Toktamış Ateş "Anadilde Eğitim"i yazdı

Toktamış Ateş "Anadilde Eğitim"i yazdı
Büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın pek hoşuma giden bir mısrası vardır. "Türkçem benim ses bayrağım..." der. Gerçekten ne kadar bozarsak ve fukaralaştırırsak da Türkçemiz bizim ses bayrağımızdır.
toktamisates
Büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın pek hoşuma giden bir mısrası vardır.
"Türkçem benim ses bayrağım..." der. Gerçekten ne kadar bozarsak ve fukaralaştırırsak da Türkçemiz bizim ses bayrağımızdır. Aynen başkalarının kendi dillerinin, kendilerinin ses bayrağı olduğu gibi...

Dünya üzerinde, uyruklarının tümünün aynı "anadile" sahip olduğu hiçbir ülke yoktur. Bugün, böyle bir devlet olmadığı gibi dün böyle bir devlet hiç yoktu. Zaten olması mümkün de değildi.

Öylesine mümkün değildi ki monarşiler döneminde bir ülkenin başına getirilen kimi kralların, kralı olduğu ülkenin dilini bile bilmediği dönemler olmuştur. Bunun en ilginç örneği İngiltere'dir. (Kimi siyaset bilimciler, İngiliz demokrasisinin gelişimini ve başarısını buna bağlarlar. Kralın İngilizce bilmemesinden ötürü, güç ve yetkinin, parlamentoya geçtiğini ileri sürerler.)

Bugün dünya üzerinde (farklı diyalektleri de hesapladığımız zaman) birkaç bin dil konuşulmaktadır. Bunlardan bir kısmı, birbirine yakın, bir kısmı, birbirine çok uzaktır. Ancak sadece bu farklı dillerden birini yani, kendi anadillerini konuşanların kurmuş oldukları hiçbir devlet yoktur. Zaten dünya üzerindeki devlet sayısının, 200 küsur olduğunu düşündüğümüz zaman bu durumun, kaçınılmaz bir durum olduğunu görürüz.

Xxx

Dün ve günümüzde her devlet içinde konuşulan anadil birden fazla olduğu için her devlet, resmi bir "ortak dil" benimser. Çok istisnai olarak birden fazla resmi dili olan birkaç ülke de vardır. Bunun en tipik örneği, İsviçre'dir. Gerçekten İsviçre'de kantondan kantona değişmekle birlikte hem Fransızca ve hem de Almanca resmi dil özelliğini taşır. Birkaç kantonda da İtalyanca resmi dildir. Ancak federal mecliste, hemen tüm üyeler hem Almanca ve hem de Fransızca bilirler.

Çok sayıda anadilin konuşulduğu ülkelerde kaçınılmaz olarak, ortak bir resmi dil benimsenir. Kimi dilbilimciler, tüm insanlığın konuşup anlaşabileceği bir "ortak dil"in, (lingua Fransa), hayali içindedirler ki bu hayal, şimdilik çok uzak bir hayal gibi durmaktadır. Eğer (benim açımdan) inanılmaz şeylere imza eden teknolojik gelişmeler, yabancı bir dili insanların kafasına sokmanın çaresini bulurlarsa o zaman, böyle bir "ortak insanlık dilinin" oluşturulması mümkün olabilir.

İlginç bir biçimde bağımsızlıklarını ancak 20. Yüzyıl'ın ortalarından itibaren kazanmış eski sömürge ülkelerinde kullanılan ortak dil, sömürgeci ülkenin dili olmaktadır. Asya ve Afrika'nın pek çok yeni devletinde; sömürgeci devlete karşı, kanlı bir biçimde mücadele eden milliyetçilerin, o kan düşmanı oldukları devletin dilini benimsemeleri, çok ilginç bir olgudur. Fakat o yeni devletlerin etnik yapılarına baktığımız zaman bu olgunun neredeyse kaçınılmaz bir olgu olduğu görülmektedir.

Aynı şey bizim gibi çok uluslu imparatorlukların devamı ya da mirası olan ülkelerde de farklı bir biçimde olsa da görülmektedir. Çok uluslu imparatorluğun resmi dili, o imparatorluğun toprakları üzerinde kurulan yeni devlette de aynen devam etmektedir. Zira yukarda da vurguladığım üzere, bunun başka bir çaresi yoktur. Günümüzde ilginç bir durum, eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni oluşturan cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanıp tarih sahnesine çıktıktan sonra yaşadıkları sorundur. Zira bu devletler, kısa sayılmayacak bir süre, federal bir yapı içinde yaşamışlar ve ortak bir dil olarak Rusça'yı kullanmışlardır. Arkalarında büyük bir resmi dil, Rusça mirası bırakmışlardır. Ve bugün tümünde olmasa bile anadilleriyle yaşamanın resmi zorluklarıyla karşı karşıya bulunuyorlar.

Xxx

Dil konusu üzerinde kuşbakışı bir dolaştıktan sonra şimdi, günümüz Türkiye'sinin, somut anadil sorununa gelelim.

Öncelikle, şu kanaatimi, altını bir kez daha çizerek belirtmek isterim ki anadil, herkes için "ses Bayrağı"dır ve o anadile sahip olan insanların o anadille yaşamaya, o anadille yazmaya-çizmeye,

o anadille eğlenmeye ve o anadili geliştirmek için uğraşmaya, sonuna kadar hakları vardır. Ancak eğer herkes kendi anadilini, resmi dil haline getirmeye çalışırsa o zaman, içinden çıkılması çok güç, hatta imkânsız sorunlarla, karşı karşıya geliriz. Zira resmi dil aynı zamanda eğitim dilidir ve eğitim dilinin, ortak resmi dil dışında düşünülmesi mümkün değildir.

Bugün Türkiye'de, resmi dil Türkçe'nin anadil olduğu, geniş bir kitle vardır. Elimizde, (yapılan istatistiklerin, yöntem hatalarının sonucu olarak) kesin rakamlar olmamakla birlikte toplumumuzun yüzde 60'dan fazlasının, anadili Türkçe'dir. Türkçe'den sonra, en yaygın anadiller Kürtçe, Arapça, Lazca, Gürcüce, Boşnakça, Bulgarca, Sırpça, Çerkezce vb. olmaktadır.

Toplumumuzu oluşturan her etnik grup mensubunun kendi anadilinde yaşamaya bu dili geliştirmeye, çocuğuna öğretmeye hakkı vardır. Bunun aksi zaten düşünülemez. Fakat bu anadili, resmi eğitim dili haline sokmak isterse bu mümkün olmaz. Zira böylesine farklı etnik unsurlardan, bir "ulus oluşturmanın" en gerekli politikası, "ortak eğitim" biçiminde karşımıza çıkar.

Bir ülke, eğer böyle bir ortak eğitim dili oluşturamazsa ulusal bütünlüğünü oluşturamaz. Bugün, etnik gruplar eğer kendi anadili çerçevesinde, "ses bayrağını" dalgalandırırsa yarın, başka bayrakların umudu içine girer. Hiçbir devlet buna izin veremez...

18.10.2010 Bugün

Bu haber toplam 650 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim