Şehir Araştırmalarında Mimarî Doku ve Diyarbakır

M. Ali ABAKAY

Giriş

 

Şehir araştırmalarında bir şehrin kendi coğrafyasına ve tarihine dair, mimarî dokusunu oluşturan özellikleri bilmek gerekir. Günümüzde şehirleşmenin modernite faslına yenik düşen anlayış, mevcut yapıları ortadan kaldırarak, çok katlı yapıları inşâ edip, gereğinden fazla kazanç elde etmeyi hedefleyerek, şehrin tarihî, kültürel siluetini bozmaya matuf çalışmalar içine girip, binlerce yıllık şehirlerin otantik mimarîsini tanınmayacak, tanınması mümkün olmayacak şekle getirmektedir.

 

Hayatın şehri şehir yapan değerlerle var olduğunu bilmemezlik, insanın tarihine, kültürüne, inancına, kendisini kendisi yapan her şeye karşı çıkması manasına gelir. Şehirleşme adı altında devam edegelen tahribat, gittikçe şehri şehir kılan değerleri gereksiz, ortadan kaldırma ameliyesine doğru ivme içindedir.

 

Gittikçe artan şehir nüfusuna, farklı sebeplerden dolayı iç göç eklenince şehirlerin alt yapısının el vermeme durumu, mimarîde olduğu gibi sağlıkta, eğitimde ve diğer alanlarda olumsuzluklara zemin hazırlar.

 

Şehri şehir olmaktan çıkaran iç göçle, zorunlu sebeplerden dolayı artan gecekondulaşma yanında yerel yönetimlerin beceriksizliği, adam kayırma, rant elde etme, yasal boşluklardan faydalanma kurnazlığı ve beraberinde gelen tahribat üzerinde durulması gereken hususlardır.

 

Şehrin mimarîsini değiştirmeyi hedefleyen anlayışlara sıcak bakılmadığı sürede şehrin şehir olmasını sağlayan mimarî üslûp değişmeyecektir. Lakin tarihî özelliklere sahip yapıların korunma adına onarım kararı alınarak, harap olmaya terki, bizde yabancı olmadığımız noktadır. Zaman içinde harap olan yapının, özelliklerini yitirmesi, alınan yıkım kararını hızlandırır.

 

İstanbul Örneği

Cumhuriyetin ilk yıllarında ve özellikle Demokrat Parti Dönemi’nde İstanbul’un çektiği unutulacak haller değildir. Devletin içinde olduğu sıkıntılar, 1. Ve 2. Dünya Savaşı,… Kıtlıklar-yokluklar döneminde yapılan ne varsa göz ardı edilmiş görülür.

 

Demokrat Parti’nin İstanbul’unda geniş caddeleri oluşturma amaçlı çalışmalarda caddenin sağında ve solunda ne yapı varsa tereddütsüz yıktırılmıştır. Bazı yapıların taşları numaralandırılmasına rağmen başka yerde vücuda getirilmesi söz konusu değildir.

 

Şehirlerin tarihî yapılarına karşı bu önü kesilemez hale gelen ilgisizlik, yapıların üstüne katların çıkılmasıyla başlanmış, tarihî özelliğe sahip yapılar tanınamaz hale getirilmiştir. Ahşap kimi yapılar, son dönemde yakılarak, oluşan arsasına betonarme yapıların inşâ edilmesine katalizör olmuştur. Sadece evler mi, yakıldı, yıktırıldı. Buna çeşmeler, hanlar, hamamlar, medreseler, ibadethaneler dâhildir.

 

Deprem kuşağında olan şehirlerde yapılar, kayalık alanlara veya dağlık alanların eteğine yapılması gerekirken, tarıma elverişli, düz alanlara yapılması, adeta bizde bulunan garip bir durumdur. Dünya durdukça bir daha gelir elde edilmeyecek düz alanın bu şekilde işgali, hem ekim yapılan alanları kısıtlar hem de çevreyi tanınmaz hale getirir, doğal dengeyi bozar. Bugün düz bir alanda olan Konya’da devasa yapıların oluşumu, böyle çarpıklığın ürünüdür. İstanbul’da tarihî yapıları gölgede bırakan yapıların sebebi budur. Ankara olmak üzere diğer şehirlerde çok katlı apartmanları geride bırakan yapıların temelinde az alandan çok gelir elde ederek, şehri moderniteye kurban ederek, şehri tanınmaz hale getirmedir. Şehir merkezlerinde sınırlı olan arsaların dudak uçuklatan fiyatları, kimilerini tarihî yapılara yöneltmiştir, bu yapıların yıkılmasına sevk etmiştir, alınan kararların tashihine itmiştir.

 

Diyarbakır Örneği

 

Diyarbakır’da Mimarî Doku’yu ele alarak ne söylenebilir? Bu şehrin son kırk senelik serencâmında olan biten nedir?

 

Şehirlerin köyde ve ilçede olan için taşı toprağı altın anlayışı, öncelikle İstanbul içindir. İş alanlarının çokluğu, fabrikaların yeterliliği birçok şehre çalışanın dışarıdan gelmesi, iş bulamayanların gecekonduda kalarak, hayattan kopuk hali yasal olmayan yerleşim alanlarını oluşturmuştur.

 

Seçim öncesi gelen aflar, şehrin nazım plânını ortadan kaldırmıştır. Yerel Yönetimler, şehrin gecekondulaşmasına duyarsız kalmıştır. Diyarbakır Kalesi’nin yer yer yıktırılması söz konusudur. Kale burç taşlarının sökülmesine ses çıkarılmamıştır. Surların yer yer gecekondulaşmanın paydaşı olması söz konusudur.

 

Seçim öncesi gecekonduların yapılması, mevcut olanların çok katlıya dönüştürülmesi söz konusudur. İleride affa uğrayan yapılar, gittikçe şehri içinden çıkılamaz badirelere götürür.

 

Köy mü Şehir mi?

 

Köy ve kasaba yaşayanına gereken yatırımlar yapılmıyorsa, miras arazilerin gittikçe küçüldüğü, hayvancılığın zorlaştığı yerleşim alanlarında şehirlere göç, doğal karşılanmalıdır. Şehir hayatına yabancı olan kişinin, kişilerin hiçbir bağlantısı olmadığı şehirde yaşadığı sıkıntılar, zamanla şehirlerin özelliklerini budayarak, köy ve şehir hayatının yaşandığı farklı ortam oluşturur. Bir yanda şehir bir yanda köy manzaraları kaçınılmaz olur.

 

Diyarbakır Mimarîsi

 

Diyarbakır Mimarîsi, kendisine has özellikler taşır. Ana malzemesi volkanik lav olan Bazalt taşı ile inşâ edilmiş tüm yapılar, ilkim şartlarına göre oluşturulmuştur. Dört mevsimin yaşandığı şehirde sokaklar (Küçeler) dar, avlular (hevşler) oldukça geniş, dikdörtgen yapı alanının genelde dört yanı yapı eklentilerine sahiptir. Oldukça geniş tutulan avlu ortasında kuyuya yakın havuza sahip, helalar sokağa açılan kapının yanı başında yer alır. Avluda muhakkak gül, dut ağacı eksik olmaz, evin ihtiyacını karşılayacak toprak alanda değişik sebzelerin ekimi sağlanır.

 

Bazalttan yapılan havuzlarda taşların yüzeye yakın olan kısmı güzel taş işlemeciliğine sahiptir. Genelde havuzun ortasında yer alan işlemeli ve yazın suyla soğutulacak meyvelerin bırakıldığı, karpuzun eksik edilmediği alana eşlik eden, bardaklık tabir ettiğimiz iki ayrı işlemeli eklenti de söz konusudur.

 

Yapının inşâsında erkek bazalt taşı vardır. Sert, işlenmesi zor, ocaktan çıkarıldıktan sonra zamanla sert hal alan erkek bazalt taş, dış yüzeylerde kullanılır. Avlunun geneli, delikli dişi bazalt ile döşenir. Bu delikli bazalt taş, gözenekli olduğu için yazın mevcut sıcağı sulandığında düşürür, kış mevsiminde çetin geçen aylarda kaymayı önler. Siyaha yakın, gri bazalt taşının yeknesanlığını, monotonluğunu kırmak için derzler, şehre mahsus kılhs ile şekillendirilir. Yapının avluya bakan yüzünde hayat ağacı motifi eksik olmaz, değişik figürlerle beyaz işlemeler, göze rahatlık, ruha ferahlık verir. Yapı içinde odalarda da bu işlem kullanılır. Nadiren beyaz malta-kireç taşı kimi ailelere mahsus yer alır. Yapıların taştan inşâ şeklinde kemerler-sütunlar, bu işlemeden nasiplenir.

 

Yapıların tek katlı olanlarının bodrum katı söz konusudur. Yapıların tümü toprakla örtülüdür. Tavanda aralıklı kök boya ile desenlenip sıralanmış boyanmış direklerle (beşt), mevcut toprak örtünün oluşturduğu ağırlık, ortadan taş sütunlarla hafiflettirilmiştir. Dam, yağışlı havalarda silindirik bazalt sıkıştırma taşı log ile sağlanır. Loglamada dikkati çeken saman kullanımı, sıkıştırmayı sağlar, tuz bitecek otların önüne geçer.

 

Her evin muhakkak dinlenmeye matuf alanı bulunur. Buna eyvan denildiği gibi, farklı isimlendirmeler mevcuttur. İki katlı yapılarda oda sayısı oldukça fazladır, çekirdek âilenin yaşadığı evde, bazen evlenen çocuklara bir-iki oda verilir. Ortak banyo alanı, muftak-kiler, avlu içinde farklı yerdedir. Mazgan tabir edilen ortak kullanıma açık tek avlulu, birden çok âilenin yaşadığı büyük evlerde, birlikte yaşamanın getirdiği hem zorluklara tanıklık edilir hem kolaylıklara.

 

Dışardan göze gelmeyen, gösterişten uzak evlere, oldukça dar bir kapıdan avluya girilir. Evlerin dışa açılan pencerelerinin başka evlerin avlusunu görmesinin engellendiği mimarî üslûpta, hayat kadın-çocuk ve diğer aile bireyleri için geniş avluda sağlanmıştır. Yeşilden mahrum kalmayan, suyunu kuyusundan alan, mutfağı-kileri mevcut, banyosu ayrı, helası içme suyu kaynağına yakın olmayan, hayatın gerektiği ihtiyaçların kolaylıkla karşılandığı avlu, “hayat” denilen eyvanla bütünleştiğinde kendi yapısı içinde orijinallik taşır.      

Said Paşa Konağı’nda belirttiğimiz açıklama belirgindir. Günümüzde üçe bölünmüş halde olan konakta konağa hizmet edenlere de ayrı bir bölüm hazırlanmıştır. Cahit Sıtkı Müzesi’ne gidildiğinde ikinci bölümün varlığı, yapıyla birlikteliği görülebilir. Sonradan düzenlenen Cemil Paşa Konağı, Sivil Mimarînin başlıca örneğini teşkil eder, konak-köşk plânında Sem’anoğlu, Pamuk Köşk, Kuşdili olmak üzere farklı örnekler yer alır.

 

Gecekondulaşma ve Kentsel Dönüşüm

 

Sur İçi’nde son otuz-kırk yılda artan gecekondulaşma, öncelikle kale surlarının ve burçlarının ana malzemesi olan taşların kullanımını artırmış, kale bundan büyük zarar görmüştür. Birçok gecekonduda kale taşlarının kullanılmış olduğu herkesin bilgisi dahilindedir.

 

Bu gecekondulaşmanın kale burçları etrafında yoğunlaşma alanı, İç Kale’nin aşağısından başlamıştır. Yeni Kapı’ya ulaşan kale surlarının iç ve dış kısmında gecekondulaşma, Çift Havuzlardan Melikşâh’ın yaptırdığı Fındık Burcu’na kadar gelir. Yedi Kardeş Burcu’ndan Evli Beden’e, Evli Beden’den Urfa Kapı’ya kadar gelen gecekondulaşma Şehitlik Semti’nin oluşumunu sağlamıştır.  

   

Kentsel Dönüşüm adı altında yapılan çalışmalar devam ederken, “Bazalt Soygunu” başlıklı bir makaleyi, elimizin ulaştığı her yere ilettik, yıkılan yapıların mevcut taşlarının ileride yapılacak yapılarda ve kale onarımında önemli yere sahip olduğunu belirttik, defalarca buna değindik…

 

Bu “Bazalt Soygunu”, maalesef devam etti. Gün ortasında kamyonlarca bazalt taşı, satıldı, engel olan çıkmadı. Her yıktırılan gecekondu ya da istimlâk edilen evin taşları, isteyenlerce satın (!) alındı. İşlemeleri, çoğu Roma kaynaklı birçok sütun, mimarî değere sahip başlık, dişi-erkek bazalt taşlar olması gerektiği gibi depolanmadı, başka yapılara ana malzeme olarak, şehir içinde ya da dışında kullanılmak üzere el değiştirdi.

 

Sur İlçesi’nin Yeni Yüzü

 

Sur ilçesinde kimsenin tasvip etmediği olaylar başladıktan sonra kentsel dönüşümün daha uygulanmadığı mahallelerde yapıların seyri değişti. Olayların bitmesiyle birlikte bu tarihî yapıların –gecekondular dahil- zarar gördüğü ortaya çıktı.

 

Devletin Sur İlçesi’ni yeniden ihya çalışması kapsamında gönül isterdi ki şehri mimarî yönüyle ele almış, bilen, araştırmış, Sur’da yaşamış, gezmiş yazarlarla mimarlarla görüşülsün, halktan bilgi alınsın.

 

Yapılan açıklamaları yakından takip eden biri olarak, Sur İçi’nde başlayacak çalışmalar kapsamında STK Temsilcisi olarak davet edildiğimiz İç Kale’de yetkililerin açılışa dair konuşmalarını dinledik, proje hakkında bilgi sahibi olduk.

 

Hamza Bey Mescidi

 

İç Kale’de yıktırılan evlerin arasında iki yerin korunduğunu görmemiz, bizim için önemliydi. Biri Halvetî Şeyhi’nin Türbesi öbürü Hamza Beg Mescidi. Hamza Beg Mescidi, kentsel dönüşüm esnasında varlığını bildiğimiz mescid idi. Bu yapının yıkılmaması için oldukça çaba harcamış, makaleler kaleme almıştık. Bu mescid, “Mescid” olarak değil, kemerli tarihî yapı olarak ancak tescillendi. Bir ara yıkımı durdurulan mescidin bakiyesi kemerler, içten yıktırıldı, kapısı içeriyi görmemek üzere örüldü. Mescidden günümüze elimizde onlarca kare kaldı.

 

Mescidin yıktırılmaması isteğimiz, Hz. Süleyman Camii’n ihtiyaca cevap vermemesiydi. Kıble tarafında beş metrelik önde bulunan yapı bakiyesi, turizmin gelişmesiyle ihtiyacı karşılayacaktı. Düşünülen arkeolojik kazıların şiddetlendiği zamanda bu yapıya dokunulmaması için çaba sarf etmiş, yıkılmasının önüne geçmiştik.

 

Hazreti Süleyman ve Sahabelerin Kabri Meselesi

 

Ne yazık ki yeni düzenleme ile bu geciken yıkım tamamlandı. Birçok sahabînin defnedildiği meşhedin içini göstermeye yönelik yenilik söz konusu değil. Yapılan yenilik, Hazreti Süleyman Camii çevresinin düzenlenmesine yöneliktir. Daha önce dile getirdiğimiz ve makalelerimizden kitaplarımıza aktardığımız hususlara baktığımızda beklenenler gerçekleşmemiştir. Hazreti Süleyman Camii Haziresi’nde yer alan kabirlerin gelen ziyaretçilerce birkaç pencere açılarak görünür hale gelmesi söz konusu değildir.

 

İnanç Turizmi

 

İstanbul’da Eyüb Sultan’ın ziyareti söz konusu iken Eğil’de Peygamber kabirlerinin düzenlenmesi mevcut iken Hz. Süleyman Camii’nde 27 Sahabenin kabirlerinin dört duvar arasında, kapalı olması, iç mekânı gösterecek bir ön girişin olmayışı, dışardan içeriyi gösterebilecek önü camla kaplı birkaç görümlük düzenleme söz konusu değildir.

 

Son yıllarda düzenlenen Diyarbekirin Fethi Etkinliklerinde sahabîlerin defnedildiği mekânın kapalı halde bırakılmasına hiç değinilmemiş, bu mekâna dair bilinenler hep rivayette kalmış, defnedilenlerin kabirlerinin fotoğrafları bile paylaşılmamış, bu adeta saklı bırakılmış, gizlenmiştir. Mekânın giriş bölümü daima kapalı tutulmuş, yetkililerce mekân hakkında bilgi verilmemiştir.

 

İstenilen turizmin inanç yönüyle artması ise, bu mekân içinin görülmesini sağlayacak düzenleme, iç kısma girilmeden kolaylıkla sağlanabilir. Bu yönde adımlar atılmalı, yapılan çalışmaların kayda değer olması isteniyorsa, belirttiğimiz önemli teklif, göz önünde bulundurulmalıdır. Sadece çevre düzenlenmesi sağlanarak bu alanın tamamlanması iddia ediliyorsa, yapılan ziyaretçilere bir mesire alanı oluşturmaktan öte değildir, görselliğin tamamlanmasıdır. Burayı değerli kılan, bu kabirlerin bilinirliğini ve meraklılarınca iç mekânın en azından dışarıdan görünümünü sağlamadır.   

 

Sur içinde yapılan tahribat sonrası yıkımlar başladığı zaman öncesi, giriş-çıkış engeli konulduğu için, yapıların akibeti hakkında bilgi sahibi olmadık. Kimi fotoğraf çekimleri ile öğrendiğimiz yıkımda mahallelerin dümdüz olduğunu gördük. Şahsî fotoğraf çekimlerimizin olduğu Hz. Süleyman Camii karşısındaki alan, oldukça düz hale getirilmişti.

 

Diyarbakır ev mimarîsine sadık kalınacağına dair yapılan açıklamalar, ilk örnekler ortaya konulduğunda tepki üstüne tepki alınca, yapıların durdurulması söz konusu oldu. Yerel-mahallî basının bunda oldukça payı, STK Temsilcilerinin açıklamalarıyla etkili oldu.

 

Mimarlık Fakültesi’nin bulunduğu şehirde buna müdahalenin neden yapılmadığına dair izah bulunmazken, mevcut kimi mimarî yapılara dair eserler-kaynaklar yok muydu?

 

Yapılan Çalışmalarda Görülen Usul Yanlışlığı

 

Diyarbakır Mimarîsi hakkında eser kaleme almış birçok yazar-araştırmacı vardır. Bu isimlerin başında Prof. Dr. Orhan Cezmi Tuncer, Prof. Dr. Zülküf Güneli, Prof. Dr. Metin Sözen bulunur. Bu yerleşim alanında sokakları, evleri, diğer yerleşim birimlerini gösteren, ayrıntılarıyla ele alan fotoğraf albümleri, belgesel çekimleri mevcuttur.

 

Bu kararı alıp uygulayan komisyonun hangi isimlerden oluştuğunu bilmiyoruz, bunu bilmek işimiz değildir. Elbette komisyona bilgi vermiş olanlar söz konusudur. Fakat, makale sonunda yer verdiğimiz herkesin ulaşabilmesi mümkün olan kaynakların isabetli biçimde araştırılmadığı görülür, incelenmediği ortadadır.

 

Sokakların geniş tutulduğu, farklı bir mimarî tekniğin uygulandığı, bazalt taşlarla örülmeyen yapıların sadece dış yüzeylerine bazalt plakaların monte edildiği çekilmiş fotoğraflardan ve yapılmış çekimlerden görülmektedir. Adeta bir turistik beldenin maket fotoğrafı gibi duran karelerden anlaşılan, buranın turizme açık, dışardan gelenler için tasarlandığını, yerel özelliklerin göz ardı edildiğidir.

 

Düne ait olanın eskisi gibi muhafaza edilmesi, inşâ edilmesi güç olabilir. Taş ustalarının çalışması gereken mahalde iş makinelerinin olması düşünülemez. Yeni düzenleme ile yeşil alana ayrılacak yerler dışında eski yerleşimi andıran kimi yapılaşmalarda mevcut olan mahalleler göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Girişe kapalı alanlarda yapılan çalışmaların nihayetinde istenen Sur içi düzenlemesidir. Bu alana konuyla ilgili olanların davet edilmesi, çalışmaları yerinde görmesi şarttır. Gelenlerin, davet edilenlerin amacı, inşâ edilen yeni alanlara dair düşüncelerinin alınmasıdır. Ortak bir noktada uzlaşma sağlanmalı, çalışmalar yeniden başlatılmalıdır. Yapılacak olan çalışmalar tamamlandığında yanlışlardan dönülmesi mümkün olmayacaktır.

 

Son dönem yerel basında yapılan açıklamalar, bu inşâ çalışmalarının mimarî dokuya uygun olmadığı üzerinde birleşmektedir. Alanı görmüş, fotoğraflamış, belgelendirmiş olanların açıklamaları sonrasında çalışmaların durdurulduğunu görmekteyiz.

 

Çalışmalardan sorumlu olanların, çalışma alanı gizli tutması, kendisini konuyla ilgili sayanların bu alana girememesi, sadece yapılan plânlara göre hareket edilmesi, projeyi yürütenlerin kim olduğunun bilinmeyişi gibi birçok anlam verilmeyen soru işaretleri…

 

Yarın tamamlanacak olan işler sonrası, ortaya çıkacak yeni yüze dair eleştiriler, yapılan harcamaların hebâ olması demektir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bu alanı toplu konut mantığının dışında ele almalı, gelecek eleştirilere cevap verebilmelidir. Hükümetin bu alanda yaptığı çalışmalarla eleştirilmesi bizim ilgi alanımızın dışındadır. Bizim istediğimiz, alanın aslına göre düzenlenmesidir, mevcut şartlarda eskiyle barışık bir mimarî anlayışıdır.

 

Modernitenin baskın olduğu, yeni mimarî anlayışların stillerin denendiği, aslına mugayyir bir yapı tekniği, mimarî manzume şehrin tahrip olmuş mimarî dokusuna dışardan ithal eklentilerle daha bir bozulacak şehir görüntüsü ortaya çıkaracaktır. Bizim endişemiz, aslında bu nokta üzerinde yoğunlaşmaktadır. 

 

Bu mimarî dokunun şehirle uyuşmadığını, bizim de üye olduğumuz Diyarbakır Kütür Turizm Musîki Derneği-DİKTUMDER adına Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kenan Aksu açıkladı, ilk kez. Kendilerine teşekkürü borç biliriz. Bu açıklamalardan sonra düşülen hatadan vaz geçilme söz konusu oldu. Elbette üye olduğumuz derneğin açıklaması söz konusu olduğu için, eklenecek bir şey yoktu, bizim için.

 

Sonuç      

 

Şehir Araştırmaları Merkezi’nin Diyarbakır Kitaplığı Mimarî Kaynaklarını birçok isme sunmuş biri olarak, projesi daha önce çizilmiş izlenimini veren örnek yapıların şehre yabancı mimarların çizimleriyle plânlarının yapıldığını sanıyoruz. Bir ilçenin yeniden inşa sürecinde başvuru kaynaklarına ulaşılmamasının ne denli düşündürücü olduğunu, dikkatinize sunuyoruz. Genelden özele varılan noktada diğer illerimize ait mimarî eserlerin en az Diyarbakır kaynakları kadar olduğunu belirtmekte fayda vardır, bu arada.

 

Özellikle herkes az ve öz anlasın düşüncesiyle elimizin altında bulunan kaynaklardan iktibaslarda bulunmadık, dip notlarla uğraşmadık.  

 

Bizim elimizde-arşivimizde bu ilçenin yüzlerce fotoğrafı yer alıyor, yerden, apartmanlardan, minarelerden, helikopterden çektiğimiz…

 

İsteyen olmadı, soran çıkmadı. Bu ilçe hakkında onlarca kaynak eser, bir araya getirildi. Ne soran oldu ne arayan. Bu ilçedeki kimi yeni yapılan yapılar yıktırılacak. Şehir araştırmalarının faydası şimdi anlaşıldı mı?

 

 

Sanmıyoruz. Anlaşılsaydı, şimdi hizmet sunan bir merkez, gelen, araştıran, inceleyen herkese hizmet sunardı… Bunca yapılara verilen masraf, harcanan emek hebâ olmazdı.

 

 

Beton iskelete giydiren tornadan çıkmış bazalt taşın estetiği ne olabilir? Tümüyle şehrin eski mimarîsine uymayan bu dokunun “modernite” kokan yapısını, şehrin genetiği nasıl kabul edebilir? Siz, Mardin’in evlerini yaparken bu uygulamayı başlatamazsınız. Siz, Şanlıurfa’da bunu hayata geçiremezsiniz. Diyarbakır Sur’da bunun yapılması neden?

 

Elbette araştırmadan, incelemeden, sormadan, soruşturmadan hareket edilirse, sonuç böyle bitecek.

 

Acaba Safranbolu’da, Taraklı’da böylesi bir muameleye mimarî tabiî tutulsaydı, ne olurdu? Gaziantep, Amasya, Beypazarı Evleri hakkında bilgi vermemize gerek var mı? Beyaz taşlarla yapılan Mardin ile Şanlıurfa Evleri’ni anlatmamız gerekir mi? Foça Evleri’nden haberdar olduğumuzu belirtelim.

 

Biz şehir araştırmalarını konu alırken seksen bir ile dair kendimizce bilgi sahibi olmaya gayret gösterdik. Bazen çok sözde kelime israfı yapmamız, bu sebeptendir.

 

Türkiye “Hepimiz Safranboluluyuz” veya “Hepimiz Taraklıyız” mı diyecekti. Safranbolu’yu bilen bilir de Taraklı’yı az kişi bilir. Sakarya’nın küçük, şirin, özgün mimarîsini koruyan bir ilçesi.  

 

Yazmadan edemiyor, insan.

 

Diyarbakır Mimarîsiyle ilgili 41 kaynak sunarak, makaleyi tamamlamak istiyoruz, nihayetinde.

 

Yazdıklarımız, aslında sadece bu kaynakları ilgililere hatırlatmaktı. Kaynakları sunmadan önce yazılanları siz, bir muhabbet havasında giriş kabullenin.

 

Diyarbakır Şehir Araştırmaları Merkezi Mimari Kaynaklar

1-  Diyarbakır Evleri… Orhan Cezmi Tuncer

2-Diyarbakır Suriçi Anıtlları ile Köşkleri ve Bağevleri… Orhan Cezmi Tuncer

3-Diyarbakır Evleri… Orhan Cezmi Tuncer

4-Diyarbakır Kiliseleri… Orhan Cezmi Tuncer

5-Diyarbakır Camileri… Orhan Cezmi Tuncer

6-Dinî Değerleri ile Diyarbakır… İl Müftülüğü-Komisyon

7-Anadolu İç Kale Camii ve Mescitleri… Ali Baran

8-Açık Hava Müzesi… Abdulaziz Yatkın

9-Diyarbakır Kalesi… Mehmet Ali Abakay

10-Pegamberler Sahabeler Diyarı Diyarbakır… Yahya erikli

12-İl İl Dini Ziyaret Yerlerimiz… Harun Bayrak

13-Medeniyetler Mirası Diyarbakır Mimarîsi… Editör: İrfan Yıldız

14-Diyarbakır Kültür Envanteri I-II … KTM Yayını

15-Anadolu Türk İslam Mimarisinde Sanatçılar… Zeki Sönmez

16-Anadolu’da Artuklu Devri Türk Mimarisinin Gelişimi… Ara Altun

17-Diyarbakırda Türk Mimarisi… Metin Sözen

18-100 Mimarî Şaheser… M. Cansever

19-100 Kale Türkiye’nin Kültür Mirası… H. Fehmi Yıldız

20-Diyarbakır Mimarlar Odası Bülteni Arşivi

21-Diyarbakır Mimarlar Odası Dergisi Arşivi

22-Arkitet Diyarbakır Evleri Özel Sayısı-Dergi

23-Müze Şehir Diyarbakır Komisyon YKY

23-Diyarbakır Evleri… Doğan Erginbaş

24-İlgi Diyarbakır Özel Sayısı-Dergi

25-Sanatsal Mozaik Diyarbakır Özel Sayısı-Dergi

26-Şarkî Türkiye’de Arkeolojik Geziler… Albert Louıs Gabrıel

27- Amida… Max van Berchem-Joseph Strzygowski

28-Diyarbakırda İslam Dönemi Mimari Yapılarda Süsleme… Gülsen Baş

29-Anadolu’da Türk İslam Sanatı… Mustafa Bektaşoğlu

30- Diyarbakır Mimarlık ve KENT Sempozyumu 2011 ve Bildiri Özetleri Kitapçığı

31-Yurt Ansiklopedisi Diyarbakır Maddesi

32-Diyarbakır Surları… İrfan Yıldız-Ş. Öztürk

33-Anadolu Selçuklu Sanatında Gezegen ve Burç Tasvirleri… Ahmet Çaycı

34-Diyarbekir Yıllığı… Basri Konyar

35-Diyarbekir Yıllığı… Bedri Günkut

36-Güneydoğu Projesinin (GAP) Uygulanmasıyla Diyarbakır’da Ortaya Çıkacak Konut Gereksinimleri İçin Tasarım Kriterlerinin Benimsenmesi… Kamuran Sami

37-Diyarbakır Surları… Canan Parla-Orhan Cezmi Tuncer

38-Diyarbakır Mimarîsiyle ilgili yerel ve ulusal basında çıkan haberler

39-Diyarbakır Mimarîsiyle ilgili yerel ve ulusal dergilerde çıkan makaleler-araştırmalar

40-Türk Sanatı-I-II… Oktay Aslanapa

41- Seyahatnâme… Evliya Çelebî

Bu yazı toplam 443 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim