Tarihin Acı Dönemeçlerinden Irak Türkmen Kimliğine

Önder SAATÇİ

Etnik kimlik insanlara doğuştan, Allah tarafından bahşedilmiştir. Ancak her toplumun olmasa da bazı toplumların bir etnik kimliği olduğu kadar bir millî kimliği de bulunabilir. Millî kimlik uzun bir tarihî süreçte kazanılan birtakım kültürel birikimlerin o topluma mal olması sayesinde ortaya çıkar. Kişi de içinde yaşadığı toplumda bu birikimleri kucakladıkça onlarla arasında psikolojik bir bağ kurar ve onlarla bütünleşir. Bu da onu, millet denen büyük camianın bir ferdi olması duygusuna götürür. Toplumdaki her fert bu süreçten geçtikçe bütün bir toplumun ortak bir kimlik etrafında buluşması sağlanmış olur.    

Milletlerin millî kimlik kazanmasında en önemli kurum dildir. Her milletin ortak bir dili vardır. Millet dil vasıtasıyla bütün bir mazinin acı tatlı hatıralarını, ona şahsiyet kazandıran manevî değerlerini, dünya görüşünü, estetik anlayışını ve bütün bir kültür manzumesini yeni nesillerine aktarır. Din de bir milleti bir arada tutan, onu ortak duygular etrafında şekillendiren bir harç niteliğindedir.

Tarih şuuru da milletin oluşmasında çok önemli bir yere sahiptir. Yakın ve uzak geçmişin hatıraları sözlü gelenekle veya yazılı kaynaklar vasıtasıyla yeni nesillere aktarılır. Bütün bunlar millet denen büyük topluluğun kolektif (ortak) şuur sahibi olmasını sağlar. Bu kolektiflik milletin fertlerinin her an birbirileriyle bir duygu bağı içinde olmasını ve sosyal hayattaki her türlü gelişmeyi birlikte göğüslemeyi de beraberinde getirir. Bu yazımızda Irak Türkmenlerinin bir millî kimlik oluşturmasının hangi saiklerle gerçekleştiğini kalemimizin gücü nisbetinde anlatmaya çalışacağız. Bu bağlamda Irak Türkmenlerinin yakın geçmişindeki bazı hadiseleri inceleyip bunların milletleşme sürecine ne gibi katkıları olduğunu anlamaya çalışacağız.

Her şeyden önce şunu bilmek lazımdır ki milletlerin hayatında iftiharla yad ettikleri hayat manzaraları olduğu kadar, belki ondan da fazla, kederli hatıraları da vardır. Irak Türkmenleri de bu gibi kederli günleri fazlasıyla görmüş geçirmiş ve hâlâ da bu cendereden tamamıyla kurtulabilmiş değildirler. Ancak bütün bunlara rağmen, Irak Türkmenleri millî kimliğini kaybetmemiştir. Bu inanmış kitle, her karşılaştığı badireyi geride bırakmış, her seferinde küllerinden yeniden doğmuştur.

Irak Türkmenlerinin Osmanlı dönemindeki sosyal hayatı Osmanlı camiasındaki diğer Müslüman milletlerden farklı değildi. Onlar da Osmanlı ile temsil edilen büyük Türk-İslam kültürünün ve medeniyetinin yoğurduğu İslam ümmetinin bir parçasıydı. Ancak, zamanla hem dünyadaki gelişmeler hem de Osmanlı’nın çözülmesi onların da bu gelişmelere karşı yeniden vaziyet almalarını sağladı. Irak Türkmenleri daha 1920 yılında İngiliz işgaline karşı gelmeye başladılar. Telafer’deki İngiliz üssüne, Arap aşiretleriyle birlikte saldıran Telafer Türkmenleri İngilizlere büyük zayiat verdirdiler. Ancak İngilizlerin yeni kuvvetler alarak geri döneceği haberi alınınca Karaçuk dağlarının eteklerine sığındılar ve üç ay boyunca burada çok ciddi mahrumiyetler içinde yaşama savaşı verdiler. Bu olaya halk arasında “Kaç Kaç” adı verilmiştir.[1] Telafer Türkmenleri bu acı hadiseden birçok şehit vererek çıkmışlarsa da millet olmanın, zor günlerde dayanışma içinde olmakla mümkün olduğunu yaşayarak öğrenmişlerdir. Onların bu çilesi İslamın doğuşu sırasında ilk Müslümanların Kureyşlilerce boykota uğramasından farklı değildir.

Irak’ın yeniden kuruluşu sırasında da Türkmenler (o zamanki resmî belgelerde daha çok “Türkler” denmektedir.) bölgede kurulacak bir Arap devletine hiç sıcak bakmamışlardır. Onlar Misak-ı Millî sınırları içinde kalmayı arzu etmişlerdir. Hatta, yeni Irak devletine İngiliz oyunları sonucunda kral olarak tayin edilen 1. Faysal’a meşruiyet kazandırmak için gerçekleştirilen göstermelik referandumu boykot etmişler, referandum sandıklarını kırıp dökerek bu durumu protesto etmişlerdir. Hatta, Kral Faysal’ın 1921’de Kerkük’e gelişi sırasında bazı lise öğrencileri aynı tavrı göstermekten çekinmemişlerdir. Türkmenler bu gelişmeleri millî gururlarına asla yedirememişlerdir. [2] Son olayda gençlerin önde olması Irak Türkmenlerinin daha uzun yıllar boyunca Arap ırkçılığını benliklerinde azimli ve kararlı bir şekilde reddetmelerini sağlamış ve millî bir kimliğin oluşmasına yardımcı olmuştur.

Türk İstiklal Harbi Irak Türkmenlerinin de kurtuluş ümidi olmuştur. Irak Türkmenlerinin Türk hâkimiyeti içinde kalmak istemeleri birçok edebî metinle de millî hafızaya kazınmıştır. Bunlardan biri, Nazım Refik Koçak’ın meşhur “Yurdumun Derdi” şiiridir:

Yurdum Kerkük, avulum Türk, Başbuğum Kemal Paşa

Ben seninle öğünürüm, al bayrağım bin yaşa

Al bayrağım, seni yurttan koparanlar, savanlar

Yok olsunlar yurdumuzdan bizi yer yer kovanlar

Sallandığın yüce damda gel gör nasıl yabancı

Bir paçavra bağlamışlar yağıların yalancı

Bayrağıdır bu kirli bez tutsak olduk biz buna

Kurtulmakçın bağlamışız belimizi hep sana

Büyük Gazi kurtar bizi, bu kahpeler bezinden

Kerkük Türk'tür, gel ayırma anasını kızından

(…)

 

Irak Türkmenlerinin zorlu dönemeçlerinden biri de 24 Ocak (1970) kararları sonrasındaki süreçtir. Bu kararlarla Ba’s Partisi Türkmenlere, ilkokullarda Türkçe eğitim hakkı tanınacağını, haftalık bir gazete ile ayık bir edebiyat dergisi çıkarma ruhsatı verileceğini duyurmuş ve başta Kerkük olmak üzere Irak’ın diğer Türkmen bölgelerinde (Dakuk, Tuzhurmatı, Hanekin, Telafer, vb.) pek çok okulda bu uygulama başlatılmıştır. Ancak Ba’s yönetimi bazı siyasi gayelerle başlattığı bu hamleyi[3] çok kısa bir zaman sonra sulandırmaya başlamış, âdeta kaşıkla verdiğini kepçeyle alma yoluna gitmiştir. Kararların üzerinden bir yıl bile geçmeden okullara hazır dilekçeler göndererek velilerin bu dilekçeleri imzalamaları istenmiştir. Dilekçe metinlerinde velilerin ağzından Türkçe eğitim istenmediği yazılıdır. Bu ve daha başka hadiseler Türkmenler arasında tepkiyle karşılanmış, üniversiteli Türkmen gençleri Bağdat, Musul ve Süleymaniye’deki üniversitelerde dersleri boykot etmiş, Kerkük’teki ve diğer Türkmen yerleşim yerlerindeki Türkmen öğrenciler de boykota katılmış, öğretmenler ve esnaf da buna destek vermişlerdir. Kerkük’teki öğrenci olayları Irak polisi tarafından şiddetle bastırılmış, pek çok öğrenci ve öğretmen tutuklanmış, işkence görmüştür. Bu olayların sembol şehidi ise Hüseyin Ali Demirci olmuştur. Demirci aynı zamanda bir tiyatro sanatçısı olup o dönemde “Tembel Abbas” rolüyle Türkmenler arasında çok sevilen bir simaydı.[4] Bugün Türkmeneli bölgesinde çok zor şartlar altında gerçekleştirilen Türkçe eğitim bundan 46 yıl önceki çilelerin bir meyvesi mesabesindedir. Türkmenler  öz yurtlarında kendi dilleriyle eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürdükçe asimile olmaktan kurtulacaklardır. Zira, millî kimliğin en başta gelen unsuru dildir. 

Irak Türkmenlerinin yakın tarihinde iki cenaze töreninin de fevkalade önemli yeri vardır. Bunlardan biri Binbaşı Hidayet Arslan’ın diğeri ise Mehmet F. Saatçi’nin cenaze törenleridir. 25 Ekim 1958’de, daha önce sürgünden dönmüş olan Kürt lider Molla Mustafa Barzani Kerkük’ü ziyaret etmektedir. Hidayet Arslan da onu korumakla görevli askeri ekipte yer almaktadır. Barzani’yi uğurlama sırasında yaşanan izdiham sonucunda kalp krizi geçiren Arslan görev başında hayata gözlerini yummuştur. Onun ölümünü fırsat bilen Barzani taraftarları, kendisinin Barzani’nin bineceği otomobile bir saatli bomba yerleştirdiği söylentisini ortaya atarlar. Bu, sözde suikast girişimini de bir Kürt askerinin önlediğini yayarlar. Türkmenler de ertesi günkü cenaze töreninin hemen ardından, on binlerin katılımıyla büyük bir yürüyüş düzenleyerek o zamanki Garnizon Komutanı Nazım Tabakçalı’nın bulunduğu Kerkük Kışlası önünde toplanırlar ve ona gelişmelerden duydukları endişeyi bildirmek isterler. Tabakçalı da kalabalığın önüne çıkarak Türkmenlere birtakım teminatlar verir. Mehmet F. Saatçi ise henüz 18 yaşında iken bir gün, Kerkük lokantalarından birine öğle yemeği yemek için gider. O sırada lokantada bulunan bir Arap polis ondan servis yapmasını ister. O da kendisinin de müşteri olduğunu söyleyerek polisin isteğini reddeder. Polisle arasındaki ağız dalaşı bir anda polisin silahını kullanmasıyla kanlı bir cinayete dönüşür. Mehmet’in gencecik bedeni yerde cansız yatmaktadır. Onun da cenazesi 7 Temmuz 1970’te kaldırılırken 40-50 bin civarında bir kalabalık toplanıp Irak hükûmetini protesto etmiş ve “Kerkük Türk’tür Türk kalacaktır.” sloganlarıyla şehit son yolculuğuna uğurlanmıştır. Bu iki hadisede ortak acıları birlikte göğüsleyen Irak Türkmenleri kuru kalabalıklar olmadıklarını göstermişler ve sağlam bir millî bünyeye sahip olduklarını dosta düşmana ispatlamışlardır.  

Nihayet, Irak Türkmenleri uğradıkları katliamlardan da her seferinde tıpkı budanan bir ağaç misali daha gür çıkmayı bilmişlerdir. 1924, 1946, 1959, 1991 yıllarındaki katliamlar Irak Türkmenlerinin millî hafızasından hiç silinmemiştir.[5] Bilhassa, 14Temmuz 1959’da yaşanan ve aralıksız üç gün devam eden büyük katliam tarihe Kerkük Katliamı olarak geçmiş ve bu elim olayda can veren 25 şehit hiçbir zaman unutulmamıştır. Kerkük’ün merkezinde onlara özel bir şehitlik yapılmış, ayrıca bu şehitlerden ikisinin heykelleri (Ata Hayrullah ve Selahaddin Avcı) Kerkük caddelerinde belli noktalara dikilerek aziz hatıraları yad edilmiştir. Irak Türkmenleri bu katliamı kendilerine reva gören Komünistlere karşı hiçbir zaman taviz vermemiş, onları vicdanlarında her zaman lanetlemiş ve mahkûm etmişlerdir.  Bu katliamdan sonra pek çok zanlı askerî mahkemede yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir.  Ancak idam cezaları o zamanki Irak lideri Abdülkerim Kasım, çeşitli siyasi hesaplar yüzünden, uzun yıllar idam cezalarını infaz ettirmemiştir.[6]

Irak Türkmenleri uğramış oldukları bütün haksızlıklar ve zulümlere karşı hiçbir zaman Irak’taki başka kavmiyetlere düşmanca yaklaşmamışlardır. Türkmenler Irak’ta tarihin hiçbir döneminde anarşinin, terörün, isyanın adresi de olmamışlardır.  Onlar başka etnik topluluklar gibi Irak’ın toprak bütünlüğüne kasdeden yabancı güçlerle hiçbir zaman iş birliği de yapmamışlardır. Bu da onların millî karakterlerinin göstergesidir. Bunun tek istisnası 14 Temmuz hadiselerinden sonra mahkemeye çıkarılmayan fakat olaylarda parmağı olan bazı kişiler, Türkmenlerin kurdukları küçük çetelerce hedef alınmış ve ihkak-ı hak yoluyla katledilmişlerdir. Bunda, yukarıda sözü edilen idam cezalarının yerine getirilmemesinin önemli payı vardır.[7]

Irak Türkmenleri kara sevdaya tutulmuş âşıklar gibi anavatan Türkiye’ye gönülden bağlanmışlar, Türkiye’den hiçbir zaman ümitlerini kesmemişler; Türkiye’nin, eninde sonunda kendilerini kurtaracağını düşünmekten hiçbir zaman geri durmamışlarıdır. Bu tutum onların örgütlü mücadeleye girişmelerini geciktirmiş olsa da millî benliğin oluşmasında yine de katkı sağlamıştır. Bugün dahi Irak Türkmenlerinin gönül penceresinin yönü Türkiye’dir. Onlar için Türkiye, her zorlukta sığınılan sakin bir limandır. Irak Türkmenleri için Türkiye bir “ideal” değerini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Bu sevda şuur altında daha uzun süre de yaşayacağa benzer. Hele televizyon, internet vb. iletişim imkânlarının her geçen gün arttığı bir ortamda Irak Türkmenlerinin Türkiye’yle olan gönül bağı hiçbir zaman kopmayacak ve her halükârda onlar anavatanın kalbinden kopmuş bir parça olduklarını hissederek geleceğe doğru millî yürüyüşlerine devam edeceklerdir.    

 

                                                                              Türkmeneli: 119/24-28.

 

 


[1] Suphi Saatçi, Tarihten Günümüze Irak Türkmenleri, Ötüken yayınları, İstanbul 2003, s. 186-187.

[2] Aziz K. Samancı bu iki olayın Türkmenlerin lehine olmadığını, bilakis, onları sarstığını belirtmektedir. Bu hüküm siyasi açıdan her ne kadar yerinde bir değerlendirme kabul edilse de Türkmenlerin birlikte hareket etme hususundaki kararlılığını ortaya koyması bakımından önemlidir. (Bu hususta geniş bilgi için bkz. Aziz Kadir Samancı, العراق لتركمان  السياسي التاريخ (Irak Türkmenlerinin Siyasî Tarihi), Daru’s-Saki yayınları, Beyrut 1999, s. 111.).

[3] 24 Ocak kararlarının ardında yatan siyasi sebepler için bkz. Erşat Hürmüzlü, Türkmenler ve Irak, Kerkük Vakfı yayınları, İstanbul 2003, s. 62-63.

[4] Bu hususta ayrıntılı bilgi için bkz. Habib Hürmüzlü, “تركماني  صحفي  مذكرات” (Bir Türkmen Gazetecinin Haturaları), Kerkük Vakfı yayınları, İstanbul 2016, s. 34-37.

[5] Bu hususta ayrıntılı bilgi için bkz.: Şemsettin Küzeci, Kerkük Soykırımları, Tekno Ed Yayınları, Ankara 2004.

[6] 14 Temmuz Katliamı’nda 200’den fazla kişi de yaralanmış, hanelere tecavüz edilmiş, Türkmenlerin dükkânları yağmalanmış ve sokaklar cesetlerle dolup taşmıştır. Bu hususta geniş bilgi için bkz. Erşat Hürmüzlü, age, Kerkük Vakfı yayınları, İstanbul 2003, s. 49-55; Suphi Saatçi, age, s. 223-228 . 

[7] Suphi Saatçi, age, s. 228 .

Bu yazı toplam 48 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim