Tarihselciliğin tarihten meşruiyet arayışı

Tarihselciliğin tarihten meşruiyet arayışı
İbn Haldun Üniversitesi’nde İslâmi İlimler Enstitüsü Müdürü olan Prof. Dr. Serdar Demirel’in 2 Mart 2109 tarihinde Star Açık Görüş’te yayınlanan yazısını alıntılıyoruz.

Son dönemlerde gündemi meşgul eden konulardan birisidir “tarihselcilik” meselesi. İlahiyat akademisinin gündemi olmaktan çıkmış ve halkın gündemine sokulmuştur. Tarihselcilik tartışmalarının özellikle de Kur’an’la ilişkilendirilmesi mütedeyyin kesimleri rahatsız ve tedirgin etmiştir.
Bu zeminde, Kur’an’ı Hz. Peygamber’in (sas) kalbine gelen ilahî mana olarak yorumlayanlar var. Peygamber bu manayı beşer kapasitesi dahilinde formüle ederek kitaplaştırmış ve Kur’an böyle meydana gelmiştir görüşündeler.
Buna göre, tarihsel bir kişilik olarak Hz. Resûlullah çağının çocuğudur. Yaşadığı dönemin kültüründen, bilgi birikiminden, şahsî tarih tecrübesin-den etkilenerek ve öğrenerek yetişmiştir. Aynı zamanda beşer kapasitesinin sınırı, yaşadığı olaylar karşısında kimi zaman sevinmesi, kimi zaman üzülmesi, öfkelenmesi de onun fiilî tasarruflarına ve kurduğu cümlelere etki etmiştir. Kur’an’ın Arapça metinleşme süreci bütün bu tarihselliği bünyesinde barındırmaktadır.
Bu bakışa göre Kur’an’a beşer müdahalesi mevcuttur. Bu iddia bu muhtevayla modernleşme sürecimizin bir sonucudur. Yöntemini Batı’dan devşirmiş, kutsal metinleri bu yöntemin nesnesi kılmış, özüne İslâm’ı çağdaşlaştırmak/sekülerleştirmek gayesi mündemiç ve İslâm’ı paradigmayı kökten değiştirmeyi teklif eden cüretkâr bir hamledir yapılan.
Kerhen referans
Kur’an’ı şimdilik tevhid, ahlâk ve ibâdetle sınırlayan, onun yeryüzünde İslâm’ı bünyesinde canlı yaşayan bir topluluk inşa etme gayesini gerek-siz gören, başta da cihat âyetlerinin hükmünü tarihin belli bir dönemine hapsederek Müslümanların işgalcilere karşı direnme iradelerini zayıflatan bir işlevle karşımıza çıkmaktadır.   
İşin manidar tarafı ise, sırtını moderne/postmoderne dayayan tarihselcilik teklifi, geniş halk kitlelerini davasına ikna etmek ve itirazların ateşini düşürmek sadedinde kendisini arızalı gördüğü tarihe, ilmî geleneğe kerhen refere etmektedir.   
Sanki bir iddiayı ilim geleneğimizde ve tarih tecrübemizde ortaya çıkmış herhangi bir görüşe refere etmek onu İslâm adına meşru kılmaya yetermiş gibi…
Öncelikle İslâm ve geleneğin aynı olmadığını belirtelim. Müslümanlara göre İslâm, Allah’ın (c.c.) insanlığa gönderdiği dindir. Vahiydir, değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez Allah (c.c.)’den gelmiş hakikattir. Gelenek ise İslâm’la eşanlamlı değildir, değişebilir, yeniden yorumlanabilir.  
Türk Dil Kurumu geleneği şöyle tanımlar: “Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.”
Bu meyanda geleneğin tümünün İslâm’a göre meşru kabul edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla tarihsel yaşanmışlık manasında kaba iki tür gelenekten bahsedebiliriz; meşru olan ve olmayan diye.

Devamı: https://www.dunyabizim.com/alinti/tarihselciligin-tarihten-mesruiyet-arayisi-h36742.html

Bu haber toplam 165 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim