SANA AŞKI ANLATAMAM ve ENDÜLÜS

M. Ali ABAKAY

I

Sana aşkı anlatmak isterdim, kuşkusuz. Mecnun durdu, önümde; Kerem izin vermedi; Kabul etmedi bir türlü Ferhat. Aslı’yı, Şirin’i, Leyla’yı yalnız bırakmadı gönlüm.

 

Sana aşkı anlatmak isterdim aşksız kaldım. Onların hikâyesini okudum, yalnız kaldım. Suçlu aramadım, kabahat bende. Okuduklarımdan pişmanım.  Aldı, içimdeki hissiyatı anlatamam.

 

Bilirsin ısrar etmekten uzaktır tabiatım. Onlar dururken karşımda dağ gibi, utandım kendimden; anlatamadım seni. Sen Aslı ol kül olayım, Şirin ol hasretinle gideyim, Leyla kesil kabrimde mesut kalayım. Gülüm ben aşkı anlatamam.

 

Abideleri vardır, karşımda unutulmayan; ustalar varken hayatı hiçe sayan… Ben aşkı anlatamam

 

Yaşayamam onlar gibi bağışla, dinlediklerimi anlatmaya başlarsam, yanaklardan süzülür hüzün. Gözbebeklerine kıyamam

 

Bir ikindi ezan öncesi okunacak salâ… Camii avlusunda toplanan kalabalık. Sevinirim, eller üstünde taşınmaktan. Vasiyetim değişir, şairim ya anlatamam. Beni, dualarında yalnız bırakma!.. Ben aşkı anlatamam; mazur gör bendeni.

 

II

 

Her aşk, insanî değildir, olması düşünülemez.

 

Nice kitaplardan sevda, hasret hikâyeleri okuduk, aksakallılarımızdan şehir hikâyeleri dinledik, yaşanmış, rivayet olunan.

 

Şehre olan sevdamı dile getirmekten acizim, beni hoş gör.

 

Ömür törpüsü olan yaşanan dünya hayat sermayemi tüketti, yaşam mecrasında.

 

Uzanan bir el olmadı, yalnızlığıma çare.

 

Yalvaran bakışlarla kimseden yardım talebinde bulunmadım, Mecnun misali derdimi sevdim, el açıp duada bulunmadım, seher vaktinde.

 

Şehrine sevdalı insanın ruhu okşayan, elemine çare görmüşlüğüm söz konusu olmadı, hiçbir zaman.

 

Birçok şehir sevdim, ismi belli olmayan, görme şerefine nail olmadığım, içten içe beni hasretiyle yakan.

 

Adı İstanbul olur, Şam bilinir, Mekkedir, Medine’dir, Diyarbekir’dir, Erzurum’dur, Semerkand’a dönüşür, Buhara’ya dönüşür. Kahire’dir, Bağdad ola, Musul, Kerkük, Kudüs…

 

III

 

Bazen Endülüs sancısı tutar, ruhumu, el-Hamra’ya uzanmak ister, gönlüm, kol kanat kırık.

 

Dilim lâl olur, cendereye sıkışır, ruhum, gönlüme inen gözyaşı feveran kesilir, saç rengim baharda güz mevsimini yaşamaya aşina kıldı, bedenimi.

 

Anlayanı kalmamış, hissedeni az bulunur sevdaya âşık kesileni bulmam, deryada iğne arama misali çok zor.

 

Benim gönlüm sendedir, Ey Şehir!..

 

İsmin belli değil, söyleyemem, anlatamam, bu derdimden oldukça çekmişim.

 

IV

 

ve Endülüs acısı yeniden başlar yüreğimin köşesinde…

 

Yaprağı tacından düşen gül misali, hüzün mevsiminde kuruyan ağacın, baharla yeniden yeşermesini dört gözle beklemesi gibi…

 

Şehre âşkla bağlanan gönlüm, seyyah kesilir, bilinmez âlemlere.

 

Endülüs, çağırır beni.

 

Ben Endülüs’ü görmeyen sevdalı, kolu kanadı kırık.

 

Bir adım atmaya mecâli kalmamış haliyle, rüyalarda sürüklerim sevdamı.

 

Uyanmak istemem, uykudan, tamamı nihayete ersin rüyanın, sonu isterse ölüm…

 

Endülüs, çağırır beni.

 

Ben Endülüssüz yaşarım.

 

Sevdiğim Şehir, görmeden bağlandı, yüreğim sana.

 

Ya beni al yanına, ya uzat kollarını.

 

Tarık bin Ziyad’a yabancı kesilen hükümdar!..

 

“Erkek gibi koruyamadığın vatanın, toprakların için şimdi kadın gibi ağla!..” demişti, Abdullah’a annesi, son kez bakarken ayrıldığı ülkesine, topraklarına.

 

Ben, ağlamak isterdim, kırmızı taştan el-Hamra’nın girişinde, boynu bükük, bağrı hûn!..

 

Abdullah, bak ben geldim, asırlar sonrasında.

 

Neredesiniz, kutlu şehirler, ben geldim yanınıza?

 

Abdullah, kadın gibi ağla!..

 

Ağlamasını bilmiyorsan, izin ver görev baş göz üstüne…

 

Ey Kurtuba, ben geldim asırlar sonrasında.

 

Bilirim, ismi değişen şehirleri.

 

Her değişen şehir ismi, yüreğime daldırılan hançer.

 

Sevilla, Cordoba, Malaga, Granada, Cadiz, Huelva, Jaen, Almeria gibi…

 

VI

 

İzzabel’e, Ferdinad’a öfkem büyük…

 

Endülüs, düşlerimde kan içinde.

 

Damlıyor, kan yüreğime meydanlardan.

 

İnsan haykırışları dinmek bilmiyor, bir türlü.

 

Yaşanan vahşet, bu günlere misal.

 

Boğazlanan esarete düşmüş herkes.

 

Sokaklar kasaphâne…

 

Diz boyu kan…

 

Kundakta nefessiz bebeler…

 

Kan damlar yüreğimin köşesinden

 

-Şıp şıp şıp!..

 

Endülüs kan içinde!..

 

Endülüs vahşet içinde!..

 

VII

 

Endülüs, rüyalarımın şehirlerini süsleyen belde!..

 

Âşkları böyledir, sevda yüklü kalplerin.

 

Endülüs, beni bekle!..

Bu yazı toplam 301 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim