• İstanbul 22 °C
  • Ankara 22 °C

Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı çıktı

Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı çıktı
Türkiye Yazarlar Birliği'nin 1984'den hazırladığı Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı'nın 30. su - Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı 2017 - çıktı

Türkiye, tarihinin en ağır yıllarından birini yaşadı. 15 Temmuz “doğrudan” bir işgal girişimiydi. Bitmek bilmeyen terör olayları katliam boyutlarına ulaştı. Parklarda, kalabalık caddelerde, cami civarlarında, havaalanı girişlerinde bomba patlattılar. Terör örgütleri Türkiye’deki eylemlerini sıraya koydu. Bir hafta biri, bir hafta diğeri eylem yaptı. Pakistan’da hastanede, lunaparkta, Irak’ta çarşıda, pazarda, kahvehanede bomba patlattılar. Medine’de Mescid-i Nebevi’nin yakınlarında meydana gelen bombalı saldırıda 6 kişi hayatını kaybetti. Dünyayı terörle yönetmeye alışanlar, terörle dize getiremedikleri ülkelerde gerçekleştirdikleri darbelerle egemenliklerini sürdürdüler. ABD Temsilciler Meclisi 23 Şubat 2016’da Müslüman Kardeşlerin bir terör örgütü olduğunu onayladı. Oysa Müslüman Kardeşler bir terör örgütü değil. Bunu bütün dünya biliyor. Mısır “Arap Dünyası”nda güçlü bir ülkeye dönüşmesin, İslâm doğrultusu kazanmasın diye askerî bir darbeye maruz kaldı. Başkanı hapse atıldı. İdamla yargılanıyor. 2016’da dünyanın her yerinde patlayan bombalar güvenli bir ülke kalmadığını gösterdi. Terör, “dünya sisteminin lordları” tarafından en temel yönetim biçimine dönüştü.

Türkiye, 2016’da asra bedel günler, peş peşe gelen bitmek bilmeyen acılar yaşadı. Neredeyse her biri bir yılı kaplayacak sorunlardan oluşan “yıllarını” bir yıl içinde yaşadı. Terör, darbe girişimi, etrafımızdaki savaş, Suriye’ye müdahale, başbakan değişikliği, başkanlık tartışmaları, kredi derecelendirme kuruluşlarının ekonomiyi çökertme çabaları, mülteci sorunu, OHAL ilanı… Hepsini Türkiye aynı anda, bir arada göğüsledi. 2016 Türkiye’nin özünde yatan büyük dinamizminin açığa çıkmaya başladığı bir yıl oldu. Katliam boyutuna ulaşan terör olaylarının, darbe girişiminin içinde Türkiye hem yönetim biçiminde ciddi bir değişiklik çabasını hayata geçirdi, hem bir ülkeye savaş açtı.

Türkiye’nin özünde yatan büyük dinamizm açığa çıkmaya başladı; çünkü millet tarihinde ilk defa askerî bir darbeyi adresine iade etti. Millet, darbe gecesi bu memlekette gerçek öznenin kendisi olduğunu gösterdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu tarafa, uluslararası yaptırımları uygulama kurumu niteliğindeki iktidar aygıtını “kontrol” etti. Bu kontrolün yansımaları hesaplanabilir, öngörülebilir tahminlere dönüştükçe Türkiye’ye yönelik uluslararası saldırı şiddetlendi. Türkiye bu saldırıları sistemini referanduma götürerek cevapladı.

Türkiye geçiş dönemi olgusundan bir türlü kurtulamıyor. Tanzimat’tan bu tarafa yaşanan en temel sorun budur. Tanzimat’tan bu tarafa yaşadıklarımız yerini bulamamış bir adamın yaşadıklarına benzemektedir. Türkiye sürekli öyle bir noktada tutuluyor ki tecrübe etmesine, tecrübeyi tatmasına fırsat verilmiyor. Hayatın kendini sürekli yenilemesi tarihî arka plânımıza dönüşen varoluş kaygımızı baskılamakta, bu baskı bizi sürekli arayışa, yenilik yapmaya, değişime mecbur etmektedir. Bu mecburiyet insanımızda ve toplumumuzda savrulmalara yol açmaktadır. Değerlerimiz hızla aşınmaktadır. Türkiye’de gelenek, ayrıntılarını kaybediyor. Ayrıntıları kaybettikçe silikleşiyor. Ona karakterini veren özle bağını koparıyor. Sürekli geçmişinden koparak yaşayan insanlar, toplumlar hayatiyetini sürdüremez. Varlığımızın şartı sağlam adamdır. Bu adamı ortaya çıkaracak yol, yordam, eğitim, öğretim neyse kurtuluşumuz odur. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu husus budur.

Şiirde aşamadığımız sorun yenilik meselesidir. Günümüz şiiri buna yenilik algısını da eklemiştir. Bir taraftan yenilik iddiaları gittikçe zayıflıyor; ama şiir üretimi gittikçe çoğalıyor. Bu çoğalma şiiri herkesin yazabileceği kolay bir metne dönüştürüyor. Ufak bir dokunuşla mani düzme alanına geçebilecek kolay metinler sağlam şiirin yerine yeni bir şiir türü inşa etmeye başladı. Diğer taraftan yenilik iddiaları, şiiri, yaşanan hayat ve yaşayan insan karşısında geçersizleştiren sanal dünyalara indirgiyor. Bu durumdan çıkışın şartı edebiyat dergileridir. Edebiyat dergileri özellikle şiirde çıtayı yüksek tutmak zorundadır. Şiir edebiyat dergilerinde yaşayan bir sanattır. Hatta dergiler şiir kitaplarının vazgeçilmez şartıdır; dergi yoksa kitap da yoktur. Gerçekte şiir, kitaplarla değil, dergilerle yaşar. Dolayısıyla dergiler, özellikle şiir bahsinde, bir metnin şiir sayılması için gerekli şartlar çerçevesinde kendilerini gözden geçirmeli, yüksek kaliteyi esas almalıdır. Bunu kendi içinde gözeten şair kendisi adına bir başarı kazanır, bunu gözeten dergi doğrudan ortamı etkiler. Bizim böylesi dergilerle biçimlenen bir şiir ortamına ihtiyacımız var.

Şiir eleştirisinde sürekli negatif eleştiriden giden bir damar vardır. Eleştirinin sorgulayıcı yapısı çoğu zaman olumlu gelişmeleri değerlendirmeyi geciktirir. Sürekli negatif eleştiri bir yetersizlik göstergesidir. Eleştirinin büyük amacı işin doğru yapılmasını sağlamaktır. Zeynep Arkan yıl içinde yayımlanan edebiyat dergilerini izleyerek getirdiği eleştirinin yanına olumlu örnekleri de koydu. 2016’nın başarılı şiir örneklerinden bir seçki yaptı. Alptuğ Topaktaş, Aykut Ertuğrul, Dilara Coşkun, İbrahim Eryiğit, İrfan Dağ, Orhan Gazi Gökçe, Şafak Çelik, Selçuk Küpçük yıl boyunca izledikleri dergileri yazdılar.

Prof. Dr. Alaattin Karaca, romanımızın popüler edebiyata teslim olduğunu, edebiyat kalitesinden uzaklaştığını, ölçütünü, göre’sini kaybettiğini belirten değerlendirmesinde günümüz romanının bir toplumu yaşatan değerler, sorunlar, meseleler etrafında kurulmadığını, dil oyunlarıyla sınırlı, metni oyun aracına dönüştüren bir anlayışla yazıldığını, bunun da romanın içini boşalttığını ileri sürdü.

Necip Tosun, 2016’da hikâyemizin durumunu, edebiyatta yaşanan gelişmeleri edebiyat ve popüler edebiyat ayrımı üzerinden değerlendirdi. Hikâyede, popüler edebiyat yerine doğrudan edebiyatı seçen, edebi bir kıymete sahip eserleri gündemine aldı. Bir “çilekeş” gibi kozasını örmeyi tercih eden sanatçıların eserlerini değerlendirdi.

Müzik bölümünde Nebahat Konu Yılmaz, yaşanan terör olayları karşısında müziğin konumunu tespite çalıştı. Hayat ve sanat arasındaki bağın koptuğunu ileri sürdü. Başta terör olayları olmak üzere toplumu derinlemesine etkileyen olayların sanata yansımamasının sebeplerinin araştırılması gerektiğini belirtti. Roman değerlendirmemizde İbrahim Ulvi Yavuz, hikâye değerlendirmemizde Necip Tosun, müzik değerlendirmemizde Nebahat Konu Yılmaz yıl içinde yayımlanan kitapların, dergilerin, gerçekleştirilen etkinliklerin, verilen ödüllerin kaydını tuttu.

Gülcan Tezcan, sinema bölümünde, gişe ve dağıtım sorunlarına yoğunlaştığı yazısında gişeye endeksli sinemayı eleştirdi. Yıl boyunca çekilen filmleri, gerçekleştirilen festivalleri, ödülleri listeledi. Kültür Bakanlığının teşviklerini, Türk filmlerinin gişe başarılarını öne çıkardı. Sanatın hayat, siyaset, toplum karşısındaki durumunu “Sinemanın 15 Temmuz’la imtihanı” üzerinden yorumladı.

İdris Ekinci, Türkiye’de yazılması en zor bölümlerden birisi olan eleştiriyi yıl boyunca sizler için izledi. Nadir kitap statüsündeki eleştiri kitaplarımızı değerlendirdi. Edebiyat ve eleştiri arasındaki etkileşimin önemine dikkat çekti.

İbrahim Demirci her yıl dilimizin serüvenini bir yönüyle anlatmaya devam ediyor. Bu yıl devlet kurumlarının Türkçesini ele aldı. Bu alanda yaşanan özensizlikleri gündemimize taşımaya çalıştı. “Devlet Kurumlarında Türkçe” başlıklı yazısını okuduktan sonra TRT’yi, TDK’yı, ÖSYM’yi, LYS’yi, YGS’yi bir kez daha düşünmeniz gerekecek.

Hüseyin Akın edebiyatın; son derece iyi özümsenmiş bir edebiyatın sonucu olarak tezahür edebilecek deneme alanında yaşanan gelişmeleri yazdı. Zor ve geniş bir alanı kaplayan denemeyi sorunları, örnekleri ve yıl içinde yayımlanan kitaplarıyla sizler için bir araya getirdi. Nesillerin Mirası başlıklı bölümümüzde de yaşayan değerlerimizden Osman Akkuşak ile zevkli bir söyleşi gerçekleştirdi.

Ekonomimiz başta terör olayları ve darbe girişimi olmak üzere birçok riskle karşı karşıya kaldı. Yaşanan her olumsuz gelişmenin faturası ekonomiye çıktı. Temmuz ayında yaşanan darbe girişiminden sonra ekonomimiz 2009’dan bu yana ilk defa bir küçülme yaşadı. Prof. Dr. Murat Yülek ekonomideki gelişmeleri akıcı, açık, anlaşılır bir dille yıllığımız için kaleme aldı.

Ercan Yıldırım siyaset değerlendirmesinde bütün yılın analizini yaptı. “Türkiye ipe gitti ipten döndü” diyerek başladığı yazısında bilgi birikiminin ne işe yaradığını gösterdi. Yazısında ekonominin, siyasetin, devletlerin kimler tarafından nasıl yönetildiğini, tarihsel bir perspektif ışığında, dünyanın gidişatını esas alarak derinlemesine kavrayış önerisi yaptı. Bu öneriyi ciddiye almadan hayatın sıradanlığını bombalayan yeni savaşları anlayamayacağız.

İslâm Dünyasının geniş bir özetini yapan Ahmet Varol’un yazısı hepimiz için ayrı ayrı bir otokritik niteliğinde. İnsan İslâm dünyasındaki gelişmeler karşısında ancak insanlığından utanıyor. Dünyamız zulüm, işkence, hapis, ardı arkası kesilmeyen katliamlar, çocukların yaşadığı büyük korkular, kadınların kızların asker postalı, terörist dipçiği altında payimal olan namusları karşısında insan insanlığından utanıyor. İran’dan kalkan uçaklar, göstermelik ateşkesler, insanlık dışı ortamlarda açlık içinde yaşamaya çalışan insanları ırkçılığın, faşizmin nesnesi hâline dönüştüren zihniyetler karşısında insan insanlığından utanıyor.

Ali Özgün Öztürk’ün hazırladığı Türk Dünyası bölümleri arka plânda büyük bir emeğin ürünü. Başta siyaset, edebiyat, sanat başlıkları olmak üzere birçok alanda Türk dünyasını takip eden Öztürk çağdaş bir vakanüvis örneği sergiliyor. Türk dünyasında yaşanan gelişmeleri arşivlik değeri taşıyan yazılarıyla yıllığa aktarmaya devam ediyor.

Tacettin Ural basındaki gelişmeleri 2016’nın önemli olaylarına verilen tepkiler ışığında değerlendirdi. Ahmet Şenol halk kültürünü, folklorun önemini anlattı. İbrahim Ulvi Yavuz, Olaylar ve İnsanlar başlıklı bölümümüzde yılın kronolojisini çıkarmaya devam etti. Yıl boyunca yaşanan dikkat çekici bütün gelişmeler, kaybettiğimiz sanatçılar, bilim adamları, siyasetçiler, kurulan / kapanan partiler, yayına başlayan gazeteler, dergiler yıllığın aktüel tarih eki niteliğindeki bölümümüzde yerini aldı.

Biz yıllardır sabırla inandığımız bir yolda yürümeye devam ediyoruz.

Vuslat önemli değil demeyeceğiz. Bu yolun elbet biteceğini biliyoruz.

 

Osman Özbahçe

Bu haber toplam 1964 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim