Türkçenin Şiir Sevdası Devam Ediyor

Türkçenin Şiir Sevdası Devam Ediyor
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) her iki yılda bir Türkçenin Uluslararası şiir şöleni düzenliyor. 27 yıl önce Bursa’da başlayan bu şölenin 13.sü en sonuncusu 13-16 Kasım tarihleri arasında Edirne-Gümülcine-Kırcaali’de icra edildi.

Bu şölenlerin 5.si 2003 yılında Fransa’nın Strazburg kentinde yapılmıştı. Bu şölene katılmış ve bununla ilgili bir değerlendirme yazısı yazmış ve Platform’un Kültür Sanat köçesinde şiirseverle paylaşmıştım. O yazının başlığı şöyle idi:

Türkçe’nin Şiir Sevdası

Evet Türkçe’nin şiir sevdası TYB’nin organizzesi TİKA’nın ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği devam ediyor. Bu sevda 27 yıldan beri pek çok Türkçe konuşulan ülkeyi dolaştı, bu yıl ise serhat şehri Edirne’ye, Balkanla kondu. Şiir ve sevda. Şiir ve Türkçe. Şiir ve şiirseverler. Hepsi birbiriyle bütünleşiyor.

Türkçe şiir dili. Türkçe şiir söylemeye ve yazmaya yatkın bir dil. Şiirsel bir dil değil ama şiiri en güzel ifade eden dillerden biri. En güzel ve ustalıklı şiirlerin yazıldığı bir dil. Ta Türklerin müslüman olmaları öncesinden bugüne kadar bu böyledir. Üstelik bu Türkçenin bütün lehçeleri için geçerlidir. Her ne bugün Türkçenin çok, dağınık ve biraz da birbirinden kopuk pek çok lehçesi olsa da, bazı lehçeler diğeri tarafından anlaşılmasa da yine bu böyledir.

Türkçenin şiir sevdası devam ediyor. Şiirin konularına ve önemine girmeyelim diyeceğim ama değinmekte fayda var. Şüphesiz insanla ilgili her şey şiirin konusudur. İnsana ve hayata dair, varlığa ve ölüme dair ne kadar konu varsa hepsi şiirler de yer alır.

Bu konuların en başında şüphesiz sevda (aşk) gelir. Şiir ve sevda birbirlerine çok yakışıyor. Şiire, türküye, manzumeye dökülmeyen sevdalar yaşayamazlar. Kara sevdalar olsalar bile. Dillerde destan aşk olsalar bile. Zamanında çok bilinen olsalar bile.

Şiir ve aşk, ya da şiir ve sevda… İkisi ne güzel bütünleşiyor. Bu sevdanın rengi, kaameti, adresi, sahibi, azlığı ve çokluğu, sessiz oluşu veya çığlık oluşu hiç farketmez. Şiir onu alır, biçime sokar, şekil verir, söze ve sese, ahenge ve terennüme dönüştürür. Renklendirir, seslendirir, süsler, nakışlar, tezyin eder ve meraklısına sunar.

Sevda çekenler, hayatında bir defa olsa bile âşık olanlar, o şiirle karşılaştıkları zaman “aha bu beni anlatmış” derler. “Aha bu benim duygularıma, âh ve eninlerime, hasret ve hüznüme, heyecan ve vuslatıma parmak basmış”. Beni ve duygularımı söze dökmüş, onları konuşturmuş. Her ne kadar adı şiir olsa da aşkı/sevdayı, âşıkların iç dünyalarında deveran eden çoşkuları veya haylleri hikâye etmiş. Üstelik bunu az söz ile, ahenkli ve vurgulu bir şekilde yapmış” derler.

Destan olan şiir olsa da her şiir destan değildir elbette. Lakin şiirlerde kendini bulanlar, bu ne hâldir, bu ne ustalıkla söylenmiş bir kelâmdır, bu ne ahenkli dizelerdir, adeta destan olmuş, benim sevda maceramı, sevdaya yönelik duygularımı, aşk üzerine düşünüp de dile getiremediklerimi söze dizmiş. İnci gibi, bilezik gibi, söz sahasında gerdanlık gibi.

Aşk olsun o âşık şaire ki aşkı âşık olanlardan öğrenip, aşka âşina olmak isteyenlere, kendi aşkından hereket ederek âşıkâne götürür.

Götürür de ona muhatap olanı, o aka dair şiiri yürekten okuyanı aşk derdine bulaştırır.  Gerçek şair odur ki okuyucusuna aşk derdini, sevda belâsını bulaştırır. Katı yüreklere sevmeyi, aşkı haber verir. Sevgiden kaynaklanan şefkat ve merhameti duyurur.

Zira merhametin, adaletin, iyiliğin, başkasını hesaba katmanın, bölüşmenin, iyi duyguların, ülfet ve muhabbetin, fedakârlığın ve bir dava uğruna yola çıkmanın sevgi ile olacağını haykırır.

Dedik ya şiirin konusu insanla ilgili her şeydir. Şiir ve sevda/aşk ilişkisi için söylediklermizi diğer konularla birlikte düşünebiliriz. Mesela sonbahar, Eylûl, hüzün ve ölüm. Ebeveyn, evlat, ecdat, tabiat, insan, vatan, hayvan, orman sevgisi. Ayrılık (firak), hasret, özlem, gurbet, sürgün. Esaret, zindan, zulüm,  baskı, işkence ve kimliğe müdahele. Dil, gül, din, hayatın güzel yanı ve çiçekler. Ve bunlara öfke, feryat, haykırış ve hayır hayır asla demeyi, acıyı, kederi, yası, ağrıları ve sancıları ekleyebilirsiniz.

Şiir… Hayatın hikâyesi, insanın serüveni, yaşamanın öyküsü…

İnsanın iç dünyası. İnsanın içindeki “sonsuz iniş ve çıkışlardaki” gezintisi. İnsanın hayalleri, rüyaları, kararları ve hisleri. Gözüyle göremediğini, diliyle diyemediğini, düz yazıyla anlatamadığını anlatan sihirli söz.

Bazen de uyuyanları uyandıran sihirli değnek.

Bazen masalları hakikat diye sunan gözboyacı.

Bazen öfkeleri kabartan, yiğitlik duygularını coşturan,  bazen çağlayanlardaki sesi taklit eden, bazen dalgalarla yarışan bir acayuip mahluk.

Şiir, bazen haddini aşar. Haddini aşar da yıldızları yakalamayı, Güneşi tutmayı, gökkuşanın altından geçmeyi dener.

Şiir, bazen dil döker, yalvarır, davet eder, tatlı dil kullanır, yılanı deliğinden çıkarmaya çalışır. Şiir bazen coşar, öfkeleri kabartır, kahramanlık duygularını harekete geçirir, haykırır, haykırmak isteyenlere söz ve dil olur. Bu yüzden şair;

“Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” demiş.

İşte şiirin temaları, işte şiirin arkadaşları, Ya da şiire can ve kan veren, hayat ve canlılık veren, şiirin doğmasına vesile olan imkanlar. Şiir insanı ve hayatı anlatıyorsa, insanın iç dünyasını ifade edebiliyorsa, insanla ilgili şeyleri az ve öz sözle, etkileyici bir tarzda anlatabiliyorsa, o şiir olmuştur. Böyle şiirlerde okuyucu kendini bulur.  

Konumuz şiirin öneimin veya güzelliklerini anlatmak değil. Ancak Türkçenin 13. Uluslararası Şiir Şöleni hakkında yazarken bunlar aklıma geldi. Biraz uzun ama TESBİHİNİ ARIYAN KEHRİBÂR adlı şiir kitabıma yazdığım önsözü kısaltarak buraya alıyorum.    

İnsan sadece aklıyla değil, ütün yönleriyle ve duygularıyla da insandır.

Modern hayat tarzının sebep olduğu hızlı yaşayış, bazen insanın öteki boyutunu unutturuyor. Bedeni ve aklıyla her gün faaliyette olan insan, çoğu zaman kalbiyle ve duygularıyla başbaşa kalamıyor. İnsan böyle bir hayatta sık sık kendini unutur. Kendini unutan kişi elbette ötekileri de unutur.

Bu ise insan için bir tükeniştir, eriyiştir, hiçliğe dönüştür.

Halbuki insan tek başına bir değerdir. Bu değerin tükenmemesi için maddi kalıplardan, aklın ürünü olan alanlardan, kazanma ve harcama sahasına hapsedilmiş yaşama anlayışından biraz uzaklaşması gerekir. Bazen iç dünyasına dönmesi, vicdanının sesini, kalbininin iniltilerini dinlemesi gerekir. Hep görünben şeylerle meşgul olan, ama bu arada yüreğini devre dışı bırakan, aklına da zarar verir, hayatına da.

İşte şiir bu anlamda yürek için bir soluk, bir nefes, bir bahar esintisi gibidir. Şiir, yorgun bedenlerve ruhlar için bir mesire zamanıdır.

Şair bir çok şeyi kelimelere, mısralara, kıtalara döker, ‘işte dilimin ucunda da diyemiyorum’ dediklerinizi bir çırpıda, bir kaç söz ile özetleyiverir. Siz bunu duyunca/okuyunca “böyle demek istemiştim” dersiniz. Aynı duyguyla sarsılır, aynı müjde ile sevinir, aynı hayal ile uzaklara gider, aynı öfke ile haykırırsınız.  

Şiirin dillendirdiği insanın iç dünyası sınırsızdır. Şiir o dünyaya açılan bir kapı, bir aralık, bir menfez gibidir. Şiir, insanın iç âleminde gezen seyyahtır. Gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini, anladıklarını söze döker. Şiir okuyan da şiirde kendinden bir parça bulur, duygularına bir cevapla karşılaşırsa, beklentilerine bir yankı bulursa işte bu şiir olmuştur.

Şiir, öyle kolay kolay vazgeçilecek, hafife alınacak bir şey değildir. O, bazılarının zannettiği gibi sarayların geleneksel eğlencesi, eşraf takımının entel görünme sevdası, okumuşların –eh biraz da şair takılalım- cinsinden takıntıları da değildir.

         Şiir, bir anlık sevda, geçici heves, ilk gençlik yıllarını anlatan sulu gözlü aşk hikâyelerinin vasıtası, şairlikte biraz da başkalık vardır deyu şairliğe kalkışanların lâf kalabalığı, boş adamların âvare işi, tatil günlerinin değerlendirmesi hiç değildir.

Zira şiir kalbin haklı iniltisi, tatlı çığlığı, konuşan dili, “beni böyle anla” diyen ifadesi, aşka, güzelliğe, duyguya, estetiğe, mâverâ’ya çağrısıdır.

Şiir eşyanın öteki yüzüne bir merak, kalbin öteki hayatına bir tercüman ve bir dil, hayatın farklı yönlerine bir seyahattir.

Şiir her ne kadar şairin dili, sesi, vicdanı, duyguları, hayalleri, arzuları olsa da, bazen da milletinin lisanıdır. Hem milletinin lisanını yaşatır, dilini zenginleştirir, hem de milletine ait değerleri ifade eder, savunur, adeta haykırır. İstiklâl marşı bunun en güzel örneklerinden biridir.  

Şair de, ‘bunu ebem de yapar’ cinsinden söz söyleyen, yazı yazan biri değil; insanı, hayatı ve kâinatı keşfe çıkan, başı ötelerle dertte olan, bir ömür boyu arayışa çıkan bir yolcudur.

O, insanın inişli çıkışlı iç dünyasında yaşadıklarını, tanıdıklarını, hissettiklerini usta bir sanatkârın titizliği ile, özene bezene, güzel ve akıcı bir dille, kısa ve özlü olarak, sözü-dili-duyguları, hatta fikirleri ve gözlemleri tezyin edip sunandır.

O “insan bu; meçhul” denen varlığı anlamaya va anlatmaya çalışan bir bilgedir.

Şair “şiirin bir kısmı hikmettir” sırrını keşfe çıkan kâşif, “sözün bir kısmı sihir gibi etkileyicidir” gerçeğini insanın lehine kullanan söz ustasıdır.

İşte TYB her iki yılda bir Türkçe yazan şairlerin bir kısmını bir şölen ve güzel bir organize ile biraraya getiriyor. Buluşturuyor, tanışmalara, kültür alışverişlerine, Türkçe lehçelerin yakınlaşmasına, tanışıp kardaş olmaya, duyguları paylaşmaya, esaret altında olan kardeşilerin durumundan haberdar olmaya vesile oluyor. Şiirin yaşatılmasına, dilin şiirle gelişmesine, Türkçe konuşan bir dünyaya açılmaya yardımcı oluyor.

Şüphesiz 27 yıllık bu serüven takdir edilmeye, alkışlanmaya değer.

Türkçenin şiir sevdası 1992 yılında Bursa’dan yola çıktı. Sonra Almatı/Kazankistan’a, Aşkabad/Türkmenistan’a, Girne/Kıbrıs’a, Strazburg/Fransa’ya, Kırım/Ukrayna’ya, Üsküp/Kuzey Mekadonya’ya, Bakü/Azerbeycan’a, Prizren/Kosova’ya, Bişkek/Kırgızistan’a, Türkistan/Kazakistan’a uğradı. Bu yıl da Edirne, Gümülcine-İşkece ve Kırcaali’de misafir oldu. Canlandı, göverdi, dal budak saldı. Dünyanın her tarafındanTürkçe yazan şairleri bir araya getirdi. Şiiri, edebiyatı, şiirle yoğrulan dili yaşatmak için...

Şölen boyunca özellikle şölenin yapıldığı yerin meşhur şairleri veya diğer meşhur yazar ve şairler adına şiir fasılları yapılıyor. Mesela, 13. Şölen’de Neşâtî Dede, Yahya Kemal Bey, Hayâlî Bey, Nef’î, Sehend, Mehmed Âkif, Hasan Sezâî, Edirneli Nazmî, Mimar Sinan şiir fasılları yapıldı.

Geleneksel olarak her şölende katılıanlar şairler katılım beratı veriliyor. Yine her şölende şiire hizmet etmiş şairlere, yine meşhur birisi adına Büyük Ödül veriliyor.

Yine bazen şiir atölyeleri yapılıyor. Açılış ve selamlama konuşmalarının yanında şölenin ve türk şiirinin serüveni hakkında, şöleninn yapıldığı ülkenin şiiri ve şairleri hakkında konuşmalar yapılıyor.

Edirne’yi tekrar görmemize, Balkanlarda atayadiğârı iki şehri ziyaret etmemize sebep olan, bize unutulmaz şiir fasılları sunan, şairlerle tanışmamıza ve yoğun bir şiir atmosferi ve sevdası yaşatan TYB’ne, emeği geçenlere, ev sahiplerine ve bilhassa uzaktan ve yakından gelen Türkçe yazan güzide şairlere  teşekkür ediyorum.

Türkçenin şiir sevdası devam ediyor, devam etmeli...

 

Hüseyin K. Ece

19.11.2019

Zaandam

 

Bu haber toplam 121 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim