• İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C

Senle Vuslat Yaşamadan, Ölüm Bize Uzak Olsun; Selanik

Fahri TUNA

Nazlı şehir, köklü şehir, zengin şehir.

Makedon kralı Cassander’in M.Ö. 315’te kurduğu güzel şehir. II. Murat’ın 1430’da Osmanlı’ya kattığı şirin şehir. 482 yıl Osmanlı’nın en çok nüfus barındıran – İstanbul’dan sonraki – 2.  büyük şehir. Hıristiyanlığa Osmanlı’yla Müslüman Türkler – bilhassa 15. yüzyılda – eklenir, 1492’den itibarense İspanya’dan kovulan Yahudilere kucak açar Selanik; üç dinli, üç dilli bir “hoşgörü” şehrine dönüşür Selanik; ticaret alır yürür, kültür alabildiğince zenginleşir. Osmanlı Selanik’i birbiriyle “uyumlu” ve “kardeştir” ama, 1492’den beri “bizim garantörlüğümüzde” huzurlu yaşayan “Sefarad Yahudileri”ni, 1912’de bizim Selanik’ten çekilmemizden sonra “zor günler” bekler, nitekim II. Dünya Savaşı sırasında 50.000 Yahudi Almanlarca Selanik’ten alınır götürülür, hâlen de gidenlerden bir haber yoktur…

Osmanlı’ya nice asker, nice devlet adamı, nice sanat adamı yetiştirir Selanik.

Selanik: Hep bayındır şehir, hep berceste şehir, hep ikincil şehir.

Hep önemli, hep yenilikçi, hep hareketli, hep muhalif, hep başkenti gözleyen, hep başkenti değiştirmeye çalışan şehir. 

Türküler “bizi” söyler, “bizim şehirlerimizi” de… “Beş minare” Bitlis’tir, “Sarı gelin” Erzurum. “Sıla parası kazanmak” denilince Vardar Ovası’na Üsküp’e, “Hasan Piştovu atsa” Debre’ye gideriz; Yemen’in “huş”u, Drama’nın “köprü”sü, İzmir’in “kavakları” yakınımızda, ta şuracığımızda, gönlümüzde özel bir yerdedir. Ya Selanik? Sahi Selanik nerdedir, nerededir? Onu da hüzünlü – sanki hangisi değildir – bir türkü deyiverir bize:

            “Çalın davulları çaydan aşaya (1)

Mezarımı kazın bre dostlar belden aşaya

Suyumu da dökün boydan aşaya

                                Aman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver

                               Al başımdan bu sevdayı götür yara ver.”

 

1909-1912 tarihleri Selanik için de bizim için de dönüm noktalarıdır: İlkinde Selanik Ordusu İstanbul’a gelip II. Abdülhamit’i “tahtından” indirir, ikincisinde ise Selanik, yüz yıldır geri alamamacasına “ikincilik tahtından” iner. Türküye devam edelim - artık okunan güzeller güzeli bir kızın mı, yoksa Selanik’in salâsı mı siz karar verin-:

             “Selanik içinde salâm okunur

Selamın sadası bre dostlar cana dokunur

Gelin olanlara kına yakılır

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver

                               Al başımdan bu sevdayı götür yara ver.”

 

Üşenmedim gittim gördüm (2): 482 yıllık bayındır Selanik’imizden bugüne neler kalmış diye, Mustafa Kemâl’imizin doğduğu evle sahildeki kalenin bir burcu (beyaz kule) birkaç hamam ve minareleri yıkılıp müzeye ve konser salonuna dönüştürülmüş birkaç cami kalıntısından gayrı da bir şeyimiz kalmamış. Bayındır yine Selanik, yüzü hep Batıya dönük olduğundan mıdır nedir, -bizden ses sada yok – daha çok Varşova, Münih’in kötü bir kopyası gibi. Bizim gözümüzle de viran bir şehir. Türkümüze devam edelim:

            “Selanik Selanik viran olasın

Taşını topracını bre dostlar seller alasın

Sen de benim gibi yarsız kalasın

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver

                               Al başımdan bu sevdayı götür yara ver.”

 

1912’de çekildiğimizdeki nüfus dağılımına bir göz atalım (3) : “Yahudi 61.439 kişi, Türk (Müslüman) 45.889 kişi, Yunanlı 39.956 kişi, Bulgar 6.263 kişi, Roman 2721 kişi, genel toplam: 157.889 kişi.”

Balkan Harbinde (1912) Selanik ve çevresinden on binlerce Müslüman Türk Anadolu’ya göçmek zorunda bırakıldı, 1924 Mübadelesiyle on binlerce Müslüman Türk Anadolu Rumlarıyla takas edilerek İstanbul’a, Bursa’ya, İzmit’e, Adapazarı’na, Bilecik’e, Eskişehir’e, Kütahya’ya yerleştirildi. O ailelerin 3. kuşak çocukları bugün işbaşında. Selanikliler her zaman politikada, ticarette, medyada, sanatta önemli yerlere geldiler. İpekçi ailesi örneğin, Halit Refiğ, Engin Cezzar, Hürrem Erman örneğin, Piyale grubu örneğin, Hüsnü Gürsel, ve yüzlercesi örneğin.

 

Nikahı – zorunlu – Batı’da olsa, sanki gönlü Osmanlı’yı, Türk’ü, Türk günleri özler gibidir Selanik’in. Öyle gelir her gidişimizde; öyle bakar bize, öyle uğurlar gibidir bizleri.

Yazıyı, - domuz eti yeme korkusuyla  balıkçı lokantası sorduğumuzda - bize gönülden yardım eden Yunan delikanlısına ettiğimiz sözle bitirelim : “Teşekkürler Dimitris; sen en kısa zamanda Türkçeyi öğren, zira yakında gene geliyoruz, size çok lâzım olacak. Bu arada bizden çekinme Dimitris, madem ki bize yardım ettin, dokunulmazlığın daima sürecek…”

Ah Selanik vah Selanik.

Bizim Selanik, bizden Selanik, bizim özlediğimiz Selanik, bizi özleyen Selanik.

Vuslat yaşamadan bir daha senle, ölüm bizden uzak olsun Selanik.

 

----

  1. “Elveda Rumeli” dizisiyle popüler olan Hüseyin Yaltırık’tan alınma bir Selanik türkümüz,
  2. 2010 Ramazanına rastlayan bir haftalık Balkan seyahatimde bir akşam Selanik’te dolaşmak nasib ü kısmet oldu.
  3. http://tr.wikipedia.org/wiki/Selanik#Osmanl.C4.B1_d.C3.B6nem

 

Bu yazı toplam 435 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim