• İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C

Referandumda Gri Olmaz

Namık Açıkgöz

Referandum, en geniş kabulüyle iki hükmün oylandığı bir tercih sistemidir. Ya kabul edersin ya reddedersin. Kabul ederken de çekincelerin ve şartların vardır, reddederken de… Ama büyük kütleler, çekince ve şart alternatifini düşünmeden kabul veya reddederler.

Konu ile ilgili fikrî üretimde olanlar çekinceli veya şartlı kabul veya reddederler. Son günlerde patlamaya başlayan “evet-hayır” çelişkisi, daha çok kesin inançlılık çerçevesinde seyrederken, bir grup insan da çekince kısmını biraz fazla abartıp “bunun grisi yok mu? Ya siyah, ya da beyaz mı?” diye soruyor. Gri rengi arama mevsimi geçmiştir.

Bu ülke 1960’tan beri anayasa tartışmalarının yapıldığı bir ülkedir ve en son 2008’den itibaren yoğun bir anayasa tartışması yaşanmaktadır. Bundan önceki son aşama, 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandumdur ve o referandum da tartışmaları bitirmemiş ki, o günden bu yana süre gelmekte olan tartışmalardan elde edilen sonuçlar, şimdi referandum ile halka sorulmaktadır.

İşte bazılarının sorduğu “gri alan” referandum öncesi tartışmalar dönemidir.

O dönemlerde henüz hiçbir şey netleşmediği için, konu herkesin görüşüne açıktır ve isteyen o dönemlerde anayasa metninin oluşmasına katkıda bulunabilirdi. Referanduma geçilme aşamasında artık gri alan kalmamış; sadece “kerhen” alternatifi kalmıştır. Yani bu aşamada kerhen kabul veya reddetmek mümkündür.

Sen 1982’den beri, yani darbe anayasası hüküm-fermâ olalı beri bu konuyu entel-dantel içerik ve üslupla konuş ama tam iş sonuca kavuşturulacağı zaman yan çiz ve şimdi de gri alan ara. Olmaz!...

Duruma uygun bir fıkra ve muhalefetin tavrı vaktiyle Elazığ’da duymuştum.

Anasıyla kızı bahçece çamaşır yıkıyorlarmış. Kız, “Anaa!... Falancaların düğünü var, neydek?” demiş. Anası da “Çağırırlarsa gitmeyek; çağırmazlarsa küsek.” demiş.

Bu fıkrayı 12 Eylül 2010 referandumu esnasında da yazmıştım. Çünkü o zamanki muhalefet partileri, anayasa değiştirmek için komisyonlara gelmiyorlardı ve iktidar heyetinin ziyaretini kabul de etmiyorlardı.

Ana muhalefet partisi genel başkanının “Gelirler ve bir çay içip giderler.” dediğini unutmadınız sanırım.

İşte, o zamanki muhalefet, tıpkı Elazığlı ana gibi davranmıştı. Veya “Gel!...” de gelmez; “Git!...” de gitmez hikâyesindeki gibi idiler. (Nasrettin Hoca rahmet istedi.)

7 yılda köprünün arlından çok sular aktı ve hatta köprü 15 Temmuz’da neredeyse sele kapılacaktı; bereket Reis ve millet darbeci teröristler karşısında dimdik durarak köprüyü yok olmaktan kurtardı. Bu mel’anet, bin nasihatten evla oldu ve millet durumunu gözden geçirdi.

Mesele iç politika malzemesi yapılmayacak kadar ciddi idi ve bunu fark eden MHP, 2010’daki “hayır”cı tavrından vazgeçerek devletin gerçek eksenine oturtulması konusunda, kendi fikrî yapısında da olan başkanlık sistemi için “evet” tarafına geçerek bir “millî muhalefet” örneği sergiledi. (Bu durumda Türkiye’deki muhalefeti 4’e ayırabiliriz: Müzmin muhalefet, millî muhalefet, terörist muhalefet ve etkisiz muhalefet.)

İşte referandum süreci başladı. Bundan sonra gri alan peşinde koşmak yanlıştır. Yani geçti gri alanın pazarı, sür oyunu “evet” veya “hayır”a.!...

Ya yekten “evet “ veya “hayır” dersin veya şartlı “evet” veya “hayır” dersin. O kadar basit.!...

Haaa!... Bıkkınlar ve “öğrenilmiş çaresizlik sendromu”na kapılmışlar için bir yol daha var: sandığa gitmemek…

O da onların tercihi...

Bu yazı toplam 240 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim