Türkçe mi, Osmanlıca mı?

Ferhat KOÇ
Eğitim şurasında alınan tavsiye kararlarından sonra CHPlilerin ve laik çevrelerin sözcüleri din derslerinden çok Osmanlıca Türkçesine tepki göstermelerini anlayabilmek zor değil mi?

Eğitim şurasında alınan tavsiye kararlarından sonra CHPlilerin ve laik çevrelerin sözcüleri din derslerinden çok Osmanlıca Türkçesine tepki göstermelerini anlayabilmek zor değil mi?  Osmanlı Türkçesi de siyasi kamplaşmalarına eklenen yeni bir ayraç olarak değerlendirilebilir.

 Eğitim şurasında alınan kararlar arasında en dikkat çekici olanı ilkokulların 1-2-3 sınıflarına din dersinin konulması ve Osmanlı Türkçesi derslerinin sosyal bilimler liselerinde zorunlu diğer liselerde seçmeli olması.

Dikkati çeken nokta ise, zorunlu din derslerinden çok, Osmanlı Türkçesi dersinin tepkiye ve eleştiriye konu olması. Bu konudaki gerginlik Meclisinde gündemine geldi. Başbakan ile Kılıçdaroğlu arasında polemikler yoğunlaştı.

 Bu neyin kavgasıdır?
Dilin mi, yazının mı?
Bir millet düşünün, milli marşının yazıldığı yazıyı ve dili bilmiyor, Latin harflerine aktarılmış olan şiiri yanlış telaffuz ediyor ve manasını da anlamıyor. Medeniyetler aleminde okur yazarları bu cehalete mahkum olmuş bir millet var mıdır?
Şairlerini, alimlerini, düşünürlerini kendi eserlerinden okuyarak anlayamayan; Fuzuli’yi, Baki’yi, Nedim’i bırakın Akif’i, Namık Kemal’i, hatta Yahya Kemal’i anlayamayan bir okur yazar nesline benzer bir nesil başka milletlerde var mıdır?
Cehaletin ne kadar kötü bir şey olduğunu yazı kavgası  ortaya koyuyor değil mi? Yüksek tahsil gören bu cahiller bakının ne diyorlar: “Bu yazıyı öğrenip de mezar taşlarını mı okuyacağız Adamın binlerce yıllık geçmişi ile ilgili tek bağlantı yeri “mezarlar” kalmış; çünkü ne kitap görmüş ne de kütüphane!
Karşı çıkışlarının asıl sebebinin ideolojik olduğunu söylersek fazla yanılmayız değil mi?  Yani bu millet kültür ve medeniyetini değiştirerek Batılı mı olacak? Yoksa kendi değerlerine sahip çıkarak ve kendi kalarak çağdaşlaşacak mı?

Son yüz yıl içerisinde batıya yönelenler ne yapmışlardır Bir de kendi ayakları üzerinde  kalarak, binlerce şekilden oluşan yazılarını terk etmeyerek çağdaşlaşan  Japonya’ya, Çin’e yazısını değiştirmemiş Rusya’ya bakın!

Bu milletlerin sabit ayakları binlerce yıllık kültür ve medeniyetlerinde sabit iken,hareketli ayakları bütün dünyanın üzerinde. Bizim batıcıların ise ayakları kaymış durumda.

Karahanlıların İslamiyeti resmi olarak kabul edişiyle birlikte Türkler yeni bir kültür ve medeniyet dairesine girmişler. Türkler yeni dinlerinin mukaddes kitabi olan Kur’an-ı Kerim’in harflerini kullanmaya başlamışlar. Karahanlı sikkelerinde Arap harfli yazılar kullanılmış.   
Yani, bugünler Osmanlı Türkçesi ya da Osmanlıca olarak anılan alfabeyi henüz Osmanlı  Devleti kurulmadan 930’lu yıllarda Türkler kullanmaya başlamışlar.O

halde Türklerin İslam’ı kabul ettikten sonra kullandıkları bu yazıya Osmanlıca demek çok da bilimsel değil mi?

Karahanlılar soyundan gelen Kaşgarlı Mahmud’un yazmış olduğu Divan-ı Lügat Türk bizin için önemli bir kaynaktır. Bu eser bugün Osmanlıca denilen Türkçe ile yazılmıştır.

Daha sonra Selçuklular dönemi kitapları, kitabeleri ve sikkelerinden de anlıyoruz k Türkler bu dönemde  de  Osmanlıca denilen Türkçe yazıyı kullanmışlardır.

Dikkat edilirse bu dönemde henüz Osmanlı devleti kurulmamıştır. Yunus Emreler, Kaşgarlı Mahmudlar, Hoca Yeseviler, Hacı bektaş-i Veliler eserlerini başka harflerle değil Türk  yazısıyla yazmışlardır.

Osmanlılar yeni bir harf sistemi oluşturmamış, Selçuklu Türklerinden devraldıkları İslami yazı stilini geliştirerek kullanmaya başlamışlar ve bugün ki Osmanlı Türkçesini kullanmaya devam etmişlerdir.

O dönemde bu yazıya lisan-ı Türki yani Türkçe denilmiş ve Karahanlılar da, Selçuklular da, Osmanlılar da işte bu lisan-i Türki’nin alfabesini kullanmışlardır. Osmanlıların son dönemlerinde dahi bu lisanın adı Türkçe’dir.. Bunun en büyük delili de Tanzimat dönemi münevverlerinden Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türki’sidir.

Yüzyıllar boyunca sadece Türkiye Türkleri değil, Uygur Türklerinden, Özbeklere, Azerilerden Kırgızlara kadar onlarca Türk boyu da İslami dönem Türk yazısını kullanmışlardır.

Latin alfabesi Latinceden geldi diye bu alfabeyle yazılan Türkçe metinlerin Latince olduğunu iddia etmek ne kadar saçmaysa, İslami Türk yazısıyla yazılan Türkçe metinlerin Türkçe olmadığını iddia etmekte o kadar saçmadır.

Dillerin sınırları zorlamalarla, yasaklarla, ideolojik demegojilerle  çizilemez . Gençlerimiz Çanakkale şehitlerinin yazdıkları mektupları da, Yunus’un dizelerini de rahatça okuyabilmelidirler.

Gençlerimizi 1928’e kadar yazılan Türkçe metinleri okuyup anlamaktan mahrum etmenin gerekçesi  nedir? Onları bu metinleri okumalarını sağlamak mı gereksiz olacak? İlme ve özellikle de, bin yıllık birikimlerimize bizi ulaştıracak olan bir ilmi araca gereksiz denilebilir mi?

Bütün bu sorularımızın cevabını   İsmet İnönü’nün hatıralarında bulabiliyoruz.

İşte İsmet İnönü'nün ağzından, harf devriminin asıl amacı:"Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi.

Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve **dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.**

(...) Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. (...)  **Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı."**

KAYNAK: İnönü, Hatıralar C.II sayfa223

Bu yazı toplam 999 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim