Selim İleri Yazdı: Şair Nigâr Hanım'ın Defterleri

Selim İleri Yazdı:  Şair Nigâr Hanım'ın Defterleri
1918'de ölen Şair Nigâr, herhangi bir başka ülkede yaşasaydı, defterleri 1968'de elbette okura sunulurdu.
selimileri

1918'de ölen Şair Nigâr, herhangi bir başka ülkede yaşasaydı, defterleri 1968'de elbette okura sunulurdu. Gelgelelim, günü gününe tutulmuş çiziktirmeler, iç döküşler, İstanbul'un yüksek sınıf hayatından sahneler, şairin ömrünün sonuna rastlayan içli ödeşmeler yayımlanmadı. Sadece, birazdan sözünü açacağım, değerli Nazan Bekiroğlu ilgilendi onlarla.

 

O filmin adı Beklenen Şarkı'ydı. Cahide Sonku'nun erken sona eren güzelliğiyle son bir kez alev alev göründüğü film. "Beklenen Şarkı"yı Zeki Müren söylüyordu. Arada bir televizyonda gösteriliyor...

Bense, nice yıllar bir kitap bekledim: Şair Nigar Hanım'ın güncesi. (Gerçi günce mi demeliyim, günlük mü, karar veremiyorum. 'Jurnal' karşılığı Ataç 'günce'yi tercih etmiş. Hatırlıyorum, Salâh Birsel, günceyle günlük arasında duraksamış, 'günlük'te karar kılmıştı.)

Çok uzun yıllar önceydi, Hayatımın Hikâyesi'ni edinmiştim. Yaz sonunda bir gün ailecek Âşiyan'a gitmiştik, Tevfik Fikret'in evine. Müzede satılıyordu Hayatımın Hikâyesi. Cep boyu incecik kitabı ilk orada görmüştüm. Nigâr Hanım'ın defterlerinden bir seçme. Tabii, Nigâr Hanım'ın kim olduğunu bilmiyordum.

 

Kitap yeniyetmeliğimde Sahaflar Çarşısı'nda yine karşıma çıkacaktı. Yazan: Nigâr binti Osman. İç kapakta bir ithaf: "Çok kıymetli yalı komşumuz, arkadaşımız, dostumuz Abdülhak Şinasi Hisar'a sevgi ve saygılarımızla." Mürekkepli kalemle yazılmış; mürekkebi şimdi iyice soldu. İmza: S. K. Nigâr. İmza gayet okunaklı. Tarih: 6. 4. 59.

Rahmetli Çelik Gülersoy, Abdülhak Şinasi'nin ölüm haberini alınca son eve -Ayaspaşa'da mı, Çamlıca'da mı?- koştuklarını, fakat daha önce gelen tanınmış bir arşivcimizin evi âdeta yağmalamış olduğunu söylerdi. Hayatımın Hikâyesi o kitaplar arasında olamaz. Arşivci hayatta. Hayatımın Hikâyesi daha önce dökülüp saçılan kitaplar, eşyalar arasında olmalı.

Rahmetli Şükran Kurdakul, Hisar'a gönüllü 'kâtip' olmuş. Eşsiz anlatış ustasının çökkünlük günleri. Abdülhak Şinasi yazdırmaya başlar, durakalır, takılır, düşünür düşünür, sonra derin bir üzüntüyle, "Ne oldu benim sevgili kelimelerime!" dermiş. Kurdakul, işte o sıralar, Boğaziçi Mehtapları şairinin, evine gelip gidenlere ille bir şeyler vermek, armağan etmek istediğini söylemişti. Herhalde yadigâr; bazan bir kitap, bazan bir fotoğraf, bazan bir likör takımı... Hayatımın Hikâyesi, imzalı kitap, belki böyle bir armağan. Elden çıkış hikâyesi hiçbir zaman öğrenilemeyecek.

Önsözde dile getirilmiş: Şair Nigâr, yaşamından günler yazmış, yirmi defter "doldurmuş". "Ölümünden elli yıl sonra açılması ricasıyla, bu hatıraları saklayan yazı çekmecesi Âşiyan Müzesi'ne emanet" edilmiş. Şairin oğlu S. K. Nigâr veriyor bilgileri.

İşte, bugüne kadar o anıların, günü gününe tutulmuş yazıların yayımlanmasını bekledim. 1918'de ölen Şair Nigâr, herhangi bir başka ülkede yaşasaydı, defterleri 1968'de elbette okura sunulurdu. Gelgelelim, günü gününe tutulmuş çiziktirmeler, iç döküşler, İstanbul'un yüksek sınıf hayatından sahneler, şairin ömrünün sonuna rastlayan içli ödeşmeler yayımlanmadı. Sadece, birazdan sözünü açacağım, değerli Nazan Bekiroğlu ilgilendi onlarla.

Hayatımın Hikâyesi günceden bir seçme. On dokuzuncu yüzyılın sonu, yirminci yüzyılın başı zaman dilimi olarak karşımıza çıkar. Aydın bir Osmanlı kadınının, üstelik bir şairin 'İstanbul hayatı'nı yakalarız: Mutsuz evlilik, Rumelihisarı, Büyükada, çocuklar, platonik yakınlıklar -'aşk' sözcüğünü özellikle kullanmadım-, geçen zaman, Abdülhamid'in tahttan indirilişi, Sultan Reşat'ın huzurunda, Naciye Sultan'a rica, savaşlar, çöken imparatorluk, yıkım...


Şair Nigar Hanım

Şair Nigâr Hanım bütün içtenliğiyle anlatıyor. Defterlerin tümü kim bilir daha neler, ne zenginlikler içeriyor!

Ruşen Eşref Ünaydın'ın bir dönemin gözde şairlerini, yazarlarını konuşturduğu çok sevimli, çok başarılı kitabı Diyorlar ki'de, Nigâr Hanım, yaşlılık günlerinde karşımıza çıkıyor. Her şeyden, ama artık her şeyden yakınmaktadır. Hem güncesindeki hem söyleşisindeki bu yakınmalar bende 'yaşadı, nefes aldı'.

Önce bir deneme yazdım, yakınmalar için, usançlar için. Sonra, yetinmedim, Daha Dün'ü yazarken "Ateş Renkli Çiçekler"e yol aldım. Dikkat edince, bütün o şaşaalı hayatın gerisinde, Şair Nigâr'ın ekonomik sıkıntılarla boğuştuğu ortaya çıkıyordu. Huzursuzluklar, usançlar biraz da bu sebeple.

Oysa, uzayıp giden yakınmalar, Ruşen Eşref'in bıyık altından gülmesine yol açmış gibidir. Korunmasına çalışılmış şaşaa asıl sıkıntıyı örtbas etmiş olmalı.

Hayatımın Hikâyesi'ndeki son parça enikonu acıklıdır:

"Gündüz arayanlar olmuşsa da her yer ve her şey gibi kapının çıngırağı da kırık olduğu için işitmedim.

Dün gece, nöbetlerle titrerken, babamın bana yirmi yıl önce hediye ettiği bir yatak mangalını hatırladım ve ancak onunla ısınabildim. Babacığımın aziz ruhunu bu vesileyle bir kere daha takdis ettim."

Edebiyatımızın en güzel aşk pasajlarından birini, Abdülhak Şinasi Hisar, Şair Nigâr Hanım için yazmıştır. Bir 'romans' havasının estiği bu sayfalardan Şair Nigâr'ın güzelliği, görkemi yansıyor. Ama işte hepsi bitmiştir şimdi. Yorgun şair soğuk bir ilkyaz akşamı ısınmaya çalışıyor...

Şair Nigâr iyice unutulmuşken, Nazan Bekiroğlu onun macerasına emek ürünü eseriyle ışık tuttu. Nigâr Hanım'ın defterlerinden -defterlerin asıl sayısı on dokuz, bazı defterler "yok"muş; Bekiroğlu'ndan öğreniyorduk- yola çıkarak bir yaşamöyküsü örüyordu.

Romancı inceliğiyle kaleme getirdiği bu yaşamöyküsünde, Bekiroğlu, döneminin aydın, yüksek sınıf kadını Şair Nigâr'ın hangi yalnızlıklar, gönül kırıklıkları, baskılı yaşama koşulları içinde ömür sürdüğünü gözler önüne seriyor. Eseri okumamış olanlara salık veririm.

Şöyle diyordu Nazan Bekiroğlu: "Nigâr Hanım'ın iç konuşması ve duaları uzar satırlar boyunca. Ve gözyaşları harflerini ıslatır ve dağıtırken ihtimal ki bütün bunları yıllar sonra birilerinin okuyacağını düşünerek teselli bulmaktadır."

Yaklaşık yirmi yıldır, belki daha fazla, evet evet daha fazla, arkadaşım, tanışım, eşim dostum her yayıncıya Şair Nigâr'ın defterlerinden söz açarım, yayımlanır, yayımlarlar umuduyla. Yayıncılar, genel yayın yönetmenleri, editörler, kalabalık sayılabilecek bir 'kadro'. Yapı Kredi'deyken galiba ilk Enis Batur'a söz açmıştım. Oğlak Yayıncılık'la çalışırken Senay Haznedaroğlu'na ve Raşit Çavaş'a. Doğan Kitap'tayken Zeynep Çağlıyor'a ve Mehmet Yaşin'e.

Arada, Selis Kitaplar'a (doğrusu Elif Çakır'la İsmail Demirci gerçekten ilgilendiler); Ahmet Oktay dönemi Alkım Yayımları'na (galiba Nazan Hanım'a baş vurulmuş, Bekiroğlu önsöz yazacağını söylemiş); Notos dolayısıyla Semih Gümüş'e... Hatırlayamadığım başka yayınevleri de olmalı. Herkes içtenlikle ilgileniyor, ama arkası gelmiyor.

En son başvurularım Kapı'ya ve Timaş'a oldu. Timaş'ın genel yayın yönetmeni, kitaplara tutkun Emine Eroğlu, değerli Sibel Eraslan, başka dostlar, çay içiyorduk, allem ettim kallem ettim, sözü Nigâr Hanım'ın on dokuz defterine getirdim. Çalıştığım Everest'te sevgili arkadaşım, incelikler koruyucusu Sırma Köksal'a ikide birde Nigâr Hanım diyorum, başka bir şey demiyorum.

Defterlerin yayımlanması için, has okurlarımı artık bunalttığını bildiğim, nice yazı yazdım, irili ufaklı; defterler meselesini nice yazının orasına burasına sıkıştırdım. Fakat, dediğim gibi, bir arpa boyu yol alamadım.

Şimdi son bir umutla yazıyor; Nigâr Hanım'ın defterlerine sahip çıkacak yayıncıya, yayınevine şimdiden teşekkür ediyorum...

Bu haber toplam 940 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim