Sempozyum Anlayışlarında Kimi Sakatlıklar Üzerine

M. Ali ABAKAY

Günümüzde sempozyumların düzenlenmesi, oldukça ivme kazanmış, hemen her konuda sempozyum düzenleme hususu, adeta çözüm bekleyen meselelerin ortadan kaldırılması için tek seçenek haline getirilmiştir.

Düzenlenen sempozyum sonrası sunulan tebliğlerin-bildirilerin kitaplaşması ile nihayete eren meşgale, katılımcıların sundukları bilgilerin ve görüşlerin ellerine yazılı olarak ulaşmasıyla tamamlanmış olur.

Kurumların ve kuruluşların belli bir konuda oldukça masraflı olan sempozyum düzenleme işi, esasında konu hakkındaki uzman isimlerin görüşlerine danışılması, fikirlerinin alınması esasına dayanır. Bu uzmanlık alanı, çoğu kurumla kuruluşla akademik alanda unvan sahibi olanları içine alır görünmektedir. Üniversitelerin ehline müracaatında akademisyenlerin görüşlerini konuya esas almaları, kimi işinin ehli olanlarını yok saymaya varmaktadır.

Düzenlenen bu tür sempozyumların dar alanda paslaşmadan öteye gitmeyen, eşi-dostu ağırlamak, davet edilen şehri gezdirmek, yedirip, içirmek ve konaklama dışında bir vasfa sahip olmayacağını bilmekteyiz, çoğunlukla.

Konu tıpla ilgili olduğunda elbette üniversitelerin alanında alakalı isimlerinin ağırlıkta olması gerekir. Fakat bu ölçü, tarih, kültür, sanat, inanç olmak üzere birçok alan için geçerli değildir. Konu ağırlıklı olan birçok sempozyumda çağrı usulü veya katılımcı isteği ile düzenlenen sempozyumlarda uygulanacak usule dair söylenecek birkaç husus vardır.

Sempozyumun katılımcısı olmak için kişinin alanında uzman olduğunu belirten eserleri, çalışmaları yok sayılıyorsa, sadece üniversite ya da ilgili kuruma mensup kişiler davetkâr ise, dışa kapalı anlayış sadece çağrı yapılanları misafir ediyor, onları ağırlıyor, ortaya çıkacak sonuç ile tatminkâr olmayı yeterli sayıyor manası çıkar.

Çoğu zaman, bildiri olarak kitaplaşmış tebliğlere bakıldığı vakit, çoğu ismin sunumlarında bir yenilik ortaya koymadığı, masaya yatırılan meselenin çözümüne dair görüşler ortaya sunmadığı, belirtilenlerin iki kitap, üç makale derlemesinden öte mana taşımadığı, unvan yükselmede müzmin hastalık haline getirilen puan almayla endekslenen etkinliğe kaydığı çoğumuzun malûmudur.

Sempozyumlarda kişinin konuştuğu dil, tebliğin-bildirinin esas lisanı olması gerekirken, uluslararası-beynelmilel sempozyum olduğu belirtilerek, sömürge dili İngilizce özetlerin istenmesi, sempozyumlara katılanların kendi dilleri dışında başka dillerle imtihanını gerektirir. Sempozyum bildirilerinin kitaplaşmış halinde esas alınan İngilizce Özet kıstası, bu sempozyuma katılmamış olanlar için düşünülmektedir. İngilizce diline karşı çıkma gibi bir anlayışımız söz konusu değildir. Kimi sempozyum bildiri kitaplarında katılımcıların kendi ana dilleri ile sunduğu bildirileri-tebliğleri, bu sempozyumun düzenlendiği ülkede tercüme edilme yoluna gidilmemesi, son dönemde ilgili olanların eksikliği midir yoksa ciddiyetsizliği midir?

Arabça, Fransızca, İngilizce, Almanca bilmeyen biri, Türkçe sunduğu bildirisinin bu kitapta yer alması için ne yapmalıdır?

İngiliz’i, Alman’ı, Fransız’ı, Arab’ı kendi diliyle bildirisini sunduğu zaman, kitaplaşan tebliğlerde Türkçe’yi kullanmamaktadır. Birkaç sempozyuma katılmış biri olarak, bildirileri kitaplaşmış sempozyumlarda görünen biri sıfatıyla bizim sempozyum düzenleyicilerinden isteğimiz, sunulan diğer tebliğlerin anlamadığımız, bilmediğimiz dilden aynı şekilde yer almasını izah etme hakkımızın olup olmadığını sorgulama isteğimiz, iyi niyetimizden kaynaklanmaktadır. Konuştuğu dilden tebliğini sunan, yabancı dilden özeti yapma mecburiyetiyle karşı karşıya bırakılan kişiye, ilk elden sempozyum düzenleme kurallarını hatırlatmak, akla ziyan hareket değil midir?

İşi akademisyenlik zırhına bürünerek yapanların, kendi ülkesinde yabancı hale getirilişi, evrensel olarak kabul ettirilmeye zorlandığımız İngilizce Dili’yle özet sunmayı reddeden bizi ve bunu bilerek yapanları yok etme anlayışı, sömürge mantığına karşı olanları cezalandırma mıdır?

Birkaç sempozyumda bildiri sunmamıza rağmen, sadece bu dayatma karşısında tebliğimizin bildiri kitabında yer almasını reddettiğimizi ifade edelim. Birden çok dil bilen sıfatıyla bu karşı duruşumuz, düzenleme kurulu kimlerden oluşuyorsa, kendileri için bir anlam ifade ediyor mu?

Bir sempozyumu düzenleyen kurum ya da kuruluş, sempozyuma kabul edilen kişinin sunduğu tebliğin metnini esas almalıdır. İsterse sempozyum özet kitapçığında katılanların bildirilerini istedikleri şekilde sunuma esas hale getirmekle sorumlu olmalıdır.

Bildirinin-tebliğin ihtiva ettiği manayı anlamaktan uzak olanların ayak direttikleri diğer bir husus, akla ziyan anlayışın kabule yanaşmadığı kişinin işinin ehli olmayı bir yana atarak, imlada, noktalamada, metnin sayfa düzenine ve harf puntosuna duyduğu alakadır.

Bir sempozyumu düzenleyen kurum ya da kuruluş, kendisine teslim edilen metni, seçeceği iki-üç kişilik bir komisyona havale ederek, olması muhtemel yazım hatalarına, imla ve noktalama alanındaki yanlışlıklara müdahale etmelidir. Maalesef, birçok bildiri sunulduğu gibi hatalarla sempozyum bildiri kitabında yer alır. Bunu eksiklik saymayanlar, sayfa düzenine, harf puntosuna uyulmadığını bahane ederek çoğu emek ürünü, göz nuru, yılların vermiş olduğu tecrübeyle ortaya konmuş metinleri kitaplaşan bildiriler kapsamına almamaktadır.

Yetmiş-seksen yaşında bir araştırmacının-yazarın beş-on sayfalık metnini, sayfa düzeni tuzağına ve punto saçmalığına kurban etmesi, başka bir izaha gerek bırakır mı?

Bazen bir sempozyumun yüzbinlerce liraya mal olduğu düşünüldüğünde, o sempozyum bildiri kitabında yer almayan bu tarz bahanelerle reddedilen tebliğlerden okuru, araştırmacıyı, ilgilisini mahrum bırakmanın akademisyenlikle, üniversiteyle, unvanla ne alakası vardır?

Yurt dışında kimi zaman davet edilen bir araştırmacıdan-yazardan dinlediğim şu acı tablo, bizim kendilerini eleştirilmez görenler için ders alıcı durum olabilir mi?

Davet edilen şahsın metni, öncelikle sempozyumun verildiği ülke diline çevrilir, metnin aslını bozan bir ifade taşımayan tercüme ehlince yapılır. Tebliğci, kendi dilinden sunumunu yaptığında o ülke dilinden belirtilenler teknolojinin el verdiği oranda görsel şekilde perdeye, elektronik levhaya yansıtılır, aynı anda tercüme yapılır, kulaklık yoluyla dinleyicilere, katılımcılara dilleriyle aktarılır, bu yetmezmiş gibi herkesin oturduğu sandalyeye çoğaltılmış esas metin, konuşmacıyı anlamak için bırakılır.

Bizde sunumu için aylarını harcayan, beş-on sayfalık metne dayalı yeni ufuklar açan, konulan anlamsız engellerle kadr û kıymeti bilinmeyen isimlerin mantığa-akla sığmayan bu kuralları koyanların gadrine uğraması, sadece bilgisayarın birkaç tuşu ile önlenebilirken, bu ilme saygısızlık sürüp gitmektedir.

Dün el yazısıyla-daktilo ile teslim edilen bildiriler-tebliğler için bu engelleyici hususlar söz konusu muydu?

Dipnotlar, ilgili sayfanın altında mı olmalı, metnin sonunda mı yer almalı?

Kişinin ifade ettiği esas olması gerekirken, özeti bahane edenler, sayfa düzenine uymama, metnin sayfada santimlerle yer almasını zorunlu kılanlar, harflerin puntosunu bir-iki klavye tuşu ile düzeltme basiretinden yoksun olanlar için ne demeli?

Bu yazıyı kaleme alırken çalışma masamda üç devasa ciltten oluşan bir sempozyum bildirileri kitabı var. Bu sempozyuma Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş Şiiri ile ilgili, orijinal tespitleri içine alan bildirimizle katılmıştık. Bildiri metnimiz, onu aşkın akademisyence istendi, kendilerine ulaştırıldı.

Birkaç elektronik bilgilendirmede yazıştığımız ilgili sempozyum yetkilisi, sayfa düzenini, yazım puntosunu sorgulayınca, metinde imla hatası, noktalama yanlışı olmadığını özellikle buna dikkât edildiği kendisine iletildi.

Özet İngilizce için beş altı cümleyi tercüme edememek!.. İngilizce özet hazırlamaktan aciz değiliz, aslında. Beş-on satırlık bir metnin hazırlanması zor değil.

Bu tarz bildiri kitaplarında metnin tümü İngilizce ise, Arapça ise, Fransızca ise biz ne yapabiliriz?

Bizim yazım ve sunum dilimizi anlamayanların yazdıkları dili öğrenmeye bizi zorlamaları ne zamana kadar sürecek? Onlar, konuştuğumuz dili, dilleri neden öğrenmez de yazdıklarımızdan haberdar olmaz?

Üç ciltten oluşan, her bir cildi kabında yer alan, üç cildinde tek kapta buluşturulduğu sempozyum bildirileri kitabında harcanan emek, az bir şey değil.

Bu oldukça önemli sempozyum bildirileri kitabında olması gereken kırk sayfalık bildiri metnimiz neden yer almadı?

Biz, bu metnimizi, bu şekliyle kabul edilmediği takdirde geri çektiğimizi, nezaket sınırlarını zorlamadan ifade ettik.

Şimdi, bu üç ciltten oluşan sempozyum bildiri kitabının ilk cildinin arasına düzenlenen sempozyum programını, İngilizce Özeti havî metinle bildirimizi içine alan CD’yi bıraktık.   Belki ileride bu metin, sempozyum programı ve özet, bildiri kitabını okuyan için fayda sunar.

Bu konuda beklentilerimiz var ve yetkilileri duyarlı ve de millî olmaya davet ediyoruz: Konuştuğumuz dilden özetse var, metinse mevcut. Bildiri-tebliğ, kabul edilmişse, neden kitaplaşmada yer almaz? Sayfa düzenine, harf puntosuna takılı kalmanın size kazandırdığı nedir?

Gerçekten, hakikatten bu sempozyum düzenleyicilerin çoğunun takıntısının önüne geçilmeli, bu Avrupaî taklit hastalığının önü alınmalı, mukallitliğin bu denli yaygınlaşmasının bize vermiş olduğu Prof., Doç. Dr. Öğretim Görevlisi-Araştırma Görevlisi-Okutman olmak üzere kimi akademisyen ünvanlı kimileri, nerede yaşadığını unutmamalı!..

Sormak lazım, en sonunda, meramı dile getirmek için: Sahi alanında onlarca kitap yazmış, binlerce makalesi yayınlanmış birine, onlarca ulusal-uluslararası sempozyumda, kongrede yer almış olanlara kalkıp bu engelleri bildirilerin kitapta yer almaması için bahane olarak sempozyum düzenleme kurallarını göstererek resmî kılma, hangi bilimselliğe sığar?

Bu ülkede sempozyumların birçoğuna harcanan meblağları öğrenince, cebimizden çıkan vergilerin gereksizce tüketilmesine yazık değil mi?

Kimi üniversitelerde ve kurumlarda bu başıboşluğa “Dur!..” demek için başka ne yapmalı?

Bu yazı toplam 550 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim