Türk Kimliğinin Coğrafyaları - Ümit Savaş Taşkesen

Türk Kimliğinin Coğrafyaları  - Ümit Savaş Taşkesen
 Atlasları getirin, tarih atlaslarını En geniş zamanlı bir şiir yazacağız   Ece Ayhan’ın Yort Savul’daki bu dizelerini dilime düşüren şey D. Mehmet Doğan’ın, Türk Kimliğinin Coğrafyaları adlı kitabı oldu.

Türkistan adını duyunca ben bunu anlıyorum. Geniş, çok geniş bir coğrafya. Başımı döndürecek kadar geniş, zengin ve dingin uzanan bir düzlük, deniz, bozkır, çöl, düşman ve amansız, kelimenin gerçek anlamıyla amansız bir coğrafya uzanıyor önümde. Renkten renge bölünmemiş dünya haritasında etrafı yapay sınırlarla çevrili olmayan bir yer. Bu anlamda hem var, hem yoktur. Anlam coğrafyamda Türkistan’a dair isimler ilkokul dördüncü sınıfta, kendi biriktirdiğim paramla alıp baştan sona defalarca okuduğum ansiklopediden ve babamdan zaman zaman dinlediğim kimi şiirlerle yer etmiştir: Orhun yazıtları, Türkler, Çinliler, destanlar, Bilge Kağan, Kültiğin, Tonyukuk, Dede Korkut, Maveraünnehir, Buhara ve at, ok, sadak, yay diğer şehirler…

“Sınırların Dışına, Özümüzün İçine Yolculuk” böyle başladı “Türk Kimliğinin Coğrafyaları”nda, gezintiler, kendini dünyada garip bir yolcu gibi hissetmeye, garip bir yolcu gibi olmaya çalışan, “kendinin dahi ücrasında yaşayan benim için”, uzun ve uzak, gitmediğim diyarlara bir yolculuk biletiydi. Bileti aldım ve daldım kitabın satırları, sayfaları arasına. Bunları düşünerek başladım D. Mehmet Doğan’ın kapağı, tasarımı, ismi, fotoğrafları, içeriği ile bütün merak duygularımı kışkırtan kitabını okumaya.

Yüzyıllardır “büyük yürüyüşünü”, fetihlerini, gazalarını, sınırlarını, ufkunu, batıya, hep batıya doğru yöneltmiş / sürdürmüş bir tarihin / milletin, doğunun en batısında veya batının en doğusundaki ülkede, Türkiye’de doğan ve yaşayan birisi olarak bulunduğumuz yeri tanımlama ve anlamlandırmak, buraya nereden gelmiştik sorusuna anlamlı bir cevap vermek ile mümkün olabilirdi.

Bu yüzyılın ilk çeyreğindeki bizler bir an durup düşündüğümüzde ve bu yürüyüş ne zaman nerede başladı, geldiğimiz yerde ne gibi izler bıraktık yol boyunca, geriye ne kaldı bizden önce yürüyenlerden diye sorduğumuzda zihninizdeki soruların birçoğunun cevabını bulabileceğimiz bir kaynak Türk Kimliğinin Coğrafyaları. Kitap uzun bir yol, yolculuk, tarih, coğrafya, kültür, mimari, hatırat türlerinin usta bir şekilde zenginleştirilerek harmanlandığı bir eser olarak ilgimize sunulmuş.

Mehmet Doğan bu kitabında bundan önceki bütün kitaplarındaki bilgi birikimini, yaptığı gezileri, seyahat notlarını, gözlemlerini, düşüncelerini sentezleyerek okuyucunun zihninde oluşabilecek muhtemel sorulara bir cevap olarak düşünmüş sanki kitabı. Türk kimliğinin coğrafyası ya da Türk dünyası kavramının ne anlam ifade ettiğini o coğrafyalarda gezerek, inceleyerek, araştırarak, duyumsayarak yazan usta bir kalemin elinden çıkmış eser.

Kitap bilinen anlamda bir coğrafya, tarih, şehir, mimari, gezi ya da hatırat türü kitapların dışında bir formata sahip. Bütün bu türleri içinde barındıran bir harmoni ile ortaya çıkartılmış farklı bir eser. Bir sentez. Zihnimde şu ya da bu gibi herhangi bir şablona oturtamıyorum kitabı. Çünkü yazarın düşünce dünyasındaki zenginlik ve perspektif, kitapta bize sunmuş olduğu projeksiyon bu tanımlama ya da sınırlamaları biraz anlamsızlaştırıyor. Kitabın farkı da buradan kaynaklanıyor. Böyle bir projeksiyon sunabilecek bir düşünceye ve bunu ifade etme yeterliliğine sahip bir kalemin elinden çıkmış olması.

Diğer kitaplardan farklı olarak bir eşzamanlılık, bütünlük içerisinde sunuluyor coğrafyadaki gezintiler kitapta. Yani birçok metinde tarih okumaları yapıldığında, aynı zaman diliminde farklı ülkelerdeki gelişim genelde ıskalanır. Parçalar kopuktur. Doğan ise bu kitabında bize eşzamanlılık kavramı diye ifade edebileceğim bir çerçevede kendisinin 1990’lı yıllarda yaptığı yolculuktan, hatırattan giriş yapıyor sınırların ötesine. Önce coğrafyanın tarihine bir geri dönüş yapılıyor, tarihsel gelişime değinildikten sonra bugünkü durum tasvir ediliyor. Böylece karşılaştığınız bir eser, tarihini bilmediğinizde anlamsız bir taş, toprak gibi görünen mimari başyapıtlar ete kemiğe bürünüp bir anlam bir ruh kazanıyor dünyanızda. Öyle gezdiriyor Doğan sizi Türk Kimliğinin Coğrafya’larında.

Çok boyutlu bir yolculuk bu... Kişisel izlenimlerin tarihî arka plânına vâkıf bir yazarın bir mekân üzerindeki gözlemleri ve aslında oraları gezerken zihninde yaşadığı tarihsel ve duygusal geliş-gidişleri, duygu ve düşüncelerini bizimle paylaşıma açması kitabı keyifle okunur kılıyor. Paylaşımın okuyan herkesi zenginleştireceği, istifade edeceği, görsel öğeleri de uygun bir şekilde yerleştirilmiş sayfalar arasına. Bu anlamda sözcüklerin tasvirinin ötesinde şehirler, mekânlar, türbeler, isimler daha da bir somutlaşıyor. Zihnimizde, gönlümüzde bir bütün olarak zaman ve mekâna oturup anlam kazanıyor.

Eser, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı tarafından kurulmuş Yazar Yayınları’nın beşinci kitabı olarak Ocak 2010 tarihinde yayınlanmış. “Mehmet Doğan Külliyatı”nın dördüncü kitabı. Beş bölüm, ek’ler ve fihristten oluşmuş. Giriş bölümü “Sınırların Dışına, Özümüzün İçine Seyahat” ile başlıyor. Türkistan’a doğru yapılan yolculuğun ilk aşaması, duygu ve düşünceler ve atlı göçebelerin tarihî dönüşümü, Türkler ve İslâm kültürünün farklı sahaları ile yukarıda eşzamanlılık olarak tanımladığımız iki tarihi beraber okumak adlı alt başlıklardan oluşuyor.

İkinci bölüm “Semerkand ü Buharalar” adını taşıyor. Önceki bölümde sunulan tarihî perspektiften sonra bu bölümde coğrafya üzerindeki geziler ve şehirler, şehirlerin bugünü anlatılıyor. Hangi şehirler bunlar: Hazarın kıyısındaki Beyoğlu: Bakü, Taşkent, Ayineicihanda Özbekistan, tarihin rengini kanla karartan Belcivan. Üçüncü bölüm “Emir’in Goru Çelebi’nin Türbesi” adını taşıyor. Bu bölüm Semerkand yahut Timur, Emir’in Goru / Çelebi’nin türbesi, Timur’dan sonra Timurlular ve Türk dünyası, Uluğ Bey’in zeyci, Buhara’da kalan minare ve Kasr-ı Arifan adlı alt başlıklardan oluşuyor.

Dördüncü bölüm ise “Türkistan ve Türkmenistan” adını taşıyor. Türkistan dedikleri bir küçük şehir, Hazreti Türkistan, Kayıt Kazak eline, Horasandan Harizm’e Türkmenistan, Hive: Ayakta ölen şehir, bölümün alt başlıkları.

Beşinci ve son bölüm ise “Türkiye’de ve Türkistan’da Değişim ve Kimlik” başlığını taşıyor. Böyle bir esere fihrist yerleştirilmesi de gayet yerinde olmuş. O kadar çok konu, isim, yer zenginliği var ki dönüp okumak, bulmak istediğinizde size büyük kolaylık sağlıyor. Yukarıda saydığımız konu başlıklarının altında çok zengin içerikler yer alıyor ki bunları burada aktarmamız imkânsız. Türk Kimliğinin Coğrafyaları mutlaka okunması gereken bir kitap.

 

(Karagöz, sayı 11, Nisan-Mayıs-Haziran 2010)

Bu haber toplam 1469 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kasım 2018 dergilerine genel bir bakış-314 Kasım 2018 Çarşamba 13:12
  • Kürşat Bumin hayatını kaybetti14 Kasım 2018 Çarşamba 10:17
  • Nursema Şeyma Oflaz, Biraz Zaman13 Kasım 2018 Salı 14:44
  • 1. Dünya Savaşı’nı anlatan kitaplar13 Kasım 2018 Salı 14:39
  • 24 yılda 513 camiyle bin 70 mescit satıldı13 Kasım 2018 Salı 10:16
  • Dünyanın en kanlı savaşının 100. yılı12 Kasım 2018 Pazartesi 09:32
  • Alâeddin Yavaşça bizim için neden özel biri?10 Kasım 2018 Cumartesi 14:06
  • 8. Malatya Film Festivalinde Konuk Ülke Filistin10 Kasım 2018 Cumartesi 14:04
  • Serden geçti, davasından vazgeçmedi10 Kasım 2018 Cumartesi 09:40
  • Arabesk ve Anadolu Rock’ın kısa öyküsü09 Kasım 2018 Cuma 09:21
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim