• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

Ramazanın eskisi yenisi

D. Mehmet DOĞAN

Artık eskisi kadar “nerde o eski ramazanlar” muhabbeti yapılmıyor. Bu ibadetin bizde kendine mahsus bir kültürü var.

Elbette ramazanla ilgili hükümler değişmiyor, fakat kültür değişiyor. Mesela, eskiden devlet büyüklerinin evleri iftar için açık sofraya dönüştürülürmüş. Bugün böyle bir uygulama yok. O zaman da bugünün “iftar çadırı” yok!  
 
Vaktiyle devletliler kendi keselerinden ve kendi hanelerinde iftar verirken, şimdi ekseriya devlet bütçesinden iftar çadırları kuruyor. Bir taraftan iftar yemekleri alabildiğine genişlerken, diğer taraftan gittikçe daralıyor. Bir iki eş dost akraba karşılıklı davetinden öte aile sofralarının dışa açıldığı görülmüyor.  
 
Ramazanı fertler tutuyor. Devlet veya belediyeler değil. Onun sevabı da tutanlara olacak. Kısası, evlerimizi iftar için açmamız işin doğrusu olmalı.  
 
Bu bahsi fazla uzatmayalım, ramazanın gelişi ve gidişi de her şeye rağmen ihtilaf konusu olmaya devam ediyor. “İslâm ülkeleri” bir türlü aynı gün oruca başlayıp, aynı gün bayram edemiyor. Türkiye bu konuda epey çaba sarf etti. Hilâlin görünmesi ile ilgili gözlemler, hesaplar zamanımızda çıplak gözle değil, teknikle yapılmalı, denildi. Bunun pek de kabul görmediği anlaşılıyor. Belki de bu yuvarlak yeryüzünde hilâli aynı gün veya gece görmek mümkün olmuyor. Fakat ihtilafın daha çok bölgemizde ortaya çıkmasına ne demeli? Bir aralar Suudi Arabistan ayrı, Mısır ayrı, Suriye ayrı takvimle ramazana giriyordu. 
 
Biz ramazanın geleceğini takvimden biliyoruz. İlan edilen gün oruç başlıyor. Hilâli çıplak gözle görme kültürü geri plana düştü. İşte eski, fakat hayli eski, dört asır kadar önce bir ramazan başlangıcı var ki, şairlere konu olmuş.  
 
Bağteten sâbit olup gurre firâşında imâm 
 
Hâb içün yatmış iken etdi terâvîhe kıyâm  
 
Lâle devrinin şairi Nedim bakın ne anlatıyor: İmam uyumak için yatmışken, ayın ansızın hilâl şeklinde sabit olmasıyla teravihe kalktı! 
 
Bu elbette “yarın ramazan başlıyor” demektir! 
 
Bunun tarihî bir olay olduğu anlaşılıyor.  
 
Ben Ahmet Refik’in Lâle Devri kitabında rastlamıştım; o da dönemin kaynaklarına atfen yazıyor. Şabanın 26. Cuma günü imiş. Devlet erkânı Ferahabad kasrında eğleniyormuş. 3. Ahmed, meşhur veziri İbrahim Paşa (Damad) ve şeylühislâmdan başlıyarak erkân orada. Müneccimler pazartesi gün dahi hilâlin görülmeyeceği fikrinde. Fakat bir de bakılıyor ki kandiller yakılıyor ve ahali davul dövülerek teravihe davet ediliyor… 
 
Böyle cümbüşlü bir gecede can sıkıcı bir hâl… 
 
***
 
İşin aslını devrin vak’a nüvisi (resmî tarihçisi) Âsım Efendi anlatıyor. Ayasofya baş kayyumu olan iki yüzlü lânet olası mutaassıp Arnavud’un doğru yanlış sözlerini tasdik için gereken bir iki ırgad ile “elhamdülüllahi teala ramazan göründü” yolunda duyurusu, erkek ve çocuklardan oluşan kalabalık güruh ile kadı efendinin huzurunda şehadet etmeleri ile ramazan sabit oldu, diyor… 
 
Bu tam mânasıyla ramazan öncesi keyfeden büyüklerin zevkine limon sıkmak. Nedim’e göre bu durumda ne yapıyor büyükler: 
 
Baş kaldırmadılar öğleye dek uyhudan 
 
Yevm-i şek zevkine hazırlanan ahbâb-ı kirâm 
 
Büyükler, ramazanın başlamayacağını sanıp öğleye kadar uykudan baş kaldırmadılar!  
 
Şiirde “yevm-i şek” tabiri geçiyor. Yani “şüphe günü, tereddüt günü”.  
 
“Ahbab-ı kiram”, halkın gece teravih kılmasına rağmen ramazanın başlangıcı olduğu tesbit edilemeyen gün sayıp öğleye kadar uyumaya devam ediyorlar.  
 
Ramazanın erken ilânı din adamlarının yönetimin zevk ü sefaya dalmasına bir tepkisi olabilir mi? Büyük ihtimalle böyle bir tepki var.  
 
Nitekim Nedim: 
 
Bilemem ben de şâhidde mi takvimde mi  
 
Hele bir kizb var ortada budur sıdk-ı kelâm  
 
“Ben de bilemem ancak sözün doğrusu şu ki, ortada şahitten yahut takvimden kaynaklanan bir yalan var…” 
 
Hayırlı ramazanlar dileği ile… 
09.05.2019-Karar
Bu yazı toplam 107 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim