"Türk Dilinde Kur'an Edebiyatı Sempozyum"u İstanbul'da Yapıldı

"Türk Dilinde Kur'an Edebiyatı Sempozyum"u İstanbul'da Yapıldı
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İstanbul Müftülüğü ve TYB İstanbul Şubesi Kur’an-ı Kerim’in 1400. Nüzul Yılı dolayısı ile ulusal bir sempozyum düzenlendi.

 Daha sonra TYB adına Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Fidan, önce TYB kuruluş amacı ve çalışmaları hakkında kısa bilgi verdi ve daha sonra Kur’an-ı Kerim’in  önemini vurguladı.

 Fidan Şunları Söyledi :

“Bizim medeniyetimiz Kur’an-ı Kerim mihraklıdır Biz burada sadece o ilim alanlarından birisi olan ve bizim edebiyatımıza yansımalarını, daha doğrusu Kur’an merkezli edebiyatımızı tartışacağız, müzakere edeceğiz.

 Daha birkaç gün önce Kur’an- Kerim’in başka bir yönünü ele alan uluslararası bilimsel bir toplantıya ev sahipliği yapmıştı İstanbul.  Bin dört yüz yıllık Kur’an Merkezli çalışma ve ortaya konulan eserlere rağmen hala Kur’an- ı Kerim’in keşfedilmeği bekleyen pek çok yönleri bulunmaktadır. Çünkü Kur’an-ı Kerim içinden geçerek geldiği on dört asırlık süreçte tüm icat, gelişme ve yenilikler eskimiş ama o hala yeniliğini ve zindeliğini korumaktadır.

İlerleyen zaman diliminde insanlığın şahit olacağı ve yaşayacağı teknolojik gelişme ve olaylar bu gerçeği asla ters yüz edemeyecektir. Bizden sonra gelecek nesiller bile Kur’an-ı Kerim’i taptaze ve yepyeni bulacaklardır. Çünkü o eskimeyen yenidir. Kur’an-ı Kerim’in sosyal hayata yansımasında en önemli görev şüphesiz mütefekkir, ilim adamı ve edebiyatçılara düşmektedir.

 Bu güzel toplantının ana teması olan “Türk Dili’nde Kur’an Edebiyatı” ise bize bir kez daha sahip olduğumuz değerler ile değerlerimizin kaynağını hatırlatması bakımından ayrı bir önem ve anlam ifade etmektedir.

 Türk dili açısından geçtiğimiz yüz yılın en büyük talihsizliği hiç şüphesiz dilimize yapılan müdahaledir. Bu müdahale dilimizle bütünleşmiş Kur’an-ı Kerim kaynaklı kelime ve kavramları dilimizden uzaklaştırarak, yetişen ve geleceğimizi emanet ettiğimiz yeni nesillerin rahmanî kaynakla irtibatını kesmiştir.

Dile müdahale bin yıllık zengin ve muhteşem Türkçemizi fakirleştirmiştir.  Ne Fuzuli, Nef’i, Baki, Şeyh Galip, Mevlana, Yunus Emre, Mehmed Akif ve Necip Fazıl gibi şairler yetişmiş, ne de mazideki o muhteşem ve azametli eserlerin devamına imkân bırakılmıştır. İşin en garibi o muhteşem abide eserleri değil, atalarının mezar taşlarına bir yabancı gibi bakan nesiller türetilmiştir.”

 Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Her millet Kuran’dan aldığı nimet nispetinde büyük bir edebiyata mazhar olmuştur” dedi.

 Konuşmasına Kuran’ın İslam milletlerini birleştiren ortak bir dil kurduğunu belirterek başlayan Başkan Görmez, Hazreti Peygamber’in “Kuran, Allah’ın yeryüzündeki edep sofrasıdır. Gücünüz yettiğince o sofradan nimetlenin” hadisini okuyarak şöyle konuştu;

“Her millet bu sofradan aldığı nimet nispetinde büyük bir edebiyata mazhar olmuştur. İlhamını bu sofradan alan hiçbir sair başka vadilere sapmamış ve apaydınlık olan bu vadiden ayrılmamıştır. Kuran’ın bütün İslam milletlerini birleştiren bir ortak dil oluşturduğunu hepimiz biliyoruz. Bir iman dili kurmuştur.”

Türk edebiyatının Kuran-ı Kerim tarafından nasıl zenginleştirildiğini anlatan Başkan Görmez, Kutadgu Bilig ve Mesnevi gibi Türk dilinin bazı başyapıtlarının ilhamını Kuran’dan aldığını kaydetti. Başkan Görmez şöyle devam etti;

“Türk dilimizin de Kuran tarafından nasıl zenginleştirildiği, Kuran’dan mahrum kalındığında nasıl fakirleştiği herkesin malumudur. Kutadgu Bilig’den Mesnevi Şerif’e kadar bütün eserlerin kaynağında Kuranı Kerim vardır. Kuran’dan ilham almayan şairimiz hemen hemen yok gibidir. İstikbal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un diğer bir adı da Kuran şairidir“.

Sempozyumda bazı tebliğlerin Kuran mealleriyle ilgili olduğunu, bu sebeple önemli birkaç noktayı vurgulamak istediğini söyleyen Başkan Görmez, günümüzde Türkçe mealler konusunda zengin bir mirasa sahip olduğumuzu ancak bu zenginliğin niteliksel değil niceliksel olduğunu kaydetti. Başkan Görmez, basit bir belagat maddesini öğrenmeden Kuran’ın tercüme edilemeyeceğini belirtirken, eski Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki ile Mehmet Akif Ersoy arasında geçen bir olayı anlatarak şöyle devam etti;

“Ahmet Hamdi Akseki merhum, Mehmet Akif’e bir mektup göndererek ‘tefsir çalışması çerçevesinde bazı sureleri bitirdiğinizi biliyorum. Lütfen bize bir örnek gönderir misiniz’ der. Mehmet Akif, Akseki’ye gönderdiği cevapta şöyle der; ‘evet uzun sureleri tercüme ettiğim doğrudur. Ancak her tercümeden sonra vicdanımda terazi kurdum. Bir kefeye Nazm-ı Celil’i, bir kefeye de kullandığım kelimeleri koydum. Az buçuk karşıladığına inansaydım bunları size gönderirdim’.

Kuranın kendi diline olan vukufiyetsizliğimiz, yaşayan iman dilini göz ardı edişimiz, o dili Türkçe’ye aktarmaktaki aczimiz, bazen de Kuran karşısında haddimizi bilmeyişimiz bu sorumsuzca çevirilere sebep olmuştur. Hakikaten bu durum çok üzüntü vericidir.”

Açılış Oturumunda ise  Prof. Dr. İskender Pala ve Prof. Dr. Mustafa Uzun birer tebliğ sundular.

Prof. Dr. Pala Kur’an- Kerim  ve edebiyat konusunda doyurucu bin konuşma yaptı. Pala konuşmasına “ Edebiyat Kur’an’dan sonra vardır.” Diye başladı.  Ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arab'ın putperest şâirlerinden Velid bin Mugire, Nahl Sûresi'nin 90. âyetini Peygamberimizden dinlediğinde duygularını şöyle dile getirmişti:

"Vallahi onun okuduğu sözden daha üstün söz olamaz! O, bir nurdur. O'nun öyle bir tatlılığı var ki, sanki kökü çok verimli toprakta, bol sulu bahçelerde, yükselen dalları etrafa gür salkımlı bir hurma ağacı O. Çünkü O, öyle büyüleyici bir sözle gelmiştir ki..."

 Vaktiyle bir Arap şairi de, bir sayfa yazıda bütün edebî sanat inceliklerini göstermiş ve konu bütünlüğünü bozmayacak şekilde metnin arasına bir hadîs-i şerif ve bir de ayet-i kerime yerleştirmiş. İslâm'dan ve Kur'an'dan haberi bulunmayan, ama Arabî bilgisi kuvvetli olan birkaç kişiye "Bunlar bir şairin sözleridir." diyerek okutmuş. Okuyan kişilerin hepsi hadis-i şerife gelince durup "Bu bölüm yukarısına benzemiyor, burada sanat daha yüksek." demişler. Sıra ayete gelince ise hepsi hayretler içinde "Burası hiçbir söze benzemiyor; mana içinde mana yüklü, hepsini anlamaya imkân yok." demek zorunda kalmışlar.

 Üç ayların başladığı şu günler aslında Kur'an-ı Kerim'in 1400. yılının da geçip gitmekte olduğunu bize gösteriyor. Ne devlet olarak, ne üniversite, ne STK, ne de kişisel gayretlerle hemen hiçbir şey yapamadığımız 1400. yıl. Birkaç gönüllü mü'minin büyük gayretleriyle başarılan küçük organizasyonlar da olmasa herhalde Kur'an bize küserdi. O Kur'an ki edebî inceliklerini lâyıkıyla anlayabilmek için pek çok ilim dalında vukuf kesp etmek gerekiyor. O Kur'an ki kelamını anlamaya yalnızca lügat, sarf, nahiv, mantık ve tefsir ilmi değil, çok çok da bedî, beyan, maanî ve belâgat anlamak gerekiyor. Bütün bunlar bilinince belki bir ayetin edebiyat sanatı ve dil açısından künhüne vâkıf olunup mucizevî manası ile yüz yüze gelinebilir. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'in mucizelerinden biri ve başlıcası lisanında gizlidir. Kur'ân lisanının dış musikisi yumuşak seciler, yarım kâfiyeler, iç kâfiyeler ve aliterasyonlarla sağlanmış görünür. Birçok âyetlerin ortasında yumuşak bir kolaylıkla sıralanmış seciler, Kur'ân-ı Kerim'in sesini musiki sanatındaki ses tekrarlarıyla birleştirir. Kevser, İhlâs ve Nâs sûreleri gibi kısa sûrelerdeki aliterasyon ve kâfiyeler kadar Rahman Sûresi'ndeki türden bir nakarat saltanatı içinde indirilmiş sûreler, bu musikî hamlelerinin açık örnekleridirler. Bütün bu özellikleriyle Kur'an bir mucize, bir kelam, bir nazm-ı İlahî'dir ki ona bu sebeplerden dolayı biz yalnızca Kitap deriz. Başka kitaplar için cins ad olan kelime burada özel ad olur ve bütün kitapları temsil eder. Çünkü o kitap adının içinde kutsal bir anlam mevcuttur ve kitapla ilgili diğer bütün kelimeler bu kutsallık içinde anlam kazanırlar. Nitekim kitap ehli (semavi dinlere inanan), kitaba el basmak (Kur'an üzerine yemin etmek), kitapta yeri olmak (bir meselenin Kur'an hükümlerine uygun bulunması), kitap açmak (bir fal-i hayr için Kur'an'dan tefe'ül etmek), kitapsız (küfür üzere bulunup Kur'an'a inanmayan kişi), kitab(ın)a uydurmak (bir meseleyi hile-i şer'iyye ile Kur'an hükümlerine yatkın hale getirmek) gibi bütün deyimlerde kitap adı Kur'an için kullanılmıştır.

 Kur'an, 1400 yıl evvel insanlığın edebini yitirdiği bir zamanda gelmiş, insanlığa hem edep, hem medeniyet getirmişti. Nitekim sonraki zamanlarda ortaya konulan bütün sanatlar Kur'an'dan ilham aldığı ölçüde sanata dönüşmüş, bütün güzellik ve estetik değerler Rahmanî bir açıdan görülmüştür. Mimarîden musikîye, resimden plastik sanatlara, şiirden edebiyata hemen her ortaçağ sanatı (tıpkı Hıristiyan dünyada bütün sanatların İncil'e [Bibl = Kitap] yaslanması, sanat ve bilimin adresinin kilise olması gibi) ilhamını Kur'an'dan almış, böylece Kur'an merkezli bir hayat akmıştır. Öyle bir hayatın içinde elbette her şey kitaba göndermede bulunacak ve edebiyatın içindeki edep de o kitabın rengine boyanacaktır. O halde bir kütüphane, gerçek kitabı anlamak için yazılmış diğer kitapların bulunduğu evden; bir kitabe, Kur'an'a adanmış bir ömrün son cümlesinden; bir kâtip, hakiki kitap uğruna yazı yazan bir kişiden; bir mektep, kitabın öğretildiği bir mekândan gayrı nedir ki?!..”

 Toplantılarda sunulan tebliğler, daha çok mealler üzerineydi. TYB Kurucu Genel Başkanı D. Mehmed Doğan ise Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın Fransızcadan  çeviririlen “Aziz Kur’an Meali”  kitabı üzerine bir tebliğ sundu.

Prof. Dr. Orhan Okay ve Doğan’ın farklı yönleri ilahiyat camiasından olmamaları.  Her iki tebliğ de ilgi ile izlendi. 

Sempozyumun önemli bir yönü ise mutfaktı. Bu tür organizasyonlarda mutfaktakiler hep arka planda kalır ve ortalıkta görünmezler. Kur’an-Kerim Sempozyumunun proje müellifi ve aynı zamanda uygulayıcısı İrfan Çalışan. Titiz gayretleri, koşuşturması ile faaliyetin başarısında önemli bir isim. TYB İstanbul Şubesinin beyni ve omurgası, Çalışan.

Toplantıya başta üniversite öğrencileri olmak üzere değişik kesimlerden insanların katılımı ve toplantıya ilgileri büyüktü. Toplantı aralarında Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden gelen ilim adamlarına  özel bir ilgi vardı.

 Toplantı Oturumlarının bazı başlıkları ise şöyle belirlenmişti:

 Türkçe’nin Kur’an İle buluşması  (Dört  tebliğ),  Cumhuriyet Döneminde  Meal Edebiyatımız (dört tebliğ),Tercüme Mealler Meselesi ( Üç tebliğ) , Tercüme Meal Örnekleri (Üç tebliğ),Türkçe Tefsir Edebiyatı (Üç tebliğ), Kur’an ve Türk Edebiyatı ((Dört Tebliğ)

Sempozyuma sunulan tebliğler daha sonra  kitap olarak yayınlanacak.

Sempozyumun önemli bir yönü ise mutfaktı. Bu tür organizasyonlarda mutfaktakiler hep arka planda kalır ve ortalıkta görünmezler. Kur’an-Kerim Sempozyumunun proje müellifi ve aynı zamanda uygulayıcısı İrfan Çalışan. Titiz gayretleri, koşuşturması ile faaliyetin başarısında önemli bir isim. TYB İstanbul Şubesinin beyni ve omurgası, Çalışan.

Bu haber toplam 1402 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim