Sibel Eraslan yazdı : Altun Hızma

Sibel Eraslan yazdı : Altun Hızma
Kerkük doğumlu sanatçı Abdurrahman Kızılay vefat etti, Allah Rahmet eylesin. Adı üstünde; Rahman’ın kuluydu.

sibeleraslanKerkük doğumlu sanatçı Abdurrahman Kızılay vefat etti, Allah Rahmet eylesin. Adı üstünde; Rahman’ın kuluydu.

2002’de Mehmet Özbek’le yaptıkları “Mum Kimin Yanan Kerkük Türküleri” adlı çalışmayla bizlere enfes bir derleme sunmuşlardı.

Onu, radyolarımızda sıkça çalınan “Altun Hızma Mülayim, Seni Haktan Dileyim” adlı türküyle özdeş olarak hatırlıyoruz. Sevdiceğini “Hak’tan dileyen”, onu her hatırladıkça “Şad oldum” diyen bu nefesi bizim için özel kılan neydi? Biz Abdurrahman Kızılay’ın sesinden derlenmiş toparlanmış her türküde, özlenen kişinin yanı sıra gurbetine düştüğümüz vatanı, ırağına yazıldığımız memleketi, yüreklerimizi yaralayan “ağyar” şeklindeki uzaklığın ıstırabını da birlikte hatırladık... Onun sesini bize aşina kılan, veda ve hasret terennümüydü sanırım. Ölümlü göçümlü dünyanın, gelimli gidimli günlerinde Kerkük’ün yazgısı, saygıdeğer bir misafirliğe eşdeğerdir sanki bilinçaltımızda. Kerkük sızlar. Kerkük yaralıdır. Kerkük’ten gelen haber telli duvaklı düğün bile olsa, aslen kanayan bir mektup gibi okunur... Bu yüzden, Kerkük’ten gelen herkesi aziz bir hatıra, kıymetli bir misafir gibi saygıyla karşılarız İstanbul’da, Erzurum’da, İzmir’de, Diyarbakır’da...

Kerkük, zoraki sınırların dışında kalmış bir mahallemiz gibi sızlatmıştır kalbimizi. Hiç gitmesek, hayatımızda bir kez bile sokaklarında dolaşmamış, yüzünü görmemiş olsak bile... İçinden Kerkük geçen her cümlede, bir ah.. oku saplanır kalır kalplerimizde. Yüzünü hiç görmeden sevmek derler ya büyükler... Bizim için Hak’tan dilenen, rüyada görüldüğünde bile Şad olunan Sevgili’ye denktir Kerkük’ün ağırlığı...

Kerkük’ü sessizce sevmek, ağırdır. Sükut ve boğazdaki yutkunma... Kerkük’ü sevmek, suçtur. Muktedir cetvellerin, mayın tarlalarının, petrol haritalarının, nüfus planlamalarının, dünya siyasetlerinin, silahlandırılmış çetelerin arasından ışıkları kesik bir milletin son avazıdır Kerkük Türküleri... Nişan yüzüğünü kaybetmiş genç bir kız gibi, kınası avuçlarında kanayan “altun hızmalı” bir gelin gibi, ağaçları yakılarak mahcur bırakılmış bir bağ gibi, metruk bir bahçe, kırık nar, sarp yokuş, bilekte sıkıcı kelepçe, sırta yapışık matem giysisi gibi... “Mum kimin yanan Kerkük”...

Abdurrahman Kızılay’ın soyismi, niye böyledir sözgelimi? Niçin mesela mavi değil, ak değil, safran hiç değil de, kızıldır Türkmen’lerin işaretleri, bayrakları, hilalleri, isimleri... Bugün bize bayrağınız niçin kızıl kan çanağıdır diye sual eyleyenler bilmezler mi? Ölümlerin, katliamların, göçlerin, vedaların, ayrılıkların, ateşe verilmiş kızıl toprakların içinden doğmaya çalışan hilalin rengi başka ne olabilirdi ki? Kerkük, sanki Kerbela’dan kopmuş bir parça gibi yanar ve kanar...

Kerkük Kızılay’ında uzunca yıllar sürdürdüğü gönüllülük vermiştir Abdurrahman Bey’e bu soyadını...

Hilal...

Tüm etnik kimliklerimizle. Tüm mezhep ve meşreplerimizle. Mağribten Maşrıka tüm coğrafyalarımızın nazarında, “Hak’tan dilenen”, “Görüldüğü vakit şad olunan” duanın, niyazın, aşkın simgesidir. Sevgili’nin, Ehli Beyt’in, Hz.Muhammed’in (sav) rumuzudur. İş; bu kanayan Hilal’i, nurani hakikatine kalbetmekte...

15.12.2010 Yeni Akit

Bu haber toplam 609 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim