“Saldım Çayıra Üniversitesi”nden “Araştırma Üniversiteleri”ne

Namık Açıkgöz

Geçen hafta, sayın Cumhurbaşkanımız üniversitelerle ilgili açıklamalarda bulunurken, 10 üniversitenin “Araştırma Üniversitesi” olarak belirlendiğini ve bir de bunların yedeklerini belirlediklerini söyledi. Bu üniversiteler şunlar: Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İTÜ, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi ve ODTÜ.

Yedek araştırma üniversiteleri ise şunlar: Çukurova Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi.

Yukarının üniversiteleri “Saldım çayıra, Mevlâm kayıra” havasında bırakmak istemediklerini göstermesi, üniversitelerle ilgili bir şeyler yapılmasının gerektiğine dikkat çekmesi bakımından güzel bir belirti. Hiç olmazsa, yukarıda bir zihniyet kıpırtısı olduğu görülüyor. Üniversiteler açısından bu bile bir kazançtır.  

Tamam… “Bir kazançtır” da… Bu nasıl işleyecek? Şu anda bizlere gelen bir bilgi yok…

SORULAR… SORULAR…

Mesela Lisans üstü programlar, sadece bu 10 üniversitede mi yapılacak? Diğer üniversiteler, sadece lisans programlarına mı devam edecek?

Araştırma bütçeleri, sadece 10 üniversiteye mi verilecek?

Araştırma imkânları, bu 10 üniversitenin tekelinde mi kalacak?

10 Araştırma üniversitesi ve yedekleri araştırma yaparken, geri kalan çoğunluk üniversiteleri, “Yüksek Lise”  olup mesela lisans üstü eğitim yaptıramayacak mı?

2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 42. maddesinde tadâd edilen “bilimsel denetim” konuları üniversitelerin statülerine göre ayrıştırılarak yeniden mi yazılacak? Öyle ya, bu maddedeki “bilimsel araştırma”ların denetlenmesi konusu, araştırma üniversiteleri için geçerli olabilir ama “dış kapının mandalı” üniversiteleri için de aynı hüküm uygulanacak mı?

“DIŞ KAPININ MANDALI” ÜNİVERSİTELERİ

Bu soruları çoğaltabiliriz ve YÖK de muhtemelen bu konularda kanun ve yönetmeliklerle bir şeyler düzenlemeye başlamıştır.

Ben esas itibariyle, üniversitelerin kategorize edilip buna göre fonksiyon kazanmasına/kazandırılmasına muhalifim. Bir üniversitenin bütün akademisyenleri aynı bilimsel nitelik ve üretim zihniyetine sahip değildir. Yani, bir üniversiteye “araştırma üniversitesi” statüsü verildiği zaman, o üniversitenin bütün elemanları haldır haldır nitelikli bilgi üretecek demek değildir. “Dış kapının mandalı” üniversitelerinde de durum aynıdır. Yani orada da herkes haldır haldır nitelikli bilgi üretmez veya herkes sadece derslere girip kalan zamanda yan gelip yatmaz.

Bilimsel nitelik ve üretim, kurumsal değil, bireyseldir. Nitelikli bilgi üreten akademisyenler, araştırma üniversitelerinde de vardır, “dış kapının mandalı” üniversitelerde de… Araştırma üniversitelerinde çalışmakta olan pek çok akademisyenin “epistemolojik bilgi” ile “enformatik bilgi” arasındaki; yani “bilgi” ile “mâlûmât” arasındaki farkı bilmeyen akademisyenler olduğu herkesin mâlûmudur. “Envanterci zihniyet”in kolaylığı ile akademik unvan almış pek çok “tekniker” akademisyen, şimdi “araştırma desteği”ne gark olacak; “dış kapının mandalı” üniversitelerde çalışanlar da ceplerinden harcamalarla bilgi üretmeye çalışacaklar.

Ayrıcaaaa…

Bu 10 üniversite belirlenirken elbette birtakım hususlar göz önünde bulundurulmuştur ama alanlara göre hassas bir tercih gözetildiğini de zannetmiyorum.  Seçilen üniversitelerin bazıları zaten yılların birikimi ile emsalleri arasında öne çıkmıştır ama bazılarının tıp ağırlıklı olduğu da âşikârdır.

Uzun uzun eleştirmekle vakit harcamayalım. Bu usul yanlıştır. Yanlışta ısrar etmektense, doğruyu konuşalım

DOĞRU OLAN NE?

Yukarıda da belirttiğim gibi nitelikli akademik başarı, bireyseldir. Üniversiteleri değil, akademisyenliği kategorize edersiniz. Bu sürekli veya geçici olur. Araştırma yapacak olanlara fırsat verir ve belirlenen sürelerde hesabını takır takır sorarsın; ders vermeye yönelecek akademisyenlere de ona göre sorumluluklar verir ve hesabını sorarsın. Veya projeye dayalı araştırma izinleri ile akademisyenler birey olarak desteklenir.

Geçtiğimiz aylarda sayın YÖK başkanı sabbatical (maaşlı ve süreli izin) izin uygulamasını telaffuz edince ümitlenmiştik ama şimdiki uygulama ortaya çıkınca hayal kırıklığına uğradık.

Dinleyen olur mu bilmem ama 37 yıllık bir akademisyen olarak ben böyle düşünüyorum.

Bu yazı toplam 152 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim