Sibel Eraslan yazdı : "Fatih döneminin şairesi: Zeynep Hatun..."

Sibel Eraslan yazdı : "Fatih döneminin şairesi: Zeynep Hatun..."
Fatih döneminin divan sahibi şairesi Zeynep Hanım, Amasyalıdır. Şehzadeler sancağı Amasya’mız, tarihe ince parmaklarıyla nüshalar yazıp asmış nice kadın sanatçının adeta yetişme zeminidir.

sibeleraslanFatih döneminin divan sahibi şairesi Zeynep Hanım, Amasyalıdır.
Şehzadeler sancağı Amasya’mız, tarihe ince parmaklarıyla nüshalar yazıp asmış nice kadın sanatçının adeta yetişme zeminidir. Hakanlarını yetiştirmeye her zaman özel önem vermiş Osmanlı siyaseti için ‘sancak’lar, asla taşra olmamış, her zaman başkentin doğal bir devamı şeklinde, gerek askeri gerekse kültürel manada, sair kentler arasında seçilir bir konumda tutulmuştur.
Bosna, Trabzon, Bursa, Manisa, Edirne, Amasya, Diyarbakır, Şam ve Bağdat gibi şehirler, askeri strateji açısından olduğu kadar eğitim, mimari, edebiyat ve güzel sanatlar açısından da devrin şahikalarının, en nadide eserlerinin parladığı zeminlerdir... Bu kentlerde konuşulan lisandan tutun da, devrin tüm popüler eğilimlerine, yaşanan polemiklere kadar, siyasal ve sanatsal tüm ekolleşmeler, İstanbul’dan kilometrelerce uzakta olsalar da başkentin devamı şekliyle terennüm edişleri açısından şaşırtıcı bir bütünlük arzeder... Sanki tılsımlı bir nefes sancakları başkente sımsıkı düğümlerle bağlamış gibidir...
Hurufat macerasında kadın yazarların içinde yetiştikleri sanat muhiti, tıpkı nadide bir bitkinin yetişmesi için gerekli olan toprak ve iklim şartları kadar hayati önem arzeder. Yaygın kamusal eğitimin bugünkü anlamıyla kolay işlemediği o günlerde, ister kız ister erkek olsun edebi kabiliyeti haiz gençlerin sanatta ilerleyebilmeleri için istidat ve meraktan sonra gerekli olan ilk şart işte bu “seçkin muhit”tir. Ki Amasya da bu seçkin muhitlerdendir.
Fatih Sultan Mehmet Han döneminin akran diyebileceğimiz edibeleri; Zeynep ve Mihri hatunlar, dönemlerindeki erkeklerle yarışacak kabiliyettedirler. Fatih Sultan Han’ın cümle cihan edipleri ve bilginleri için yaptığı çağrı, Osmanlı’yı o dönemde sanatçılar ve bilginler diyarı haline getirmişti. Aynı zamanda divan edebiyatının şekillenme dönemi de olan Fatih Sultan Han’ın çevresinde hissedilen bu verimli sanat iklimi, sanata ve sanatçıya hasredilen teşvik, bu iki kadın şairin varlık göstermesinde de etkili olmuştur diyebiliriz...
Zeynep Hatun hem kadı kızıdır, hem de bir kadıya eş olmuştur... Aşık Çelebi, babasının “Amasya Kadısı” olduğunu yazmıştır.
Zeynep Hanım’ın Sultan Mehmed Han adına tertip edilmiş bir divanı mevcuttur.
Çağdaşı Mihri Hatun ile hayli şiirleşmiş oldukları o dönemdeki tüm tarihçilerce kayda geçirilmiştir ki bunların bir kısmı çekişmeli polemikler ve rekabetli nazirelerdir. Mehmet Zihni Efendi Meşahurinnisa’sında Zeynep Hanım için kadın olduğu halde, söz ve şiirinde “her bir çehrenin güzelliklerini tek tek ve ayrıntısıyla belirtirdi” şeklinde ifade ettiği kudreti karşısında hayretini gizleyememiştir. Zeynep Hanım, şiirlerindeki hayali sevgiliyi tıpkı erkeklerin lisanı üzerinden tasvir etmesiyle şaşırtıcıdır... Devrin erkekleri onun bu erkeksi tavrını hep takdir etmişlerdir. Zeynep Hanım’ın açgözlülük gibi her dönem yerilen bir huyu anlatılarında kadınların üzerinden tasvir etmesi, kadınları dedikoducu, tembel ve aşağı bir takım hislerle betimlemesi meselesinin, devrin erkekleri tarafından çok beğenildiğini okuyoruz. Zeynep Hanım bu tavrıyla edebiyat mahallerinde “merdane” olarak isimlendirilmiştir. Kadın alçakgönüllü ve bilge olmalıdır Zeynep Hanım’a göre. Yumuşaklık, sevecenlik gibi hislerse, kadınlığa dair zayıflıklardır... Fakat bendeniz Zeynep Hanım’ın bu tavrını bugünden okurken, bunun o zamanki edebiyat algısına hakim eril eğilimlerin bir basıncı olduğunu da görebiliyorum, ancak erkekler gibi söylediği taktirde kabul göreceğini bilen bir kadının mısraları gibi gözüküyor bunlar bana...
Aşık Çelebi, “Meşahiruş Şuara” adlı kitabında Zeynep Hatun’un son dönemde şiiri bıraktığını yazar. Diğer erkek şairlerle atışıp görüşmeyi kesmiş, tarikata intisap etmiş ve sükuneti tercih etmiştir. Kocasının baskıları sonucu şiiri bıraktığını söyleyenler de var. Aşık Çelebi’nin konuyla ilgili şu paragrafı da pek manidar: “Zeynep ere varub, eri hükminde olup şi’rden ve rical ile musahibetten çekinmiş” der ve bu durumun “pek münasip” olduğunu zikreder.
Zeynep Hanım’ın Ziya Paşa’nın Harabat’ına girmiş şu beyitleri pek meşhurdur:
“Senin hüsnün, benim aşkım, senin cevrin, benim sabrım,
Efendim dem be dem artar, tükenmez, bi-nihayettir.”

29.08.2010 Vakit

Bu haber toplam 851 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim