• İstanbul 20 °C
  • Ankara 18 °C

Remzi Toprak'tan: Ömrüm Ankara – Bir Ankara Şehrengizi

Remzi Toprak'tan: Ömrüm Ankara – Bir Ankara Şehrengizi
Kendisi de bir Ankaralı olan ve ömrünün büyük bir kısmını bu şehirde geçiren Yazar ve Düşünce Adamı D. Mehmet DOĞAN, yeni çıkan kitabıyla bu şehre olan gönül borcunu ödüyor bir bakıma.

 Ankara, Cumhuriyet’ten sonra bile İstanbul’un gölgesinde kalmış ve maalesef hiçbir zaman hak ettiği ilgiyi görememiş bir şehir. Türkiye Cumhuriyetinin başkenti ve en büyük ikinci şehri olmasına karşın edebiyat ve düşünce hayatında bırakın İstanbul’u, diğer birçok şehirden bile daha az ilgi görmüş bir şehir Ankara. Yazarın dediği gibi piyasada pek çok Ankara kitabı olmasına karşın, maalesef hemen hemen hiçbiri şehrin ruhuna, manasına nüfuz etmeye teşebbüs dahi edememiş. D. Mehmet DOĞAN, işte biraz da bu sebeplerden dolayı “Ömrüm Ankara” ismini verdiği Bir Ankara Şehrengizi yazmak ihtiyacı duymuş ve Ankara’ya olan sevdasını bu şekilde dile getirmiş.

 

D. Mehmet DOĞAN’ın kurucuları arasında olduğu, uzun yıllar hizmet ettiği ve halen başkanlığını yürüttüğü Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı’na ait olan Yazar Yayınları’ndan geçtiğimiz yılın sonlarında çıkan “Ömrüm Ankara–Bir Ankara Şehrengizi” isimli bu kitap, esasında iki kitaptan meydana gelmektedir. Şöyle ki yazarın her bölümünü Hacı Bayram–ı Veli’nin bir şiirinin mısraları ile adlandırdığı toplam beş bölümden oluşan kitabın, Birinci Kitap olarak belirtilen ilk üç bölümünde yer alan yazılar, daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olup, şehrin tarihi, kültürü, sosyal ve ekonomik hayatı gibi konuları içermektedir. Son iki bölüm ise daha önce farklı zamanlarda yayınlanmış, fakat kitaba girmeden önce tekrar gözden geçirilmiş yazılardan meydana gelmekte olup, İkinci Kitap’ı oluşmaktadır.

 

D. Mehmet DOĞAN, kitaba özgün bir Giriş yazısı yazmak yerine Mayıs 2005 tarihinde Ankara İzdüşümleri; Çarşamba Toplantıları kapsamında yaptığı konuşma metninin yeniden düzenlenmiş halini kullanmayı tercih etmiş. Giriş yazısı, on yedi sayfalık hacmi ile kitabın bir özeti olmuş sanki. DOĞAN, kitaba daha kısa bir Giriş yazısı kalem alıp, bu metni kitabın içinde de değerlendirebilirdi.

 

Nagehan ol şara vardım

 

Kitabın ilk yazısı Ankara’nın meşhur Eti Geyiği hakkında. D. Mehmet DOĞAN, Eti Geyiği’nden başlayıp, kısa bir Ankara tarihi veriyor bizlere, hem de çok ilginç bilgiler eşliğinde. Ankara tarihi hakkında doğru bilinen birçok yanlışı da bu bölümde düzeltiyor DOĞAN. Özellikle Cumhuriyet döneminde yapılan ilk nüfus sayımında Ankara’nın yaklaşık 75 bin kişilik nüfusu ile İstanbul ve İzmir’den sonra üçüncü büyük şehri olduğu bilgisi, Cumhuriyet ile birlikte Ankara’nın kasabalılıktan kurtulduğu ve yoktan bir şehir haline geldiği balonunu da patlatıyor. Bu bölümün ikinci ve üçüncü yazıları ise Ankara’nın sosyo–ekonomik tarihi hakkında. Ahiliği Ankara’nın ruhu olarak tanımlayan DOĞAN, Ahiliğin sosyal hayat üzerindeki olumlu etkilerini anlatıyor. Daha sonra ise Ankara’nın önemli ekonomik değerlerine vurgu yapan yazar, Ankarataşı’ndan girip, Ankara’nın üç beyazına (Keçi, Kedi, Tavşan) getiriyor sözü. Ankara Kedisi ve Ankara Tavşanı hakkında kısa bilgiler sunan DOĞAN, Ankara Keçisine ayrı bir önem veriyor sanki. Tiftiğin 15. yüzyılda bile ekonomik bir değer olduğunu belirten yazar bu nedenle, uzun uzun tiftikten bahsediyor. D. Mehmet DOĞAN, muhtemelen 18. yüzyılda yapılmış olan ve ressamı belli olmayan eski bir Ankara resmi ile buluşturuyor bizleri. Resmin Ankara’ya ait olduğunu da resimdeki tiftik keçilerinin birinci derecede etkili olduğunu belirtmekten de geri durmuyor. DOĞAN, bedestenleri, hanları, arastası ve uzun çarşısı ile Ankara’nın ekonomik tarihini anlattığı bir yazı ile ilk bölümü bitiriyor.

 

Ol şarı yapılır gördüm

 

D. Mehmet DOĞAN, kitabın ikinci bölümüne “Ankara Ankara güzel Ankara…” yazısı ile başlıyor ve bu yazıda Ankaralı olmak ile Başkentli olmak arasındaki farkı ortaya koyuyor ve ayrıca bu yazıda Ankara’yı Ankara yapan en önemli şahsiyetlerden biri olan Hacı Bayram–ı Veli hakkında da birçok önemli bilgi veriyor. Bu bölümün ikinci yazısında ise DOĞAN, Osmanlı tarihinin sayfaları arasında bir gezintiye çıkıyor ve Osmanlının Fetret Devri’nden çıkışında ve İstanbul’un fethinde Ankara’nın önemine vurgu yapıyor. DOĞAN, Ankara’nın zor yüzyılı olarak adlandırdığı 19. yüzyılda maruz kaldığı afetlere kısaca değinmiş ve bu bölümün ve dolayısıyla ilk kitabın son yazısında ise yine bir fetret devri olarak adlandırdığı Milli Mücadele döneminde Ankara’nın etkisini ele almıştır. Bu bölümün son yazısında da D. Mehmet DOĞAN, İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif ERSOY’un Milli Mücadele sırasında Ankara’da kaldığı Taceddin Dergâhı’nın durumu hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra, Milli Mücadele döneminde Ankara’nın rolünün yeterince değerlendirilmediğini belirtiyor. Bu bağlamda DOĞAN, Ankara’nın Milli Mücadeledeki tavrını, Mondros’tan Başkent olmaya giden uzun ve meşakkatli yolu anlatıyor bir bir. Milli Mücadele sırasında Bayramilerin olumlu rolünü, fakat bu durumun daha sonra gizlendiğini belirtiyor. D. Mehmet DOĞAN, Bayrami Şeyhi Şemseddin Efendi’nin dergâhın tamiri için temin edilen kerestelerin bile ilk Meclis binasının inşaatının tamamlanması için tahsis ettiğini de belirtmeden geçemiyor. Ankara’nın başkent oluşunun bir bağış değil, bir zorunluluk olduğunu da belirten DOĞAN, Milli Mücadele sırasında verilen toplam 36.209 şehidin 2.317 tanesinin Ankara’dan olduğunun altını çizerek, tarihin kanla yazıldığı da eklemeden geçemiyor.

 

Ben dahi bile yapıldım

 

Birinci kitabın üçüncü ve son bölümü ise Ankara’nın ilim ve edebiyat dünyasındaki yerine vurgu yapıyor. Bu bölümün ilk yazılarının özeti ise DOĞAN’ın “Hacı Bayram demek, Ankara demektir!” cümlesinde kendini ifade etmektedir. Bayramiliğin Anadolu’dan Balkanlara olan yolcuğunu da aktaran yazar, Bayramiliğin Balkanlardaki faaliyetleri ile dini hayatı ve sosyal bünyeyi de daima diri tuttuğuna işaret etmektedir. D. Mehmet DOĞAN, 18. yüzyılda yaşayan ulemadan ve şair İstanbullu Abdüllatif Râzi Efendi’nin “Ey Osmanlı ülkesi içinde gösterişli şehir Ankara, Hak seni her şekilde seçkin kıldı; devlet yıldızı sana sırdaş olsa şaşılır mı?” sözündeki sırrı ele alıyor bir sonraki yazısında. Ve tarihin sayfaları arasında gezinmeye başlıyor yeniden. 1714 yılında Hacı Bayram–ı Veli Camii’nin tamiri işini kayda geçirmek için Abdüllatif Râzi Efendi tarih düşürecek ve bu tamir kitabesinde yer alacaktır. DOĞAN, buradan yola çıkarak Abdullatif Râzi’nin Ankara ilgisini ve divanında Hacı Bayram–ı Veli ile ilgili kaside, kıt’a ve gazellerden de örnekler veriyor. D. Mehmet DOĞAN, daha sonraki yazısında Ankara’nın iki yazarını, Evliya Çelebi ve Refik Halid KARAY’ı ele alıyor ama bu bölüme sonradan Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU’nu da eklemeden geçemiyor. Bu yazıda DOĞAN, ilk önce Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde geçen Ankara bahsini özetler, sonra Refik Halid KARAY’ın Ankara’sına geçer. Refik Halid, hayatını etkileyen Ankara’ya 1916 yazında sürgün olarak gelir ve şehrin dörtte üçünü yok eden 13–14 Eylül’de çıkan yangının şahidi ve bir anlamda mağduru olur. Yazar bu büyük yangının etkilerini tüm ayrıntıları ile verdikten sonra, Refik Halid’in Ankara yönetimine olan muhalefetinin, bu şehirde geçirmiş olduğu sıkıntılı dönemin de etkisi olduğu belirtmektedir. DOĞAN, Milli Mücadele sonrasında yurt dışına çıkarılan 150 kişi arasında olan Refik Halid’in meşhur Ankara başlıklı yazısı ile bir bakıma Ankara yönetimi ile barışmak isteğini ortaya koyduğunu belirtmektedir. Yazara göre Refik Halid Milli Mücadele Ankara’sını görmemiştir, şimdi ise Cumhuriyet Ankara’sını görmektedir. Bundan sonra yazar Refik Halid’in diğer yazdıklarında Ankara konusunu da, özellikle İstanbul’dan Ankara’ya yolculuğu ele almakta ve Refik Halid’in farklı dönemlerde yolculuk şartları değiştiği için, Ankara ile ilgili düşüncesinin de değiştiğinin görüldüğünü belirtir. DOĞAN, biraz da ironik olarak, Refik Halid’in bugünleri görse idi, yeni ulaşım yolları ile bu seyahati nasıl anlatacağını merak ediyor. Bu bölüme ek olarak D. Mehmet DOĞAN, Yakup Kadri’nin Ankara isimli romanını da ele almaktadır. Yakup Kadri hakkında kısa bir bilgi veren yazar, daha sonra Ankara romanını, yazıldığı dönem şartları içinde değerlendirmektedir. DOĞAN, sormadan edemez, Ankara bu romanın neresindedir? Ve cevap verir, sadece birinci bölümünde. Özellikle romanın üçüncü bölümünün ideal Ankara’yı tasvir ettiği şeklinde de yorumlanabileceğini belirtmekten geri durmaz. Yazara göre romanın birinci bölümü tez, üçüncü bölümü ise sentezdir.

 

Taş ü toprak arasında

 

Kitabın dördüncü, ikinci kitabın ise ilk bölümü olan Ankara Yazıları D. Mehmet DOĞAN’ın daha önce yayınlanmış, fakat kitaba girmeden önce tekrar gözden geçirilmiş olan Ankara ile ilgili yazılarını kapsıyor. Bununla birlikte yazıların ne zaman ve nerede yayınlandığını belirten notların olmaması ise büyük bir eksiklik. Ayrıca yazıların sıralamasında bir düzen de bulunmuyor, keşke birbirleri ile ilgili yazılar peş peşe olsaydı. Bu sayede konu bütünlüğü sağlanmış olacak ve okuyucunun konulara olan dikkati daha kolay sağlanabilecekti. Belki sonraki baskılarda bu durum dikkate alınır. Kitabın hacim olarak en geniş kısmını oluşturan bu bölümde DOĞAN, Ankara’nın kültür hayatını ele alıyor. Şehir ve kültür konulu ilk yazıda yazar bir şehri tanımanın ne anlama geldiğini sorguluyor ve Ankara’yı gezmek isteyenlerin ilk önce Hacı Bayram–ı Veli Camiine uğraması ve sonra Taceddin Camii ile dergâhını ziyaret etmesi gerektiğini hatırlatıyor. Daha sonraki yazıda ise Hacı Bayram ve çevresini ele alıyor. DOĞAN, “Misket” bağlamında Ankara Havalarının yozlaşmasını ve gerçek manasından uzaklaşmasını sorgulayan yazısında, unutulan Ankara türkülerini de hatırlatıyor. Bu arada yazar son zamanlarda unutulmasa da pekte de hatıra gelmeyen Ankara Tavasını da anmadan geçemiyor. D. Mehmet DOĞAN sonraki üç yazısında ise Ankara’nın camilerini ele alıyor. İlk yazı Ankara’nın 1198 yılında inşa edilen Selatin Camisi Kale içinde yer alan Alaeddin Camisi ve Ankara’da Mimar Sinan eseri olan tek camii olan ve Ulucanlar’da bulunan Yeni Camii hakkında. Yazar şimdi kendisinden eser kalmayan Yeni Camii civarında bulunan Ankara Mevlevihane’sini de hatırlatmadan edemiyor. Biz de bunları öğrenip hüzünleniyoruz, bu değerlerin kaybolmuş olmasından. Bu konudaki ikinci yazıda ise DOĞAN, Ankara’nın tarihi camilerini ve çeşitli nedenlerden dolayı kaybolmuş camii ve mescitlerini anlatıyor bir bir. Daha sonraki yazı ise Ankara’nın Cumhuriyet sonrası inşa edilen yeni camilerini ve özellikle Yenişehir civarında bulunan ve halen büyük bir işlev gören Ankara’nın meşhur yeraltı camileri hakkında.

 

D. Mehmet DOĞAN daha sonraki yazısında Hacı Bayram civarında dolaşmaya başlıyor tekrar. Halk arasında Kızlar Minaresi olarak adlandırılan Jülyen Sütununu, hemen ardından ise çok kişinin bilmediği Hükümet Meydanını anlatıyor, ilginç bilgiler ışığında. Bir sonraki yazısında gezisine kaldığı yerden devam eden DOĞAN, ilk meclisin açıldığı güne gider ve ilk meclis binasının tarihini aktarır ve Heykel/Ulus bölgesindeki tarihi binaların hikâyesini geçmişten bugüne anlatır. Yazar buradan Ankara’nın kapı ve surlarına geçiyor. DOĞAN, tüm bunları anlatırken yeri gelmişken, ilginç bilgiler ile farklı noktalara da değinmeden geçmiyor. Okurken bunlardan bazen şaşırıyor, bazen bildiğiniz bir bilgiyi teyit etmenin zevkini yaşıyorsunuz. Ankara’nın denizi Gençlik Parkı ve Ankara Kalesinin batı cephesinde yer alan Hisar Park konusu da bu şekilde kaleme alınmış. DOĞAN, Ulucanlar civarındaki gezisinde de aynı üslubu kullanıyor ve Ankara’nın ismi değiştirilmiş bölgeleri hakkında da ilginç bilgiler sunuyor okuyucuya.  D. Mehmet DOĞAN Ankara’nın ilk prestij yolunu anlatıyor sonra. Ulus’tan Çankaya’ya uzanan yolun üzerinde bulunan binaları, parkları, meydanları, semtleri ve anıtları anlatıyor yine çok ilginç anekdotlarla, kimisini daha önce bildiğimiz, kimini ise ilk defa öğrendiğimiz. Yazar bu gezisine Papazın Bağında son veriyor ama oradan tekrar Taceddin Dergâhı çevresine de atıfta bulunmadan edemiyor.

 

D. Mehmet DOĞAN, bu sefer Ankara’nın geçirmiş olduğu iki büyük yangını anlatır, ardından kısaca Ulus Hali’ne değinir, oradan da eskiden bağlık, bahçelik olan semtlerini anar. Daha sonra yazar Ankara’nın eski çarşılarını, pazarlarını ve hanlarını anlatır, bunlardan Saraçlar Çarşısının 1950’lerdeki sosyal yapısını kendi kişisel tarihi ile birlikte anlatır. DOĞAN, şehir ve tabiata ilişkisini inceleyen yazıları ile Ankara’nın değişik bir yönünü de ele alıyor. İklimlerini anlatıyor Ankara’nın, yağmurları anlatıyor, sıcaklarını anlatıyor ve tabi ki bu sıcak havalarda Ankaralının tercih ettiği mesire alanlarını da anlatıyor DOĞAN. Yazar içme suyunun Ankara’ya gelişinden de bahsediyor, buradan 1957 yılında yaşanan büyük sel felaketinden de. Bunları anlatırken Ankara’nın meşhur kışlarından da bahsetmese olmazdı DOĞAN’ın, ama ne yazık ki yazarında dediği gibi “Biz büyüdükçe kışlar hafifledi, karlar azaldı. Hatta nerdeyse yağmaz oldu!”

 

D. Mehmet DOĞAN, bu bölümün son iki yazısında Ankara’nın manevi kültürünü anlatıyor. Bunlardan ilki Ramazan ve Bayram kültürü hakkında. Yazar kendi hatıralarından yola çıkarak Ankara’da Ramazan ayının ve özellikle Bayramların nasıl geçtiğini, zaman içerisinde yaşanan değişimleri anlatıyor bu yazısında. Son yazı ise bir hayli ilginç. Arap şiirinin efsanevi ismi ve şiirleri Kabe duvarında asılan yedi şairden biri olan İmriu’l–Kays’ın kabrinin Ankara’da olduğunu anlatıyor DOĞAN ve soruyor İmriu’l–Kays’ın Ankara’da bulduğu neydi? Yazara göre Cahiliye Devri Arap şiirinin en büyüğü olduğu hususunda ittifak edilen İmriu’l–Kays’ın kabri Hıdırlık Tepesi’ndedir ve Mehmet Akif de Ankara’ya gelenlere o tepeyi işaret edermiş. D. Mehmet DOĞAN’a göre Anadolu ile Arabistan’ın ve özellikle Mekke’nin ilişkisi İslamiyet öncesine dayanmaktadır. Yazar bu duruma örnek olarak Peygamber Efendimizin dedesinin babası olan Haşim’in bu ticaret yolunu defalarca kat ettiğini belirterek veriyor. Ayrıca Selman–ı Farisi’nin de hakikat arayışında Anadolu’ya geldiğini, belki de Ankara’ya o zaman kilise olan Ogüst Tapınağı’na bir ihtimal uğramış olabileceğini de ifade ediyor.

 

O şardan oklar atılır

 

D. Mehmet DOĞAN, kitabın beşinci ve son bölümünde ise son birkaç yıl içinde Ankara ile ilgili yazmış olduğu gazete yazılarına yer vermiş. Bu yazılar genellikle yazarın Ankara’da görmüş olduğu eksiklik ve yanlışlıklar hakkında yerel yöneticilere yönelik getirdiği eleştirileri içeriyor. Bu yazılar genellikle Hacı Bayram–ı Veli Camii ve çevresinde yürütülen düzenlemelere karşı DOĞAN’ın getirmiş olduğu itiraz ve önerileri içermesine karşın, bu şikâyetlere neden olan konuların bir kısmının zaten giderilmiş. Yazarın bu şikâyetlerinin ve eleştirilerinin çoğunda ne kadar haklı olsa da günlük siyasete konu olan bu yazıların böylesine bir kitapta yer alması pek uygun olmamış sanki. Kitabın diğer bölümlerinde yer alan diğer yazıların yıllar geçse de değerinden bir şey kaybetmeyecek özellikte olmasına karşın, bu bölümde yer alan yazılar ise o kadar günlük konular hakkında. Muhtemelen ileriki yıllarda bu kitabı okuyacak olanlara pek bir şey anlatamayacak gibi.

 

Son Söz

 

D. Mehmet DOĞAN, kendi hatıraları ile yoğurduğu yazılarında okuyucunun ilgisini kitabın içine çekerken, verdiği ilginç bilgiler ile de okuyucuyu şaşırtmayı başarıyor. DOĞAN’ın emek ürünü bu kitabı ile Ankara’nın tarihi ve kültürü hakkında edebiyat dünyasındaki büyük bir boşluğu doldurmuş. Bununla birlikte böylesine güzel bir kitabın daha özenli bir baskıyı hak ettiğini belirtmemek olmaz. Özellikle fotoğraf seçiminde daha özenli olunması gerektiği bir gerçek, konu ile ilgili eski Ankara fotoğraflarının daha fazla sayıda kullanılması kitabın görsel zenginliğini de artıracak bir unsur olarak kullanılabilirdi. Ayrıca tercih edilen mizanpajın daha özenli bir şekilde yapılması ve kullanılan yazı puntosunun biraz daha büyük seçilmesi, okuyucuları daha da memnun edeceğine eminim. Kitabın ilk baskısındaki bu gözden kaçan konuların diğer baskılarda düzeltileceğini ve böylesine güzel bir kitabın hak ettiği gibi karton kapak yerine ciltli bir şekilde basılacağını umuyorum. Son olarak D. Mehmet DOĞAN’ın bu kitaptan yola çıkarak bir Ankara Ansiklopedisi’ne ne zaman başlayacağını da merak etmiyor değilim.

Bu haber toplam 2271 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim