• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Sevil Nuriyeva'dan: Kültür Coğrafyasında Türkiye Farkı

Sevil Nuriyeva'dan: Kültür Coğrafyasında Türkiye Farkı
Başbakan Erdoğan’ın Avrupa Konseyi’ndeki konuşması, bir gerçeği bir daha net olarak sergiledi. Türkiye artık, olayların peşine takılan değil, olayı şekillendiren bir devlettir.
Ve bu, tasavvur edemeyeceğiniz şekilde bu coğrafyayı etkilemektedir. Coğrafyanın medyasının, özellikle Türkiye medyasından etkilenmesi toplumu da ciddi anlamda etkiliyor. Başbakan Erdoğan’ın son Strazburg konuşması, yeniden Türkiye ile ilgili yorumları alevlendirdi. Herkes kendi penceresinden yorum yapıyor. Tarz olarak, özellikle Azerbaycan’da Erdoğan’ın bu siyasi tutumu minnetdarlıkla benimsendi. Ermenistan’dan çıkan sesler pek minnetdarlık sesleri olmasa bile, karşıt fikirlerin çıkması Türkiye’nin ehemiyyetinin ve Başbakan Erdoğan’ın siyasi kişiliğine verilen önemin habercisidir. Doğrudur; Türkiye’nin bu bölgedeki demokratik institutların yaradılmaması meselelerine ABD kadar ses çıkarmamasını eslinde anlamak zor değil. Amma coğrafya yalnız, halkların milli çıkarları meselesinde değil, hem de ülkelerin içerisinde demokratik değerlerin olup olmamasına da, tepki veya münasibet beklemektedir Türkiye’den.

Siyaset, medya ve kültür sahalarına ciddi anlamda yatırımlar yapılmalı. Sivil toplum kuruluşları, demokratik standartlar konusunda kültür coğrafyasında, Avrupalı, Amerikalı projelere benzer projeler yapmaktan, kendi standartlarını teşfig etmekten çekinmemelidir. Bu ortak değerlerle yapıldıkça, derinden demokratik idrak şekillenecektir. Başkalarının değil, kendi milli değerlerini kurmak için bu şartdır.

Avrupa politikalarına yön veren lider ve lider devletlerin tutumu, her ne kadar, Arap coğrafyasındakı antidemokrat yönetimlerin, halklarına karşı yaptıkları zulme son veren, kahraman duruş niteliğinde olsa da ve biz bunu taktir etsek de, Batı’nın insan hak ve özgürlükleri konusunda sınıfda kaldığını söylersem hiç yanılmış olmam. Çünkü önümüzde Dağlık yani Yukarı Karabağ konusuna, batılı bakışın çelişkisini halen görmekteyiz. Mesela, Libya’daki insanların azadlıklarını bu kadar ciddiye alan Fransa’nın, Ermenistan- Azerbaycan arasındaki Yukarı Karabağ münagişesinin çözümüyle ilgilenen, amma halen çözüm üretiminde bir addım yol yürüyemeyen, AGİT’in Minsk grubundaki eşbaşkanlık statüsüne rağmen, belirlediği politikaları hiç de Libya’ya yaklaşımında sergilediği adalet anlayışıyla yaptığını göremiyoruz. Halen, sözde Ermeni soykırımı meselesini siyasi koz olarak kullanan Avrupalı ziniyyet, neden Karabağ’ın Hocalı kentinde Ermeniler tarafından yapılan 20. yüzyılın katliamına susgundur aceba?

Soruya cevabı tahmin ediyorum.

Sadece bunu anlatmakla batı standartları ile Batıya bazı meselelerde örnek olabilecek durumdaki Türkiye’nin statndartları arasındakı farkı ortaya koymak istedim. Bu farkın ismi nedir biliyor musunuz?

Edalet. Adil olmak zor iştir, amma en liyaketlisi Adil olmaktır.

Şimdi dünyanın yeni düzenine dikkat yetirsek, göreceğiz ki Avrupa’nın insan hakları anlayışı dejenere olmuş durumda. Çünkü yanlı siyaset, tarafsız olamama, özellikle Hristiyan beraberliği algılayışı, diger coğrafyadaki insanlara adeta dini ve etnik kimliğini hatırlattırıyor.

Oysa, bu coğrafyanın demokrasi, insan hak ve özgürlüklerine yaklaşımı, hiç de bir Alman veya Fransız’dan geride değildir.

Türkiye’nin bu detaylara dikkat yetirmesi şarttır. Türkiye paçasına yapışmış coğrafyayı görmezden gelemez. Odur ki, bu coğrafyadakı siyasi iktidarlara, belirlenen siyasi yollara dikkat etmek, uyarmak zorundadır.

Nitekim Türkiye’deki yalnız siyasi beyanlar değil, diziler bile, o dizilerden çıkan mesajlar bile, yankı uyandırıyor. Düşünmeyin ki bu yankı dizi meraklıları içindir yalnız. Hayır; tarih, aile, liyaket ahlak konusunda bile, ciddi anlamda etkilenme var. Ve bu işin sevindirici tarafı odur ki, bu sektör bile Türkiye’nin yeni misyonuna göre hareket planı uygulayabiliyor. Bir Yahşi Cazibe binlerce Azerbaycanlı kızın heysiyyatını dikkate alarak yapılıyor ve ciddi anlamda olumlu düşünce değişikliğine sebep oluyor. Bir Öyle Bir Geçer Zaman Ki, tüm bu coğrafyadaki halkların, aynı aile algılayışı içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Ve Muhteşem Yüzyıl’la tarihimizin ortak değerlerine ortak bakmamızı temin ediyor. Dolayısıyla, sanki aynı mekanda aynı dertleri, aynı sitemleri aynı psikolojide yapıyoruz. Bir Gürcü veya bir Rus bile, bunları seyrederken yeni Türkiye’yi görüyor.

Bugünkü Türkiye’den coğrafyamızın kaderine ortak olma beklentisi oldukça fazladır. Erazisi bölünmüş Gürcüler, hagları tanınmayan Güney Kafkasya’daki halklar, Orta Asya’daki bir taraftan Çin, diğer taraftan Rusya’nın siyasi baskısını halen yaşayanlar, Azerbaycan topraklarının işgalinden dolayı, Karabağ’da  babasının, annesinin kabirlerini esirlikte bırakma zorunda kalanlardan tutun, ta İran’daki Türkler’in hak ve özgürlüklerine yönelik düşüncelere kadar, hepsinin könlünden bir başka Türkiye geçiyor. Çünkü Türkiye artık sıradan bir devlet değil. Ve coğrafya bunu dışarıdan daha net olarak görüyor.

Büyük Türk şairi, düşünür Fuzuli diyor ki: “En büyük dert, Anlamak derdidir”.

Tüm olanları anladıkça dertleneceğiz. Amma en büyük Dert, Anlamamaktan güzeldir.

20 Nisan 2011 Star Gaz.

Bu haber toplam 517 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim