Rüyası olan bir gönül doktoru0inShare

Bekir Fuat

Ankara’nın Ulus semtindeki muayenehanesi gariplere, yolda kalmışlara, meczuplara sığınak olan Dr. Emin Acar Anadolu’yu vatan yapan Yunus Emre, Akşemseddin ve Hacı Bayram’dan ilham alam bir gönül eriydi.

Hikâyenin başı inanılır gibi değil. Kısaca anlatayım. Malum, Ankara soğuk ve gri bir şehir. İnsan şefkat arıyor başkentte, sığınacak yer arıyor. Yazarlar Birliği’ne uğradığım bir gün -15 yıl oldu- bir küçük odada şefkatli sakallarıyla, mütebessim yüzüyle Şeyh Nazım Kıbrısi’yi gördüm. Bende bir heyecan, bin heyecan… Şeyh Kıbrısi’nin sohbetlerinden derlenmiş bir kitabı yeni bitirmiştim. Uzatmayayım, hemen elini öptüm Şeyh’in. Fotoğraf bile çektirdim, elimi omzuna koyarak.

Aradan yıllar, yıllar geçti. “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer” diyerek eski fotoğrafların başındayken yanımda bulunan arkadaş, “Aaa! Emin Acar’la fotoğrafın ne güzel” demez mi! Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Benim Nazım Kıbrısi zannettiğim adam Dr. Emin Acar’mış, iyi mi?

Ankara’da deliye divaneye, mazluma, canı sıkılana ve yolda kalmış olana en çok şefkat gösteren adamın, kendi kaderiyle ülkesinin kaderini hiç ayırmadan yaşayan bir adamın hikâyesini öğrenmek istiyorsanız bu yazıyı sonuna kadar okumanızı öneririm. Pişman olmayacağınıza garanti veririm.

Ben de yaşadığım fotoğraf karışıklığından kendimce anlamlar devşirip, “bunda da bir nasip var” deyip yıllarca gidip geldim Emin Acar’ın mekânına. Görüp işittiklerimi eve döner dönmez not ettim.

ERBAKAN’LA ÖZAL’IN DOSTU

Dr. Emin Acar geçen hafta, 3 Nisan günü vefat etti. Yaşı 90’ın üstündeydi. Vefat haberini alınca ne kadar hüzünlendiğimi anlatamam. Emin Acar’ın vefatıyla hayatımızın biraz daha çoraklaştığını, kurumaya yüz tuttuğunu hissettim. Ankara birbirlerine unvanlarından dolayı saygı duyanların yaşadığı bir şehir. İşte böyle bir dünyada Emin Acar asıl olanın yürekler olduğunu, garipliğimiz olduğunu hatırlattı yol boyunca. Her yaştan, her meslekten, her kesimden “müritleri” can bulmaya, muhabbet bulmaya gidiyordu onun yanına.

Sahi, kitabın ortasından başladık konuşmaya. Emin Acar’ın kim olduğunu söylemedim bile. Tane tane anlatmaya çalışayım o zaman. Dr. Emin Acar adından da anlaşılacağı üzere bir tabip. Ruh doktoru. TBBM albümünde “Akliye ve Asabiye Mütehassısı” diye geçiyor. 1970’li yıllarda Milli Selamet Partisi’nden iki dönem Bursa milletvekilliği yapmış. Sadece hekimlik yapmamış, başta Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) olmak üzere devletin değişik birimlerinde uzman/tabip olarak da önemli görevler üstlenmiş. Necmettin Erbakan’la, Turgut Özal’la yakın dostluğu var. Süheyl Ünver’in tıp fakültesinden öğrencisi. Ankara Hacı Bayram’daki muayenehanesi gariplere, yolda kalmışlara, meczuplara sığınak…

muhabbet odaları…

Muayenehanesi Hacı Bayram semtinde, caminin hemen çıkış kapısının karşısında. Türbe’ye duaya gelen insanlar dualarının karşılığını Emin Hoca’nın muhabbetiyle alırlar. “Dr. Emin Acar, Ruh ve Sinir Hastalıkları Mütehassısı” yazıyor tabelada. Tam yarım asırdır değişmeyen bir tabela. Tabip muayenehanesi gördüğünüz yer ama gelen gidenlere bakılırsa tam bir dergâh. Üç katlı. Dualar, hikmetli sözler, kıymetli tablolar var odalarda. İç içe geçen odalar, her bir oda ayrı bir neşe kaynağı. Odaların her birinde sofralar, siniler, maniler… Sinilerde ekmekler, şerbetler… Ve dergâhın şampiyon yiyeceği çorba. Çok özel. Duvarlarda cami resimleri, tablolar, Hacı Bayram, Akşemseddin, Şeyh Edebali vasiyetleri, veda hutbesi, “kızlarınızı okutun” sözleri16-04/10/screen-shot-2016-04-10-at-020726.pngŞaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Benim Nazım Kıbrısi zannettiğim adam Dr. Emin Acar’mış meğer!

Dergâhın muhabbetine gelenlere bakacak olursanız, toplumun her kesiminden, her meşrepten adamlar... İş arayanlar, yolda kalmışlar, meczuplar, mecnunlar, profesörler, devlet memurları, evlenmek isteyenler, şifa arayanlar… Odalar gariplerle dolu. En garibi de Emin Acar. Hiyerarşi yok, unvanlar konuşulmuyor. Emin Acar Hoca’nın hemen her ikindi sonrası sohbeti oluyor dergâhta. 80’nin üstündeki yaşıyla diri bir zihinle hikmetli sözler söyleyen bir adam var karşınızda. Ekmeğin faydalarını anlatıyor, hayatın ortasından seçtiği kelimelerle:

ÜZÜM YİYEN ÇOCUK ZEKİ OLUR

“Ekmek yiyin, buğday ekmeği. Mısır ekmeğinde pellegra hastalığı ortaya çıkar. Çünkü mısırda zein proteini vardır ve bağırsaklarda asimilasyonu sırasında PP vitamini çok tüketilir. Bu da beyinde protein metabolizmasını bozar. Karadeniz’de ve Sicilya adasında ekmek yerine mısır ekmeği yendiği için insanlar kolay cinayet işler, mafya eleman tedarikini buradan sağlar. Bunun için Karadeniz’de mısır ekmeği azaltılmıştır. Çünkü mısır ekmeği öfke eşiğini aşağı çeker. Buğday ekmeği cinayetleri önler. Kepekli ekmek yiyeceksiniz. Kepekli ekmek kahverengi ise insanlar yiyebilir; siyahsa hayvan yemi kepeğinden yapılmıştır, onu yemeyin! Zeytin ve hurma çekirdeğini yutmayın. Bağırsaklara zarar verebilir. Çocuklarınıza çekirdekli kara üzüm yedirin. Her gün ceplerine bu üzümden koyarsanız zeki olur, derslerinde üstün başarı gösterirler. Özal okullarda üzüm, fındık dağıtmıştı; bu hükümet de süt dağıtıyor, çok iyi işler bunlar.”

Kan basıncınızın hızlandığını hissedersiniz. Sohbet sizi bu dünyadan alır, bambaşka bir âleme götürür. Sonra devam edersiniz hayatın ortasındaki rolünüzü oynamaya yeniden. Emin Acar’ın muhabbet dünyasına girenler kendilerini şanslı hisseder, içten içe sevinç dolu kalpleri.

Sohbetin akabinde sinilere çorbalar gelir, büyük çaydanlıklar içinde şerbetler, dilimlenmiş ekmekler… Benim nasibime de o şerbetlerden içmek, dilimlenmiş ekmeklerden yemek düştü.

Hoca’nın muhabbetini en iyi bilen dostlarından Mustafa Everdi bakın neler söylüyor: “Bismillah deyip doğal, sağlıklı ve Emin Acar’ın ikram ettiği ekmekleri yemeye başlarız. Bu ekmeği hiçbir yerde bulamazsınız. O kadar lezzetli ki; cinayet işlemekten bile vazgeçer, o duyguyu frenleyen ekmeğe yumulursunuz. İçinde kuşburnu, erik pestili, elma, Allah ne verdiyse doğal meyvelerden hazırlanan şerbet; sıcak olduğu için ikiden fazla içilmez ama ekmekte kendime sınır tanımadım. Bulduğum her fırsatta bir parça alıp yemeyi sürdürdüm.”

Emin Acar bir şeyh miydi, bilmiyorum ama “müritleri” çoktu. Müritleri derken, seveni sayanı, muhabbet arayanı çoktu. Yanına gelenlere tane tane devletin ve adaletin ve millet bütünlüğümüzün kıymetini, zenginliği, fakirliği, günümüz dünkü ve bugünkü Türkiye’yi, ülkemizin gidişatını, hayatı, ölümü, Ankara’yı, Hacı Bayram’ı Veli’yi anlatırdı.

16-04/10/untitled-16.jpgTBMM albümünde Bursa Milletvekili Dr. Emin Acar sayfası

İŞİYLE AŞINI AYIRMADI

Bir şehri, bir ülkeyi, derdi-davası ve rüyası olanlarla tanır öyle severiz. Emin Acar da Anadolu’yu vatan yapan Mevlana Celaleddini Rumi, Yunus Emre, Akşemseddin ve Hacı Bayram-Veli’den ilham alan bir gönül eriydi. Yarım asırdır Ankara’da şifa dağıtan Emin Acar da Hacı Bayram-ı Veli’nin yaptıklarından başka bir şey yapmadı. Devletini, milletini bağrına bastı. Dinini dünyasından, dünyasını ahretinden ayrı düşünmedi. İşiyle aşını birbirinden ayrı görmedi. Mecnunları, yolda kalmışları bağrına bastı. İnsanları çalışmaya teşvik etti, devlette hayırlı hizmetlere, adaletli işler yapmaya teşvik etti.

1980’li yıllarda Vehbi Dinçerler’in Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı dönemde ilkokullarda kuru üzüm dağıtılması fikri Emin Efendi’nindi. Aynı şekilde şimdiki Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı döneminde okullarda dağıtılan süt de Emin Efendi’nin teşvikiyle gerçekleştirildi.

Şunları hep söylerdi Emin Acar: “Hazret-i Peygamber her sabah üzüm yerdi. Kırk derde devadır. Üzüm zihni açar; sigara, alkol, uyuşturucu gibi alışkanlıklardan uzak tutar. Ancak üzümün yaş olanı evlâdır. Yaş olanı cumhuriyettir, yani ruhtur. Kurusu demokrasidir, cepte yenir, çocuklar içindir. Sirkesi milliyetçiliktir, serttir. Şarabı komünizmdir, yaklaşmayın. Bir de süt var tabii. Süt içmeye devam edin, Peygamberimiz vefatına kadar süt içmiştir. Bakın sütkardeşliği vardır ama yoğurt kardeşliği yoktur.

Okumak farzdır. Kur’an da ‘ikra’ hitabıyla başlar, bu millet tarihin her döneminde ‘ikra kapısı’nı açık tutmuştur. Selçuklu ve Osmanlı devletleri ‘ikra’yla kurulmuştur. Müslüman kardeşliği dediğimiz ahilik bu devletlerin harcı olmuştur.

En başta gariplerden kopmayacağız. Allah’ın ipine sarılacağız ki ruhumuzu koruyabilelim.”

Mecnuna şefkat gösteren adam mı kaldı şimdi.

Bu yazı toplam 371 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim