Soykırım Şakşakçıları Ermeni Zulmünden Bahsediyorlar Ya Daha Ölmem!

Kerime YILDIZ

Bu siteyi tâkip edenler Ermeni zulmü ve Kafkas İslâm Ordusu hassâsiyetimizi iyi bilirler.

Efendim, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu temel atma töreni için Bakü’ye giden bir kısım köşe yazarları, bir hâdise naklettiler. Törenin ardından Gubalıbaloğlan Köyü’ndeki Kafkas İslâm Ordusu şehidlerinin mezarlarını ziyâret etmişler. Bu mezarlıkta altısı köyden, altısı Kafkas İslâm Ordusu’ndan olmak üzere Ermenilerin şehid ettiği 12 Türk yatıyor. 1918’de köy halkından Hanifi Bey, şehideri, düştükleri yere defnetmiş. Ruslar zarar vermesin diye bir sır gibi saklamış. Çocuklarına da  bu sırrı saklamalarını vasiyet etmiş. Torunu Nigâr Hanım, 89 sene sonra Türk Büyükelçiliği’ne bu sırrı açmış ve devletimiz şehitliğe sâhip çıkmış.

Kafkas İslâm Ordusu, Azerbaycan ile belki de en güçlü bağımız. O kadar güçlü ki Boraltan ihâneti aramıza girememiş.

Şehitliği ziyâret eden yazarlar, Nigâr Hanım ile sohbet edip, elinden nar yemişler.

Bu yazarlardan Hilâl Kaplan öyle bir yazı kaleme almış ki etkilenmemek mümkün değil. Adını görmeden okusam Meryem Aybike Sinan veya Aygün Attar yazmış derim. Yazı, “Çırpınırdın Karadeniz“ den tutun da Bahtiyar Vahapzâde’nin “Bir millet iki devlet” şiirine kadar, buram buram Türklük kokuyor. Bir tek bozkurt işâreti eksik. Bir zamanlar, “Türk bayrağının adı değişsin” diye tutturan birinden çıktığına inanamazsınız. Netice olarak güzel bir gelişme. Fakat Kaplan’ın yazısında öyle bir cümle var ki yazmazsam olmaz.

“O köydeki bir evin bahçesinde direnen 6 Azeri ve 6 Türk Osmanlı askeri şehit düşer.”

Ne demek bu? Hem Bahtiyar Vahapzâde’nin “bir millet iki devlet” şiirini yaz hem de Azeri-Türk ayırımı yap!

Aynı hatâ, Halime Kökçe’nin yazısında da var. Kökçe, Azerbaycan diye bir devlet olduğunu, orada Türklerin yaşadığını yeni keşfetmiş. Yazısı, “orda bir köy var uzakta” tadında. Olabilir ama bu şahsî cehline hepimizi ortak etmesi hoş değil. Buyurun okuyun:

“Azerbaycan denilince “Tek millet iki devlet” ezberinden öteye gitmiyor ne bilgimiz ne de ilgimiz. Bir gezi rotası çıkarsak ilk aklımıza gelen şehirlerden biri de olmuyor ne Bakü ne Gence… Doğrusu ilgisizliğimiz ve bilgisizliğimiz Azerbaycan’a ayak bastığımızda gördüğümüz güzellik ve yakın ilginin ardından utanca dönüşüyor. Bakü, kendine hayran bırakıyor...”

Adamın birini, bir yere kapatıp her malzemeyi vermişler. Bisikleti keşfetmiş. Halime Hanım’ın düştüğü durum, aynen böyle. Açıkçası bu bilgisizlik ve ilgisizlik, yıllardır Türk kelimesine mesâfe koyanların sorunu; bizim değil. Bizim tek millet iki devlet ilgimiz, basit bir ezber de değil. Kökçe’nin şu cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum:

“Altı Türk, altı Azerbaycanlı şehit yatıyor bu evin avlusunda.”

Bir yandan tek millet iki devlet de; diğer yandan ayrı iki milletten bahset! Olacak iş mi?

Ah be Nigâr Ana, nar ikram ettiklerinin, bir zamanlar Altanların elinde soykırım şakşakçılığı yaptığını nereden bileceksin? Bilsen o narları kafalarına geçireceğine adım gibi eminim.

Benim devreler, bu yazıları okuyunca gene yandı. “En iyisi bir bilene danışayım” dedim. “Neler oluyor? Bu kızların hangi hâli gerçek?” diye sordum. Bir bilen, “Kendini yorma! İkisi de gerçek değil.” dedi. “Nasıl yâni? dedim. Anlattıkları gâyet mantıklı.

Hatırlayacağınız gibi cemaat, devletin Ermeni açılımı yaptığı dönemde çok güçlüydü. Özellikle Taraf gazetesi yazarları, soykırım şakşakçılığı yapıyorlardı. 24-25 Nisan geldiği zaman soykırım hatırlatması âdettendi. Peki o târihte ne olmuştu? Tam Çanakkale Kara Savaşı öncesinde Ermeni komitecilerin ihâneti ortaya çıkmış ve tutuklanmışlardı. Bu kadar! Allah korusun devlet bu tedbiri almasa Çanakkale cephesi, İstanbul’da fitili ateşlenen bir Ermeni isyanıyla çökecekti. 24-25 Nisan’da sâdece tutuklamalar varken soykırım şakşakçılığı yapanların Çanakkale şehidlerinden hiç bahsetmemeleri de başka bir garabet.

Neyse ki hükûmetimiz geç de olsa bu tuzağı gördü ve hatâdan döndü. Çanakkale’ye verilen kıymet, bu açılımı bertaraf etti.

O günlerde önce cemaatin rahle-i tedrisinden geçen, sonra da  liberallerin eline düşerek “Hepimiz Ermeniyiz” diyen tâlihsiz soykırım şakşakçıları, şimdi Ermeni çetelerinin zulmünden bahsediyorlar. Fikirleri mi değişti? Düzeldiler mi? Hiç sanmıyorum. Dün Taha Akyol ne yazmıştı?

“Bilgi sahibi olmadan fikir sâhibi olunmaz”

Araştırmadan, bilgiye ulaşmadan değişen fikir, işte böyle satır aralarında kendisini ele verir. Yâni ne kadar tekâmül ettiğini gösterir.

Bu noktada Kervan 1915 filmiyle de bağ kurmak istiyorum. Film vizyona girince soykırım şakşakçılarından sitayişli yazılar bekledim. Tek kelime etmediler. İsmâil Güneş, bu filmi, yanlış zamanda yaptı. Daha doğrusu başladığı târihle bitirdiği târih arasında köprünün altından çok sular geçti. Film, Ermeni açılımı bittiğinde vizyondaydı.

Bunu söylediğim bâzı dostlar, “Ama salonlar… “ deyince “Eğer devlet desteği olsaydı salon sorunu aşılırdı. Teşkilatlara haber yollarsınız, salon ayarlanır ve doldurulur.” dedim.

Dolayısıyla Kervan 1915’i İsmâil Güneş geri çekmedi. Devlet geri çekti. İyi de yaptı.

Soykırım şakşakçılarına da Ermeni zulmünü anlatmak düştü. Zevkle okudum. 

 
 
Bu yazı toplam 39 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim