• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Rasim Özdenören yazdı : "Bir fiskelik başmuharrirlik"

Rasim Özdenören yazdı : "Bir fiskelik başmuharrirlik"
"Bir ilmin butlanı onun müntehasında belli olur" diyor bir tasavvuf büyüğü.
rasimozdenoren"Bir ilmin butlanı onun müntehasında belli olur" diyor bir tasavvuf büyüğü. İlim ve butlan (batıl olma) kelimelerine geniş bir anlam yüklersek, herhangi bir uygulamanın da yeterli ve geçerli olup olmadığını onun müntehasında (limitinde, bitim noktasında) anlarız.

Bir pilotun, kaptanın, sürücünün yeteneği de araca ilk hareketin verildiği kalkış halinde ve sonunda park etme esnasında ortaya çıkar...

Liderlik de öyle... Onun kıratı da, kritik anlarda kendini gösterir. Her şeyin güllük gülistanlık olduğu durumlarda değil... Lider, yeteneğini, yani liderlik liyakatini kritik anlarda ortaya koyduğu becerisiyle kanıtlar.

Tatbikat alanı denize benzer. Denize ancak yüzme bilen ve denizin ortasında yön tayin etme yetisine sahip olan girer. Deniz, yön tayin etme melekesinden yoksun olarak ve yüzme bilmeden girmeye teşebbüs edeni sürgit içinde barındırmaz. Onu eninde sonunda dışına atar, hem de bir ceset olarak...

***

Gemiyi yöneten kaptandır. Kaptan köşküne oturtulan veya o köşkte yer kaplayan rasgele biri salt orayı işgal ediyor diye kaptanlığa ehil ve layık sayılmaz. Kaptan, köşkte sebze gibi oturan lalettayin biri değildir. O, bir siyasî partinin başındaki emanetçi tip de değildir.

Onun ustalığı fırtına başlayıp gemiye uygun bir rota belirleme mecburiyetiyle karşılaşıldığı anda ortaya çıkar. Değilse, vatandaş, ömür boyu köşkte oturmaya devam edebilir ve sırf orada oturuyor olmasından dolayı da ona kaptan gözüyle bakılabilir. Zihî hayal!..

***

60 yıl kadar önce Necip Fazıl, zamanın basın mıntıkası olan Babıâli'de adı yazara veya başyazara çıkmış bazı tipler üzerine şunları söylüyordu: "... doktorlar en iyisiyle en fenası, hiç olmazsa Tıb Fakültesini bitirmek ve şartların en azına malik bulunmak noktasından beraberdirler. Bu kabataslak vahdet ölçüsünü her yerde ve her meslekte bulursunuz da Babıâli'de ve muharrirlikte hayır!.. Sanki Babıâli, bir kilometre murabbalık bir çerçevede ve beş on kişi arasında, insanlığı bütün tezadlarıyla hülasaya memur bir seciye panayırıdır! Bütün aklî ve ruhî kıymetler, evvelki gün, dün ve bugün yüzdeyüz asılları ve sahteleriyle oradadır. Hepsinin de ismi muharrir yahut başmuharrir./Hiçbirinin bir tek eseri yoktur. Söz, fikir ve kürsü salahiyetlerine ait tek vesika gösteremezler. Gazetelerinin üzerine yüz küsur bin bastıklarına dair rakamlar koyarlar da, başmuharrirlerinin en adi gazetede bir musahhih yamağı iktidarında bile olmadığını bilmek istemezler. Bir başkası da, esasen hak sahibi olmayan bir babanın sadece sulbünden geldiği ve binaenaleyh milyonluk bir müessesenin sahibi olduğu için başmuharrirdir./Kimbilir daha ne tipler ve yeni icazetler göreceğiz!..." (Yazı 1952 yılında kaleme alınmıştır, Başmakalelerim, Büyük Doğu Yayınları, ist. 1999, s.168 vd.).

Üstadın o gün gördüğü manzarayı biz bu gün hâlâ görmeye devam ettiğimizi söyleyelim ve sözümüzü gene onun bir cümlesiyle bitirelim: Bu haşereler o kadar zayıf hayatlıdırlar ki, kalplerinin üstünde değil tabanlarının altında duran para çantalarına mini mini bir ok değecek olsa, yaşayamazlar, vefat buyururlar!.. (a.g.e. s. 143).

04.11.2010 Yeni Şafak

Bu haber toplam 500 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim