• İstanbul 28 °C
  • Ankara 29 °C

Türk kültüründe üslup meselesi

Türk kültüründe üslup meselesi
Alim Arlı’nın, Turgut Cansever’in 12 Mart 2005 tarihinde Bilim ve Sanat Vakfı’nda yaptığı “Türk Kültüründe Üslup Meselesi” başlıklı sunumu üzerine yazdığı değerlendirmeyi paylaşıyoruz.*
Kış Seminerleri çerçevesinde, “Türk Kültüründe Üslup Meselesi” konulu toplantıda Türk mimarisinin yaşayan en özgün ve önemli ismi Turgut Cansever’i dinledik. Üç kez dünyanın en itibarlı mimarlık ödüllerinden biri olan Ağa Han mimarlık ödülünü alan Turgut Cansever, geleneksel Türk mimarisine kendi üslup özelliklerini katabilmiş nadir sanatçılarımızdan birisi. Cansever konuşmasında Türk toplumlarının üslup meseleleri hakkında estetik tarihimizden birçok önemli ayrıntı ile bağlantılı bilgelik dolu zengin bir “üslup” değerlendirmesi yaptı.
 
Çağdaş sanat akımlarının ve ayrıca şehir plancıları, mimar ve düşünürlerin üzerinde dikkatle durdukları “üslup” konusunun günümüzde yeniden ortaya çıkan önemi ise, yaşanılabilir güzel tabiî ve sosyal çevrenin oluşturulması meselesi etrafında düğümlenmektedir. Cansever konuşmasına, üslubun sanat ve yönetimde genellikle şekle ait bir mesele olarak kabul edilebileceğini, fakat daha derinde hayata ilişkin fikrî ve fiilî bir tutarlılık gerektiren estetik-metafizik bir tutuma tekâbül eden bir muhtevaya sahip bir konu olduğunu vurgulayarak başladı. Bir toplumun fikrî ve hissî dünyasında, kendisini en sofistike biçimde dışa vurduğu alan üslup alanıdır. Şiir, müzik, resim gibi sanatlarda ve ayrıca idare gibi alanlarda üslubu oluşturan “şekiller”, içinde ortaya çıktığı toplumun estetik temelini-düzeyini de gösterir. Estetik burada sadece belirli bir duygunun veya fikrin dışavurumu olarak değil, hayata bakışta içsel bir tutarlılığı da gerektiren bir alan olarak anlaşılmalıdır. Türk-İslâm sanatları ve bunun hayatın bütün alanlarına yansıyan tarafları bu tutarlı üslubu gözeten bir esasa dayanmaktaydı.
 
Bu üslup nasıl doğdu ve nasıl gelişti? Cansever, İslâm öncesi dönemde Türk-Uygur sanatında Budizm’den etkiler taşıyan “primitive” üslup özelliklerine rastlandığını ve bu dönemden gelen “bazı” doğrular ile İslâm sanatından gelen diğer bazı doğruların sonradan etkileşim içine girdiğine değindi. Fakat yine de Türk-İslâm sanatının üsluba müteallik derin kavrayışının, özellikle tasavvuf düşüncesinin etkileri altında geliştiğini vurguladı. Cansever, üslubun, insanın üst varlık mertebesinde ulaştığı bir çözümlemenin en büyük semboller ile ortaya konduğu bir tavır olarak değerlendirilebileceğini belirtti. İnsanın maddî hayatı, psikolojik yönelişleri, istekleri, tutumları bu çözümlemenin birer dışavurumu ve ruhun maddede ifadesini bulduğu dramatizasyonu olarak okunabilir. Türk-İslâm sanatları ve düşüncesi, dayandığı temel ilkeleri Hz. Peygamber’in bütün dünya tarihini ve insanlığı derinden etkileyen tamamıyla tutarlı istisnaî üslubundan almıştır. Bu istisnaî üslup siyasete, sanata, hayata ilişkin tutumlara, dünyaya eklenen güzelliklere ve çalışma hayatına yansıyan sonsuz bir etkiye sahiptir.
Bu haber toplam 290 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim