• İstanbul 10 °C
  • Ankara 10 °C

Tarımın Desteklenmeden Ayakta Durması İmkansız!

Tarımın Desteklenmeden Ayakta Durması İmkansız!
Türkiye ekonomisinin canlanması için üretim yapmamız gerektiği sürekli söylenir. Oysa ki üretim yaptığımız alanda da etkili tanıtım ve markalaşma çalışması yapmadığımız için verimli sonuçlar alamıyoruz.

Tüm dünyaya ihraç ettiğimiz bazı ürünleri ithal eder duruma gelmek üzerinde durulması gereken bir konu. Bu sebeple Anadoludaki dinamiklerin görüşlerine kulak vermek ekonominin canlanması için onların taleplerini iyi dinlemek gerekiyor. Biz de bu sebeple Narenciye Festivali dolayısıyla geldiğimiz tanıtımda ihmal edilmiş şehrimiz olan Mersin’in Ticaret Borsası Başkanı Sayın Abdullah Özdemir ile önemli meseleleri konuştuk.

 

FATMA GÜLŞEN KOÇAK

 

 Mersin ekonomisini canlı tutan kaynaklar nelerdir?

Ekonomimizi canlı tutan kaynaklar tarım ve gıda, lojistik ve ticarettir. Burada tarım ön plana çıkıyor. Hemen hemen Mersin’in gayrisafi milli hasılasının yüzde yirmisi tarımdan geliyor. Diğer anlamda lojistik bakımından Mersin’de büyük bir nimet olarak liman var. Bu liman sayesinde bütün Anadolu ve Güneydoğu dünyaya açılıyor. Bu liman tabi Mersin’e çok şey kazandırıyor. Ben bunu Mersin’in kalbi, Mersin’in beyni gibi niteliyorum.

 

Mersin’den yurtdışına hangi ürünler ihraç ediliyor?

Mersin’de ağırlıklı olarak bakliyat ürünleri, narenciye ürünleri ve yaş meyve-sebze ihraç ediliyor. İhracatımız o kadar büyük değil, bir buçuk milyar dolar civarında. Enteresandır bu bir buçuk milyar doların beşte biri narenciye. Demek ki narenciye Mersin için çok önemli bir ürün ve biz ondan dolayı da “Mersin narenciyenin başkenti” diyoruz.

Her alanda yerli ve milli bir üretim için kendi markalarımızı oluşturmak gerekiyor. Bunun için sizce neler yapmalıyız?

Önce bir kere ürünün iyi olması lazım. Ürünün pazarlara iyi lanse edilmesi lazım ve devamlılık lazım. Türkiye olarak bu konuda yeterli değliz henüz. Mesela bakliyatta şu anda yaşadığımız olay yıllarca ihracatçı olduğumuz bir konumdan maalesef ithalatçı bir konuma döndük.

Peki neden sürekliliği sağlayamıyoruz?

İşte orada ürün fiyatlarında olan değişiklik, çiftçinin o ürün yerine başka bir alternatif ürüne yönelmesi ve havza bazlı bir destekleme modelinin olmayışı. Yani devletin, “sen şurada şu ürünü ekersen sana pirim vereceğim, ama başka bir ürün ekersen pirim vermeyeceğim” diye bir model oluşturması lazım. Yani havzaları vereceği desteklerle belirlemesi lazım. Bu yapılmadığı için bir sene ne para ediyor, diyelim ki patates, o sene herkes patates ekiyor. Ne para ediyor, nohut, herkes nohut ekiyor. Bu sürekli olmayınca markalaşma adına çalışmalar hep boşa gidiyor. Çünkü markalaşmada en önemli şey kaliteyi ve  miktarı o noktada tutacaksınız ve bunu devam ettireceksiniz ve bununla ilgili de iyi pazarlama çalışmaları yapacaksınız. Bu olmayınca zaten markalaşma olmuyor. Bizim en büyük handikabımız sürekliliğin olmaması.

Kurdaki hareketler üyelerinizi nasıl etkiledi?

Bizim üyelerimizin çoğu ihracatçı. Ama buradan şu anlam çıkmasın, kur yükseldi ihracatçılar çok büyük paralar kazanmadılar. Çünkü aynı miktarda da bunların döviz borçları var. Döviz borçlarını ödemek için de döviz lazım. Dolayısıyla ben her zaman şunu savunmuşumdur, Türk parasının çok fazla değer kazanması veya değer kaybetmesinin ihracatçı için bir avantajının olmadığını, stabil olmasının ve makul derecede artması veya düşmesinin ön görülebilir oranda olmasının daha faydalı olabileceğini söyleyebilirim. Dolayısıyla Türk parasının değer kaybetmesi ile oluşan veya yabancı paranın değer kazanması diye niteleyeceğimiz olayda da ihracatçılarımızın pek bir avantajı olmamıştır.

Peki, oluşabilecek yeni risklere karşı reel sektöre ne önerirsiniz?

Reel sektör şu anda artık borçla çalışmamayı öğrenmesi lazım. Borç ile çalıştığınız anda kontrol sizden çıkıyor, direksiyon başkasının eline geçiyor. Bir de şöyle bir anlam oluşuyor ki borç veren kişi borcun teminini beklemeden istediği anda o borcu geriye isteyebiliyor. Veya anlaştığınız faiz oranlarını istediği gibi, sizin aleyhinize olacak şekilde yükseltiyor. Dolayısıyla bunlar çok büyük handikaplar. O zaman da büyüme olmuyor. Ama bence sağlıkla gelişmenin en azından birkaç sene daha fazla bir borç yükü altına girmeden, atalarımız diyor ya; “ayağını yorganına göre uzat” o şekilde uzatarak işleri idare etmekte fayda var. Çünkü öbür türlü belki mağdur olacağınız konular ve kapsamlar içinde olabilirsiniz.

Türk ekonomisine dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı hangi önlemler alınmalıdır sizce?

Şuanda Türk parasına saldırının geleceği konusunda ben fazla bir komplo teorisi yapmıyorum. Ama şuanda en önemli şey bankadaki vezneden veya dışarıdaki döviz bürosundan döviz alan insanların bir kabahati yok, onlar bir şey yapamaz. Elektronik ortamda saldırılar önemli. Merkez Bankamız buna ilk başta biraz tutuk davrandı olayı çözemedi ama sonradan dünya piyasalarında kaldıraçlı dediğimiz bire yüz, bire beş yüz olan piyasalarda gayet güzel cevabını verdi. Şuanda da çok kontrollü bir biçimde gidiyor bu mesele.

Hükümetten beklentileriniz nelerdir?

Ticaret Borsası deyince biz tarım ürünleri ile uğraşan bir kurumuz. Dolayısıyla tarım ürünlerindeki desteklerin üyelerimizi tatmin edecek şekilde olması lazım. Tarım dünyanın her yerinde destekleniyor. Tarım desteklenmeden tarımın ayakta durması imkansız. İkincisi bu desteklerin kalıcı olması ve önceden ilan edilmesi lazım. Tıpkı taban alım fiyatlarında olduğu gibi. Ama en önemlisi demin de söylemeye çalıştığım havza bazlı destekleme sistemi başlı başına birçok problemi kendi içerisinde çözecek bir mekanizma. Şuanda havza bazlı destekleme yok mu, var. Ama 940 tane havza destekleniyor, zaten 975 tane ilçe var. Hemen hemen Beyoğlu, Üsküdar, Kadıköy haricinde bütün ilçelerde destek yapılıyor. Bu destek değil, burada ayrımı iyi yapacaksınız. Her havzada bir iki ürünü destekleyeceksiniz ve onu açıklayacaksınız. Tabi ki toprak analizleri yapılacak, havasına suyuna bakılacak, oradaki o ürünün geçmişine bakılacak. Çeşitli araştırmalardan sonra diyeceksiniz ki atıyorum, “burada fasulye ekimi verimli”. O zaman o fasulyeyi Nevşehir’in Derinkuyu İlçesinde destekliyorum dediğiniz anda ikinci bir ürüne orada destek vermeyeceksiniz. Orada bir fasulye kümelenmesi olacak. Aynı şeyi Karaman’da yapacaksınız. Bir de hastalığın yayılmamasını sağlayacaksınız. O da çok önemli. Bizim her yerde her şeyimiz var. Mısırın yanında fasulye ekiyor, o ürünün hastalığının bu tarafa bulaşmasını önleyemezsiniz. Bir de o köylü artık o şeyi ekmekte eksper olacak. Bu yapıldığı zaman Türk tarımı çok iyi noktalara gelir.

Narenciyeye dönersek narenciye 5 milyon ton üretiliyor. Narenciyedeki problem nedir biliyor musunuz, arz fazlalığı. Yani üretim var, tüketim artı ihracat üretimi karşılamıyor, aşağıda kalıyor. Ürün artıyor, fazla üretildiği için. Esasında üretim başlı başına bir çaba. Adam üretmiş, bizim bu üretimi satmamız, pazarlamamız lazım. Ama yapılan gayretler neticesinde iç tüketim artı ihracat bunu absorbe etmeye yetmiyor.

İşleyerek ihracat yapmayı düşünüyor musunuz?

Şimdi onun Türkiye’de bir karşılığı yok. Dışarıya ise, şuanda onların istediği oranda ve nitelikli kalitede yapamıyoruz. Başka bir şey daha var. 13 milyar dolar dünyada masalık, sofralık narenciye tüketimi var. Ama bunun yanında 8 buçuk milyar dolarlık da meyve suyu, marmelat ve reçel gibi bir tüketim dalı var. Biz burada sıfırız. 13 milyar dolar olanda yaklaşık 1 milyar dolara yakın bir ihracatımız var. Ama bu 8 buçuk milyar dolar olan meyve suyu, marmelat ve reçel grubunda 41 milyon dolar, hiçbir şey. Bizim şuandaki çeşitlerimiz yetmiyor. Bakın ben bir slogan geliştirdim diyorum ki, Rize için çay neyse, Ordu ve Giresun için fındık neyse, Malatya için kayısı neyse Mersin için de narenciye odur. Anlatabilmek için bunu çare buldum artık. Üretim fazlasını absorbe edemeyince bu sefer fiyatlar düşüyor, üretici kazanamıyor.

Bunun artışını nasıl sağlayabiliriz?

Bakın, ihracattaki problemimiz yüzde yetmişinde üç tane ülkeye bağımlıyız. Bunlardan bir tanesi Rusya, birisi Irak, birisi Ukrayna. Her an ikisi ile problem çıkabilecek ülkeler.

Yelpazeyi nasıl genişletebiliriz?

Yelpazeyi genişletmek için Avrupa’ya doğru açılmak lazım.

Bir de başka bir sorun daha var. Bizim narenciye ortalama satış fiyatımız 500 dolar iken İspanya’nın narenciye satış fiyatı 925 dolar. Arada uçurum var. O daha istenilen ve piyasanın istediği tarzda ürünleri daha dayanıklı ürünleri Avrupa’ya pazarlıyor. Biz ise daha gelir düzeyi düşük olan ülkelere satmaya çalışıyoruz. Bir siyasi kriz olduğunda ki her an olabilme riski var, zaten geçmişte de olmuşluğu var, ürün iyice tıkanıyor. İkincisi ise iç tüketimi arttırmak. İç tüketimi nasıl arttırırsınız, sofralık tüketim dışında da meyve suyu, reçel, marmelat gibi veya sizin dediğiniz gibi kurutulmuş meyve çeşitlerine girmek lazım. Burada da handikabımız şu oluyor, meyve suyu açısından baktığımızda bizim yetiştirdiğimiz cins narenciyeler meyve suyuna uygun değil. Eteri kadar suyu yok. Onlara özgü endüstriyel sıkmalık portakal veya greyfurt yetiştirmek lazım. Bizim o yöne doğru kanalize olmamız lazım. Bu biraz da Tarım Bakanlığının buna kafa yorması lazım. Esasında üretim planlamasında problem başlıyor. Her isteyen istediği her şeyi yaparsa bu toprak sonuç olarak bizim, bu toprak devletin. Bu toprağın kağıt üzerinde kullanıcısısın ama bunun planlamasını devlet yapması lazım. Devletin dediğini yapmayanların da bir takım avantajlara sahip olmaması lazım.

 Cumhurbaşkanımızın ekonomik dirilişe yönelik gayretlerini nasıl yorumluyorsunuz?

Cumhurbaşkanımızı çok yalnız buluyorum. Her şeye Cumhurbaşkanımız kafa yoruyor. Fakat kendi etrafındaki kurmayları olsun, bakanları olsun, danışmanları olsun onun kafa yorduğunun onda biri kafa yorsalar Türkiye daha iyi noktalara gelir. Şu anda Sayın Cumhurbaşkanım üzülerek söylüyorum yalnız. İnsanın dayanma gücü vardır. Allah korusun. Bir de kendisinin her konuya yoğun yüklenmesi daha önemli konuları göz ardı edebileceği endişesi oluşturuyor bende. Kendisine sağlık sıhhat afiyet diliyorum.

Yeni Akit- Fatma Gülşen Koçak

Bu haber toplam 341 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim