• İstanbul 17 °C
  • Ankara 14 °C

Teoman Duralı: Kutsallık - Dünyevîlik çatışması

Teoman Duralı: Kutsallık - Dünyevîlik çatışması
- Yeniçağ Dindışı Batı Avrupa Medeniyetinin Belli başlı Belirlenimler Geniş anlamda din ile insan yaşamasının tamamı tümüyle iç içeydiler.

Köyünüze yahut obanıza ulaşmak amacıyla dereyimi geçeceksiniz, denize açılmak gâyesiyle kütükten bir teknemi imâl edeceksiniz, ağaçmı keseceksiniz, karnınızı doyurmak maksadıyla avlanacakmısınız, barınakmı inşâa ediyorsunuz?... Bütün bu ayrı ayrı işlerin gerektirdiği farklı etkinliklerin her biri aynı zamanda itikâdi ameller, yani ibâdettirler. Sözgelişi, ağacı devirmeden önce, ona sarılıp onu okşamak ile öpmek fiilleri, kesmek etkinliğinin bütüncül (Fr integral) parçasıdırlar. Teknenin inşâası sırasında yakılan tütsüler, okunan dualar da, inşâa etkinliğine yamanmış ek fiiller değildir. Burada sanılacağı üzre, yalnızca kamlık (şamanlık), cancılık (animism) çeşidinden itikât manzûmelerinden bahsetmiyoruz. Müslümanlıkta dahi, Allah adıyla söze girmek veya işe koyulmak gibi, 'söz', etkinliklerle yoğrulur, onların ayrılmaz parçası hâlini alır. Bünyesinde hatırı sayılır miktarda, canlıcı (animist) unsur taşıyan Hırıstıyanlık, 'söz'ün yanısıra, vaftiz, takdis gibi, töre değeri hâiz amelleri, günlük edimlerin doğal akışına bırakır. Bütün bunlar pek tabiidir; zirâ her şeyin, görüp işittiklerimizden, koklayıp tattıklarımız ile işitip duyumladıklarımızdan ibâret kalmadığı âşikârdır. Başka türlü söylersek, fizik ortamda yaşayan insan, yaşamanın, fizikötesi bir devâmının da olması gerektiğinden emindi. Tıpkı, gündüzün uyanıkken yaşanıp da geceleyin uyunuyor diye, yaşamadan ayrılınmadığı gibi. Olan nedir? Değişik biçimde yaşanılanın farkına varılmasıdır. Uyku, hele ruyâ, farklı bir bilinç hâli olduğu bile söylenebilir. Yukarıda belirtildiğince insanlığın, bilebildiğimizce, en eski çağlarından beri hayat ile tabiatın her zerresinde ruhânilik ile kutsallık vargörülegelinmiştir. İşte 1600lerin Kuzey batı Avrupasında bu hâlin, gerilediğine, nihâyet 1700lerin ilk çeyreğine vardığımızda da insanın yaşama gündeminden iyice düşmeğe yüz tuttuğuna tarihte ilk defa tanık oluyoruz. Hiç öyle bir niyet beslememiş olmakla birlikte, bu yeni çığırı İtalyan doğa araştırmacısı, matematikcisi ve filosofu Galileo Galilei (1564 - 1642) açmıştır. Leh gökbilimcisi Nicolai Kopernik'ten (1473 - 1543) itibâren gittikce sık tekrarlanır olan güneş merkezli evren görüşünü Galilei, doğa felsefesine esâs ihddâs edince, Vatikanın keyfi kaçar. Galilei'yi yargılayan Papa VIII. Urbanus (Maffeo Barberini: 1623 - 1644) gibi bilgin bir zât, güneşin, merkez olması gerektiğini bilmezmi! Papa VIII. Urbanus bir yana, bilinen evrenin merkezi güneş olduğunu ta M.Ö. Üçüncü yüzyıldan beri, Ege - Akdeniz dünyasında bilmeyen bilginmi kalmıştı? Peki öyleyse, mesele neydi? Kutsallıktı. Nasıl Aristoteles için yeryüzü, olabilir dünyaların en iyisi ve güzeli olması gerekiyorsa, aynı şekilde Vatikanın indinde onun tek veya en kutsal olan olması lâzım gelirdi. Neden? Hırıstıyanlığın inancı uyarınca, Tanrı, İsâ sûretine göre yaratmış olduğu insanı günâh batağından kurtarsın diye biricik aziz oğlunu (kastolunan Hz İsâdır) yeryüzüne göndermek lutfunda bulunarak bu dünyayı şereflendirmiş; ve nihâyet kadirbilmez insan tarafından çarmıha gerilmiş olan 'İlahi oğul' orada çile ile fedakârlığın timsâli olmuştur. Şu durumda Papa, yeryüzünü evrenin ruhânimanevi odağı olarak kabul etmiş olmalı. Maddî fizik merkez karşısında manevî olanın yetki (Fr autorite) aşınmasına uğrayacağından kaygılanır. Nitekim zamanla da öyle oldu. İşte, 1600lerin ilk yarısında vukûu bulmuş bu münâkaşa bir su ayırım mevkiidir. Buradan, özellikle de Rene Descartes'tan sonra, Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyetinin ete kemiğe büründüğünü görüyoruz.

Devamı: https://www.fikriyat.com/yazarlar/akademi/teoman-durali/2019/07/10/kutsallik-dunyevlik-catismasi

Bu haber toplam 155 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim