sonsuzluk Kervanı)* isimli şiir kitabı şâirin bu yirmi yıl içinde de boş durmamış olduğunu gösteriyor. Kitab yüz on yedi parça şiiri ihtivâ ediyor. Bunlardan bir kısmı bin dokuz yüz otuz iki senesinde neşredilmiş olan (Ben ve Ötesi) isimli kitabından seçilmiş; diğerleri bu tarihten sonra yazdığı şiirler. Bu şiirlerin bir kronolojisi yapılmak istenirse şâirin üç merhaleden geçmiş olduğu görülür: Spiritüalist, metafizik ve içtimaî. Sanatın sanat için olduğunu belirten (Ben ve Ötesi) şâiri psikoloji ve metafizik sâhasında idi. Son şiirleriyle içtimaî olduğu anlaşılıyor. Kitabın mukaddimesinde iki zıd görüşü telif etmek isteyen Necib Fâzıl (Sonsuzluk Kervanı) için şiirleri arasından yaptığı seçmeler hakkında şu ölçüyü veriyor:

Ben şiiri, her türlü gayenin üstünde, doğrudan doğruya kendi zat gayesine (San’at için san’at) fakat kendi zat gayesinin sırriyle de Allaha ve Allah dâvâsının topluluğuna (Cemiyet için san’at) bağlı kabul etmişim..

Eski şiirlerinden bir kısmı üzerinde bazı değişiklikler yapmış. Bu değişikliklerin şiirleri daha güzelleştirmiş olduğu söylenemez. Hattâ (Kaldırımlar) gibi çok alışık olduğumuz parçalarda yadırganıyor. Son şiirinden (Beklenen), (Ne İleri, Ne Geri), (Yollar ve Gökler), (Duâ) ve (Hayat, Mayat) Ben ve Ötesi’ndeki kuvvetli ifadeyi devâm ettiriyor.” (Okay 1955: 49)

(* Sonsuzluk Kervanı -Şiirler-, Serdengeçti neşriyatı, Ankara 1955, 186 s.)

[4] “Bu değişmeler hakkında farklı kanaatlere de varılsa, Necip Fazıl’ın şiirlerinin bu gelişme çizgisi, bize usta bir elin, dili plastik bir hamur gibi kullanmakta maharetini göstermektedir.” (Okay 1987: 72)

[5]Söz gelimi, “Necip Fazıl’ın Eserlerinde Ölüm Duygusu” (1970), “Hikâyeleriyle Necip Fazıl” (1972), “Bir Adam Yaratmak” (1975), “Necip Fazıl’ın Değişiklik Yapılan Şiirlerinin Mukayesesi” (1976), “Necip Fazıl Kısakürek’in Tiyatrolarında Tipler” (1977) Orhan Okay’ın yaptırdığı lisan tezleri arasındadır.

[6]İbrahim Kavaz, Necip Fazıl’ın Şiirlerindeki Değişmelerin İncelenmesi, Fırat Üniversitesi, Elazığ 1985.

[7] Necip Fazıl şiiri hakkında şimdiye kadar yapılan maalesef tek doktora tezi olan bu çalışma, Bütün Yönleriyle Necip Fazıl Kısakürek’in Şiiri adıyla kitaplaştı (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Y., 1987). 

[8] Söz konusu inceleme Burak mecmuasının (Burdur) iki ayrı sayısında (S. 3-4 Ocak-Şubat 1980, s. 7-12; S. 5 Mart 1980, s. 5-12) yayımlanmıştır.

[9] Bu kitap 1998’de Şule Yayınları’nın “Bizim Klasiklerimiz” dizisi arasında küçük değişiklerle yeniden yayımlandı.

[10] Orhan Okay’ın yazılarının künyesi için Erdoğan Erbay ile Ömer Faruk Karataş’ın hazırladığı “M. Orhan Okay Bibliyografyası”ndan yararlandık (Orhan Okay Kitabı içinde, s. 121-142).

Bu haber toplam 619 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim