• İstanbul 17 °C
  • Ankara 14 °C

Ş. Teoman Duralı, Rızâpaşa Yokuşunda Bir Kitapçı Dükkanı

Ş. Teoman Duralı, Rızâpaşa Yokuşunda Bir Kitapçı Dükkanı
1968 ekiminde Istanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde öğrenime başlamamla birlikte neredeyse sürgit izleyeceğim güzergâh da belirmiş oldu.

Eminönü meydânından Mısır çarşısına, oradan da Tahtakaleye geçiş, gündemimin değişmez maddesi hâline gelmişti. Tahtakaleden sonra düz ve rahat yol biter. Ardından, yirmi yaşlarında bir genç bile olsanız, yine de talîmsiz bedenin akciğerleri ile bacak kaslarını adamakıllı zorlayacak dik ve uzun bir yokuş karşınıza çıkıverir.

Eminönünün görünüşü aldatıcıdır. O düzayak meydânlığın hep öyle devâm edeceği izleniminin zihnde oluşması olağandır. Biteviye düzlüğün ardısıra, yoğun yapılaşmanın, Tahtakale cihetinden görünümünü perdeleyip engellediği, dimdik bir bayırın peydâhlanıvermesi adamı şaşırtır. Fakat şaşırma bundan ibâret kalmaz. Asıl bundan sonrası hayrete mûcip bir olaydır.

M.Ö. Dördüncü yüzyıl başlarında on yıl boyunca denizden uzak kalmış Ksenefon ile adamlarının, doğu Karadeniz dağlarının geçit verdiği bir yöreden bunca özledikleri mâvî enginleri görüverdiklerinde, duydukları şaşkınlığınBu şaşırma, hayranlığa karışmış öylesine bir hayrettir ki, bunun dışavurumu olan onların “deniz… deniz” haykırışları, tarihte dillere pelesenk bir hayret–hayranlık nidâsı hâline gelmiştir. benzerini, Rızâpaşa yokuşundan tırmanırken beklenmedik bir yerde ve ânda kitaplarla dolu camekânı algıladığımda, ben de duyumlamıştım.

Arnavut kaldırımı denilen parke taşlarıyla örülü dar ve kesîf kalabalık yokuşun iki yanında diziliduran soğuk ve ifâdesiz çehreli işhanlarını bıkkın bakışlarla izleyerek Istanbul Üniversitesi merkez yerleşkesini çeviren yüksek duvarların dibine soluk soluğa, kan ter içerisinde varırsınız. Sonunda yokuş, dikliğini bir nebze yitirir. Mutedil bir bayırı aşarak Istanbulu oluşturan yedi tepeden birinin doruğuna ulaşırsınız. Ölüm denizi çölün ortasındaki vâhanın, dili damağına yapışmış suya hasret gezgini cezbetmesi gibi, yokuşun en amansız, manzaranın da en iç karartıcı kesiminde duran Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden kalma, cephesi şehrin yerden ağıp gökten yağan kirle kararmış yüksekce, zarîf binânın giriş kapısının sağında tek, ama geniş camekânlı dükkân dahî, gel zaman, git zaman yakından ve uzaktan ilme irfâna susamış kitap mecnûnlarını kendisine çeker olmuştur.

1968 güzünde Rızâpaşa yokuşunu tırmanırken gözüm bir camekâna takılıverdi. Serâp filân görüyorum sandım. O ortamda, işte, en akla hayâle gelmeyecek bir nesneyle karşılaştım. Kitapla. İyice yakaşıp burnumu, alışveriş delîsi kadınlar gibi, cama yapıştırdım. İçeride raflarda diziliduran nesneler gerçekten de kitaptı. Kapıyı açıp girdim. Mekânın derinliklerinde loş bir köşede, tezgâhın arkasında saçlarının akıyla varlığını duyuran biri duruyor yahut oturuyordu. Orta boy mücesem bedenli, gözlüklü, değirmi yüzlü beğ, heyecânsız bir edâyla “buyurunuz!” dedi. O heyecânsız ve mesâfeli edâ, sonraları anlayacağım üzre, durmuş durulmuş, oturmuş bir kişiliğin yansıttığı ilk izlenim kırıntılarıydı. Böylelerin çetin ceviz kabuğu vardır. Onu kırıp özün derûnuna nufuz etmek her babayiğidin kârı değildir. O içliliği kavrayabilmek, içten bir çabayı gerektirir. Nubar Simonyan beğ, durmuş durulmuş içli insan türünün timsâli bir kişidir. Karşısındakinin içliliği ile içtenliğini keşfettiği nisbette muhâtabıyla gönül bağı kurardı. Kafa ile gönül zenginliklerini esirgemezdi. Manen ve maddeten mükrimdi. Gönül bağı kuramadıklarına karşıysa, karşılaşmanın başlarındaki temkînli nezâketi ile uzak duruşunu muhâfaza ederdi.

Devamı: https://www.izdiham.com/s-teoman-durali-rizapasa-yokusunda-bir-kitapci-dukkani/

Bu haber toplam 114 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim