• İstanbul 17 °C
  • Ankara 16 °C

Tarık Buğra'yı Anlamak

Tarık Buğra'yı Anlamak
“Tarık Buğra ile 75 Yıl Programı” üzerine TYB Genel Sekreteri Bayram Bilge Tokel’in Türkiye Kültür ve Sanat Bülteni’nin 1993 Ocak sayısında yayınlanan yazısı

Yetmiş Beş yıllık ömrünün yarım asrını yazmakla geçiren bir insanın yazarlık serüvenini, ortaya koyduğu eserlerin kültür ve edebiyatımıza katkılarını, bir gün süren bir toplantıda bütün yönleriyle ele alarak değerlendirmek elbette kolay değil. Hele bu insan Tarık Buğra gibi, çok yönlü, ekmeğini kalemiyle kazanan velud bir yazar olursa... 27 bin üç yüz yetmiş beş günü bir güne sığdırmak değil, ama en az elli yıllık yazı hayatının kilometre taşı niteliğindeki çalışmalarını, eserlerini ana hatlarıyla olsun irdelemek mümkündü ve gerekliydi.

Edebiyatın hemen her dalında ustalıkla kalem oynatan, yazdıkları, türünün en seviyeli örneklerini teşkil eden hikâyeci, romancı, eleştirmen, denemeci, gazeteci yazar, oyun yazan ve senarist Tarık Buğra’yı 30 Ocak günü Ankara Millî Kütüphane salonunda bir tam gün süren bir programla anan Türkiye Yazarlar Birliği, işte böylesine zor ve zor olduğu kadar da şerefli bir görevi yerine getirmenin haklı onurunu yaşadı. TYB, kuruluşunun onbeşinci yılında öncelikle yapmayı vazife telâkki ettiği bu faaliyeti Türk düşünce, sanat ve edebiyatı adına, Buğra'nın meslektaşları ve okuyucuları adına; kısacası Tarık Buğra’yı Tarık Buğra yapan dil, kültür, edebiyat, sanat ve medeniyetin gerçek sahibi Türk milleti adına gerçekleştirdi.

Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazıları, 1979'da bir araya getirdiği "Düşman Kazanmak Sanatı" adlı kitabının önsözünde Buğra şöyle der: "Bir yazar için anlaşılmamak acı şeydir; ama daha da acısı var: Yanlış anlaşılmak. Ben bu acıyı yaşadım; hatta ben sadece bu acıyı yaşadım." Ve ekler: "Gerçeği ben, yaşadığım ortamda, düşman kazanma sanatı olarak gördüm: Düşünce için, kanaat için düşman kazanmak alın yazısı gibi bir şeydi (...) Ben artık en iyi dost kazanma sanatının, düşman kazanma sanatını öğrenmek ve uygulamak olduğuna inanıyorum. Belki zor, belki çetin ve acılarla yüklü bir yol; ama gerçek dostluklar edinmenin ve onlara lâyık olmanın güzel yolu..." Yazarlığın ve aydın olmanın gerektirdiği sorumluluk bilinciyle hareket eden insanların kaçınılmaz olarak yaşamaya mahkûm olduğu bu kaderi yaşayan sayın Buğra, o gün belki az ama gerçek dostla- n, gerçek sevenleri ve gerçek okuyucuların ile birlikteydi.

Sanatçısını, yazarını, aydınını çeşitli vesilelerle anmak toplumumuzda iyi kötü yerleşmiş bir gelenek halinde öteden beri sürer. Fakat bunun adı konmamış, ilân edilmemiş bir kuralı vardır: Kişi dâr-ı bekaya göçmüş olacak... Böyle olunca meşhur, "kör ölür badem gözlü olur" darbı meselinin yıpratıcı anlamının bu faaliyetlere sinmesini önlemek de güçleşiyor. Oysa bir yazarın, koca bir ömür pahasına, yaşarken hak ettiği bu mütevazı iltifatı, O’na öldükten sonra sunmak, en hafif tanımıyla toplumsal hasislik, ya da kadir bilmezlikten başka bir şey olmasa gerek. Eserleriyle mensubu olduğu milletin gönlünde sağlam bir yer edinen, hafızasında iz bırakan gerçek değerlerin, dâr-ı dünyada iken hak ettiği önem ve ciddiyette anılması, kendisine verilebilecek -belki- en büyük mükâfat olsa gerek. Sayın Buğra toplantıdaki konuşmasına, kelimeye bütün anlam ve ağırlığını yükleyerek, tüm içtenliği ile, "mutluyum" sözüyle başlarken bu gerçeği tek bir kelimeyle ifadelendirmiş oluyordu.

Ünlü yazarımızın sanatçı kişiliği ve eserleri üzerine elbette çok şey söylenebilir; söylenmelidir de.. Nitekim sadece o gün yapılan konuşma metinleri bile muhtevalı bir kitap teşkil edecek hacim ve yoğunlukta idi. İnşallah en kısa zamanda kitaplaştıracağız. Fakat Sayın Buğra, kendisini, en çarpıcı cümlelerle yine kendisi anlattı. Konuşma yapmak üzere çıktığı kürsüde söylediği kısa, öz ve etkileyici sözler, belki de yazarımızın hayatta yaptığı en uzun konuşmaydı. Oysa ancak üç-beş dakika sürmüştü.

Çilesi çekilmiş samimi duygu ve düşüncelerin, bedeli ödenmiş kelimelerle anlatıldığı sekiz on cümlelik konuşmadan daha uzun ve daha etkileyici bir konuşma olamazdı. İşte son cümleleri:

"Ölümden hiç korkmadım. Düşünmedim de... Çünkü hep ölüme hazırlıklı yaşadım. Ama Osmancık’ı yazarken... Allah'ım dedim.. Osmancık bitmeden... Osmancığı tamamlamadan... Osmancık... Bu kadar... Hepinize teşekkürler..."

Anlatılması imkânsız bu ânı, o gün orda bulunanlar yaşadılar...

Bin yaşayın aziz üstâd!

Bayram Bilge Tokel

Bu haber toplam 257 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim