• İstanbul 16 °C
  • Ankara 16 °C

Türkiye-Rusya İlişkilerinde Dağlık Karabağ Sorunu

Türkiye-Rusya İlişkilerinde Dağlık Karabağ Sorunu
Türkiye-Rusya İlişkilerinde Dağlık Karabağ Sorunu: Çözüm Yolunda Engeller ve Öngörüler

Türkiye-Rusya İlişkilerinde Dağlık Karabağ Sorunu: Çözüm Yolunda Engeller ve Öngörüler

 

Nagorno-Karabakh Conflict in Turkey-Russia Relations: Obstacles To Resolution, Analysis Of Use Of Force, Forward-Looking Predictions

 

 

 

Emin ŞIHALİYEV*-Beşir MUSTAFAYEV **

                                                                

 

Öz

Ermenistan-Azerbaycan, Dağlık Karabağ İhtilafı, Güney Kafkasya'da güvenlik ve istikrarın önündeki en büyük engellerden biridir. Ermenistan-Azerbaycan çatışması yirmi yıl önce başlamasına rağmen bu çatışmanın hâlline yönelik henüz bir çözüme varılamamış ve yakın bir gelecekte de varılması beklenmiyor. Bu zamana kadar iki taraf arasında, sözüm yolunda bir barış gerçekleşememiştir. Sorunun çözümü diğer devletlere emanet edilmiş ve süreç AGİT Minsk Grubu tarafından yürütülmektedir. Başarısız barış görüşmeleri sonucunda, Azerbaycan’ın işgâl edilen topraklarını geri almak amacıyla askerî güç kullanması, kaçınılmaz gözükmektedir. Bakü, enerjiden elde ettiği gelir sayesinde, düzenli olarak askerî harcamalarını artırmaktadır. Azerbaycan'ın ekonomik ve askeri olarak güçlenmesi bölgedeki güç dengesini değiştirmektedir. Azerbaycan tarafı bu noktada Rusya’yı en önemli faktör olarak hesaba katılmalıdır. Bu makalede sorunun çözümüne yönelik Azerbaycan'ın stratejik vizyonunu açıklanmaktadır.

                Anahtar Kelimeler: Ermenistan-Azerbaycan Çatışması, Rusya, Batılı Güçler, AGİT Minsk Grubu, Dağlık Karabağ, Türkiye.

   

Abstract

Armenia-Azerbaijan, Nagorno-Karabakh conflict is one of the greatest obstacles to security and stability in the South Caucasus. Despite the fact that the Armenia-Azerbaijan conflict started twenty years ago there is no resolution for this conflict and the one is not expected in the near future. There has not been commitment to peace between two sides and the solution for this problem has been entrusted to the states and the process is accelerated by the OSCE Minsk Group. Azerbaijan is not satisfied with the current status quo. As a result of failed peace talks, Azerbaijan has been emphasizing of using military force in order to seize occupied territories. Thanks to the income from the energy, Baku increases its military spending on a regular basis. Economic and military strengthening of Azerbaijan changes the balance of power in the region. At this point the most important factor to take into account for Azerbaijan is Russia. The current article describes Azerbaijan’s strategic vision for conflict resolution.

                Keywords: The Armenia-Azerbaijan conflict, Russia, Western Powers, OSCE Minsk Group, Nagorno-Karabakh, Turkey.

                                                                                                                                                                                         

Giriş

Yaklaşık 1988 yılından itibaren çözüm yolları çıkmaza giren Ermenistan-Azerbaycan çatışması, ne zaman çözüme kavuşacağı konusunda belirsizliğini hâlen korumaktadır. Öncelikle her iki ülkede karşılıklı olarak birbirilerine asla bir araya gelemeyecek düşman gözüyle bakılmaktadır. Bu da her şeyden önce tarafların Dağlık Karabağ’a diğer tarafın kendisinden sonra geldiğini ve bu topraklar üzerinde kendi varlığının meşru olduğunu iddia etmeleri ile ilgilidir.[1] Böyle bir durumda, çatışan taraflar arasında uzlaşmanın mümkün olamayacağı kanaati oluşmuştur. 1994’den beri ateşkes sağlansa da Kuzey Azerbaycan’a bağlı toprakların %20’si işgâl altındadır. Ateşkesin ilanından sonra soruna AGİT’in Minsk Grubu’nun girişimiyle çözüm bulunma çabalarına hız verilse de uzun süredir devam eden barış görüşmeleri de beklentileri karşılayamamakta ve hiçbir sonuç vermemektedir. Çatışmanın çözüm yollarının doğru belirlenmesi için öncelikle onun başlanma sebeplerini ve sonuçlarını objektif olarak değerlendirmek gerekiyor. Ermenistan’ın izahına göre çatışma, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin (self determination) kendi kaderlerini tayin etme isteği ve bu isteğin Azerbaycan tarafından güç uygulanması ile önünün kesilmesine gösterilen çalışmalar sonucu ortaya çıkmıştır.[2] Ermenistan, Dağlık Karabağ Ermenilerini desteklemek amacıyla çatışmaya girmiş ve sonuçta “status-quo” oluşmuştur.

Azerbaycan tarafı ise çatışmayı Ermenistan’ın “Hai-Taht” doktrininin, “Büyük Ermenistan” ideolojisinin ve işgâlci politikasının sonucu olarak değerlendirmektedir.[3] AGİT’in Minsk Grubu eşbaşkanları 1994’den itibaren devam eden barış görüşmelerinde uzlaşmanın sağlanmasına çalışsalar da (?) hiçbir ilerleme kat edememişlerdir. Çünkü önerileri ya çatışan taraflarca kabul görmüyor ya da taraflardan biri önerilere sıcak baksa da diğer taraf, kendisi açısından tamamen olumsuz karşılıyor. Minsk Grubu tarafından ileri sürülen üç teklif şöyledir: Temmuz 1997’de sunulan “paket çözüm”, Aralık 1997’de sunulan “aşamalı çözüm”, Kasım 1998’de ise sunulan “ortak devlet” önerisi. Önerilerin ilk ikisi Ermenistan, sonuncusu ise Azerbaycan tarafından reddedilmiştir. Bu tekliflerden başka 29 Kasım 2007’de İspanya’nın başkenti Madrid’de Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları ile AGİT’in Minsk Grubu eşbaşkanları arasında gerçekleşen görüşmede, daha sonraları “Madrid İlkeleri” adı ile bilinecek sorunun çözümü için yeni bir yol çizilmiştir.[4] Sorunun çözümüne yönelik diğer bir adım da Kasım 2008’de imzalanan Moskova Deklarasyonu’dur. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan arasında imzalanan deklarasyon, sorunun uluslararası hukuk çerçevesinde barışçı yollarla çözülmesine vurgu yapmaktadır. Madrid İlkeleri, Ermeni güçlerin Dağlık Karabağ’ın dışında işgâl ettikleri bölgelerden çekilmesini ve sonra Karabağ’da referanduma gidecek bir sürecin başlamasını içeriyordu. Ermenistan, Madrid İlkeleri’ni kabul etmemiştir.[5] O, Dağlık Karabağ’ın statüsü belirlenmeden işgâl altında tuttuğu 5 bölgeyi (bir kaç yıl sonra ise diğer iki bölgeyi) boşaltmamakta ısrarlıdır. Ermenistan’ın düşüncesine göre şayet ordu 5 bölgeden çekilirse askerî ve jeopolitik bakımdan elverişsiz duruma düşecek; Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığı tehlikeye girecek; Ermeniler, savaş hattında bulunan savunma sistemini ortadan kaldırınca, yani 5 bölgeyi geri iade edince Azerbaycan askeri bakımdan avantajlı, Ermenistan ise zayıf ve dezavantajlı duruma gelecektir. Bu sebepten Ermenistan işgâl ettiği bölgelerden çekilmemektedir. Ermenistan tarafı çözümün yalnız Karabağ’a bağımsız devlet statüsü verilirse mümkün olabileceğini dile getirirken, Azerbaycan tarafı Karabağ’a bir otonomi hakkı verilmesinin ötesinde bir çözümün olamayacağını vurgulamaktadır.[6]

Ermenistan’ın ilk aşamada öncelikle Dağlık Karabağ’ın statüsünün belirlenmesi yönünde talepte bulunması, uluslararası hukuka aykırıdır. Bu statü, yalnız işgâl gerçeği kalktıktan sonra belirlenebilir. Görünen o ki çatışma ile ilgili haklı veya haksız tarafın belirlenmesi konusunda, devletlerin ve uluslararası kurumların tutumu gerçekçi değil. Süreç içerisinde işgâlin sona erdirilmesine yönelik bazı BM Güvenlik Konseyi kararları alınmıştır. Bunlar: 822 sayılı 30 Nisan 1993 tarihli, 853 sayılı 29 Temmuz 1993 tarihli, 874 sayılı 14 Ekim 1993 tarihli ve 884 sayılı 11 Kasım 1993 tarihli kararlardır. Bu kararlarda işgâlici güçlerin işgâl edilen bölgelerden çekilmesi talep edilse de işgâle uğrayan ve işgâlci devletlerin isimleri belirtilmemiş; karar yürürlüğe girse de işgâlci taraf bu kararları ihlâl etmiştir.[7]

BM Genel Kurulu’nda 14 Mart 2008’de alınan karar ise konu ile ilgili son dönemlerdeki en önemli karardır. 39 lehte, 7 karşı oy ile alınan karar Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapmakta ve Ermeni kuvvetlerin işgâl altındaki topraklardan çekilmesini istemektedir. Karar, ayrıca, yerinden edilen nüfusun geri dönme hakkını da içermektedir. 14 Mart 2008’de BMT Genel Konseyi’nin 62. oturum çerçevesinde düzenlenen toplantısında, Konsey’in talepte bulunduğu “Ermeni güçlerinin kayıtsız, şartsız işgâl edilmiş Azerbaycan topraklarını derhal terk etmeleri” ile ilgili 2. maddesi oylamaya sunulurken AGİT’in Minsk Grubu eşbaşkanları olan Rusya, ABD ve Fransa’nın karşı oy kullanmaları ve bu kararın yürürlüğe girmesine tepki göstermeleri ise Azerbaycan’da Minsk Grubu’na olan güveni sarsmıştır. Eğer bu madde yerine getirilmiş olsaydı, çatışma tamamen çözüme kavuşmuş olacaktı. Fakat bu çözümü engelleyen Minsk Grubu’nun eşbaşkanları (Rusya, ABD ve Fransa) şöyle bir iddia ortaya atarak, kararın Ermenistan’ın da rızasının alınmasıyla yürürlüğe girebeleceğini belirterek, dengeli toprak bütünlüğü tekliflerini öne sürdüler.

Halbuki uluslararası hukukta, dengeli toprak bütünlüğü terimine rastlanmamaktadır. Dolayısı ile Batı devletlerinin çatışmanın çözümüne bağlı yaptıkları girişimler sonuç vermemektedir. Aslında bu girişimlerin sonuç vermemesinin asıl nedeni, bu devletlerin politiklalarının belirsiz olmasından kaynaklanmaktadır. ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve diğer Batı devletleri Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanısalar da Ermenistan’ın işgâlci devlet olduğunu kabul ve işgâl ettiği topraklardan çıkmasını talep etmemekte; bilakis çatışan tarafların bizzat kendi aralarında uzlaşmalarını daha gerçekçi bulmakta ve soruna AGİT’in Minsk Grubu çerçevesinde yaklaşmaktadırlar. Eğer sorunu çatışan taraflar kendileri çözeceklerse, AGİT’in Minsk Grubu’nun hangi görevi yerine getirdiği anlaşılabilmiş değildir.

Batı devletleri, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanımalarını beyan etmelerine rağmen Ermenistan’ın işgâlci politikasına, dolayısı ile Ermenistan-Azerbaycan çatışmasına yaklaşımları, AGİT’in Minsk Grubu çerçevesinde değerlendirilmektedir. Avrupa devletlerinin ve özellikle Minsk Grubu’nun diğer Batılı eşbaşkanları olan ABD ve Fransa’nın kararsızlığı, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına tepkileri (Mart 2008) Batı’nın çifte standartlar siyasetini ortaya koymaktadır ki bu yaklaşımın perde arkasında, hiç kuşkusuz köklü sebepler bulunmaktadır. “Ermeni faktörü”nün Rusya’nın politik olmakla birlikte, ekonomik açıdan da hem bölge devletlerine hem de ilgili devletlere yönelik baskı aracı olduğu bir gerçektir. Rusya, yukarıda da belirttiğimiz gibi Ermenistan’ı, Türkiye’nin, ABD, NATO ve Avrupa Birliği’nin Kafkasya politikasına karşı denge unsuru olarak kullanmakta; Ermenistan sayesinde Kafkasya’daki politik ve askerî varlığını koruyarak, bölgede konuşlandırdığı üslerle Azerbaycan’ı ve Gürcistan’ı kontrol altında tutmakta ve bu sayede, kendisine yönelik güneyden yapılabilecek müdahaleler karşısında gereken önlemleri almaktadır. Diğer bir taraftan Rusya, Kafkasya’daki devletlere geçmiş eyaletleri olarak bakmakta; dolayısı ile Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve bu devletin enerji projelerinde varlığını hazmedememekte ve bu suretle Azerbaycan’a acı bir ders vermek için Ermenistan’ı korumakta ve silahlandırmaktadır. Bu açıdan, Azerbaycan karşısında Ermenistan’ın Rusya tarafından desteklenmesi anlaşılabilir. Fakat Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında Batı’nın kararsızlığı ve Ermenistan’ın işgâl ettiği Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi ile ilgili BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına tepkileri, Batı’nın anlaşılmayan politikasını ortaya koymaktadır. Ermenistan-Azerbaycan çatışması, yerel bir çatışma olarak değerlendirilirse Batı’nın çifte standart siyaseti ve kararszılığı anlaşılmayabilir; fakat küresel bir çapta bakılırsa gerçek sebepler ortaya çıkar. Öte yandan bu süreçte Türkiye faktörü ve Türkiye’nin varlığı neredeyse yok denecek seviyededir. Özellikle son günlerde Türkiye-Rusya arasında yaşanan münakaşa ortamı ve içerideki terör sorunları Türkiye’yi bu konuda daha da etkisiz hâle getirmektedir.

 

1. Türkiye-Rusya İlişkilerinde Ermenistan-Azerbaycan, Karabağ Sorunu

9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı çöktü. Hem Avrupa için hem de diğer pek çok ülke için bu olay komünizmin ve XX. yüzyılın sonunu belirtiyordu. Fakat Rusya için XX. yüzyıl, henüz 1989’da kapanmıyordu ve birdenbire de son bulmayacaktı. Son yıllarda yaşananlara bakılırsa Rusya’nın dünya sahnesine yeniden geri döndüğüne şahit olmaktayız. Bu geri dönüş, kuşkusuz Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası olacaktır. Oysa bu ilişkilerin başlanğıcını, Çarlık ve eski Sovyetler Birliği-Türkiye ilişkileri, gelenekçi gerçekçi kuramın yansıması olarak, iktisadî, siyasî ve güvenlik yönününden ele alınmalıdır.[8] Rusya ile enerji hatları rekabetinde Türkiye-Azerbaycan-ABD işbirliğinin yeri ve öneminin ortaya konması önem arzetmektedir. Enerji nakli Türkiye ve Rusya’nın rekabetine yolaçtı. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte Hazar petrollerinin işletilmesi ve nakli, uluslararası şirketlere açıldı. Türkiye, 1995’e kadar boru hatları meselesinde Batı’dan Rusya’ya karşı destek alamadı. 1995 ve sonrasında ABD’li şirketlerin gayretleriyle ABD yönetiminin desteği alındı. ABD yönetimi, şirketlerin çıkarları için Kafkasya’ya ilgisini arttırdı. Uluslararası şirketler iktisadî kazanç peşinde iken Türkiye, boru hatlarından iktisadî kazançtan çok, siyasî yarar bekledi. Dağlık Karabağ Sorunu nedeni ile Rusya-Türkiye arasında askerî çatışma olasılığının arttığı 1993’te Rusya, nükleer silah kullanma tehdidinde bulundu. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Talbott, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi’nde, Rusya’nın kendi yakın çevresindeki, güvenlik, çatışma alanları ve diğer konularda kazanılmış haklarının olduğunu savundu. 1995 sonrasında ise Rusya-Türkiye ilişkilerinde çatışma ihtimâli azaldı. Bunun bir nedeni de çatışma durumunda ABD’nin Türkiye’yi yalnız bırakacağı korkusuydu.[9]

Türkiye’nin Azerbaycan’da Halk Cephesi Partisi’ni (AXCP) desteklemesi ve Ebülfez Elçibey’in seçimleri kazanması, diğer Türk Cumhuriyetleri liderlerini Türkiye hakkında tereddüte sevk edip, Türkiye’den az da olsa soğutmuş ve onları, Rusya’ya yakınlaşmaya teşvik etmişti. Türkiye’nin Azerbaycan’da Elçibey’i iktidarda tutamaması, Türk Cumhuriyetlerinin liderlerinde Türkiye’nin desteğinin veya düşmanlığının çok önemli olmadığı ve bölgede Türkiye’nin Rusya’ya karşı rekabet edebilecek cesareti ve gücü olmadığı kanaatinin oluşmasına yol açtı. Böylece Elçibey’in düşmesinden sonra Türkiye’nin evvelki güçlü kardeş devlet imajı kötü şekilde yaralandı. Türkiye Elçibey’in devrilmesi ve Rusya’nın inzibat görevi üstlenmesine karşı etkin olamadı. Eski Sovyetler-Türkiye ilişkilerinin konuları ve aktörleri sınırlı iken, Rusya-Türkiye ilişkilerinde terörist örgütler, dernekler, uluslararası şirketler, çevre sorunları, boğazların deniz trafiği güvenliği, yeni bir uluslararası örgütün kurulması, kültürel ilişkiler ve turizm konuları arasında yerini aldı. Buna göre eski Sovyetler-Türkiye ilişkileri gelenekçi gerçekçi kuram ile açıklanabilirken, günümüz Rusya-Türkiye ilişkilerinin gelenekçi gerçekçi kuram ile araştırılıp açıklanması eksikliklere yol açacaktır. Günümüzde ise Sovyetler Birliği dönemine nazaran Rusya-Türkiye ilişkilerinin konu ve aktörleri çoğaldı. Bu aktörlerin başında Ermenistan ve konuların başında da Ermeni sorunu veya sözde soykırım gelecektir.

Türkiye, Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine 25 Ağustos 1990’da bağımsızlığını kazanan Ermenistan’ı 16 Aralık 1991’de tanıdı; ancak o tarihten bu yana diplomatik ilişki geliştirmedi. Kısa dönemler dışında sınırlar, hep kapalı tutuldu. Bunun nedeni olarak, Ermenistan’ın 1921 Kars Antlaşması’nı tanımayışı, 1990 tarihli Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesinde soykırıma atıfta bulunulması, devlet armasında Ağrı Dağı’nın yer alması ve Kuzey Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ Sorunu gösterildi. Ermenistan, “tanınmayan sınırın açılması söz konusu olabilir mi?” diyerek Kars Antlaşması meselesinde geri adım attığını gösterdi. Ancak, Dağlık Karabağ Meselesi, 25 yıldır hâlâ çözülmedi. Ermeniler, Karabağ’ın toprakları olduğunu; üstüne üstlük bölgede çoğunluğu teşkil ettiklerini; bu nedenle kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip olduklarını savunuyorlar. Kuzey Azerbaycan ise Karabağ Bölgesi’nin, hukukî ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu; bölgedeki etnografik yapının Batı, Rus ve Sovyet politikalarıyla sunî olarak değiştirildiğini; bu nedenle toprak talebine temel teşkil edemeyeceğini iddia ediyor.[10]

Bunun yanısıra son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünya siyasî coğrafyasında sınır kapısı tartışmaları da hız kazandı. Oysa Ermenistan sınırının ‘Karabağ Sorunu çözülmeden açılması, Kuzey Azerbaycan ile olan ilişkileri zedeler.’ görüşü hâkim. Bunu hem Türkiye hem de Azerbaycan istemez. Çünkü bu durum, özellikle Türkiye için siyasî ve ekonomik kayıplar oluşturacaktır. Sınır kapısı açılırsa Kuzey Azerbaycan farklı arayışlar içine girecektir. Bu, ne Türkiye’nin ne Amerika’nın ne de Avrupa’nın istediği bir şey olur. Türkiye bölgedeki geleceğini kaybeder ve Ermenistan’ın isteklerine boyun eğmek zorunda kalan bir ülke konumuna düşer. İçte istikrarsızlıkların artmasına dışta ise özellikle Kafkasya ve Orta Asya nezdinde itibar kaybetmesine sebep olur.

Kafkaslarda, Doğu ile Batı arasında bir güç mücadelesi yaşanıyor.[11] Türkiye-Ermenistan yakınlaşması, Ermenistan’ı Rusya’nın nüfuz alanından çıkarıp Güney Kafkasları, batı eksenine katma konusundaki Amerika ve Avrupa projeleri ile de örtüşüyor. Buna karşı ezelî müttefik Rusya ve İran, bölgesel kartlarını oynuyor.[12] Rusya, Kuzey Azerbaycan üzerindeki etkinliğini kullanıyor, bu bir nev’i Türkiye’ye bir uyarı şeklinde gerçekleşmektedir. Azerbaycan konusunda kullanılan her kart, şu an için etkili oluyor. Özellikle bu ülkeler tarafından Azerbaycan kamuoyuna bilinçli olarak çok yanlış bilgiler aktarılıyor görüşü hakim. İki ülke arasında bir dargınlık olmamalı ve olacağını sanmıyorum. Azerbaycan’ın da bir şekilde sürece dâhil edilmesiyle Türkiye-Ermenistan müzakerelerini gerekli görülmektedir. Bu konu ayrıca Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunların çözülmesi yönünde daha elzem olacaktır. Çünkü AGİT’in Minsk Grubu (Rusya-Fransa-ABD-Ermenistan-Azerbaycan) 20 yıldan fazladır bir netice vermemekte ve vermeyeceği kanaati hâkim. 

Haritaya bakınca Ermenistan’ın komşularının, Gürcistan, Kuzey Azerbaycan, Türkiye ve İran (Güney Azerbaycan) olduğu görülür. Yani Rusya ile sınırı yok. Dolayısıyla Türkiye sınırı açarsa, Ermenistan Batıya kayacağından, Rusya bunu istemez. Yani sınırın açılmasına karşıdır. Bunu bilen Azerbaycan, madem Türkiye kendini yalnız bırakıyor, müttefik arayacaktır. Hem bir milletiz hem de bu karmaşık coğrafyada yaşayabilmek için birlik içinde olmak zorundayız. Türkiye, bazı yanlış hesap ve politikalar yüzünden ‘tek millet iki devlet’ olarak bilinen Azerbaycan’ı da kaybetmemeli. 2 milyonluk insanlar, işin ve paranın olmadığı ve sürekli insanlarının göç etmeye çalıştığı bir yerde Ermenistan Anadolu insanına ne sunabilir? Bugün işgâl edilen topraklar hariç toplam yüzölçümü 27 bin km2 gibi nerdeyse Erzurum kadar olan bir yerin Türkiye’ye veya bölgeye getirisi ne olabilir? Aylık asgarî ücretin 9 dolar, emeklilik maaşının 7.5 dolar, orta düzeyde bir Ermeni’nin aldığı bir maaşın 40 dolar civarında olması, Ermenistan ekonomisinin sadece Kars, Iğdır ve hatta Erzurum ekonomileri ile dahi boy ölçüşemeyecek bir düzeyde olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Tüm bu olaylar ışığında sınır kapıları açılmamalıdır görüşü hâkim. Neden?

  1. Ermenistan, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü tanımıyor.
  2. Sözde Ermeni soykırımı propagandasına devam ediyor.
  3. Sarkisyan, resmen Türkiye’den toprak talep ediyor.
  4. Sınır açılırsa Ermenistan ekonomisi belli düzeyde kalkınacak, kazancının bir kısmını soykırımı propagandasına harcayacak ve psikolojik olarak üstünlük elde edecek.
  5. Ermenistan, haklı olduğunu bildirerek uluslararası desteğini daha da artıracaktır.
  6. Dağlık Karabağ ve işgâl edilen diğer Azerbaycan toprakları konusunda her hangi nihaî antlaşma sağlanmamıştır.[13]

 

2. Jeopolitik Çıkarlar Çatışması Bağlamında Ermenistan-Azerbaycan, Karabağ Sorunu

Ermenistan-Azerbaycan çatışması Rusya’nın jeopolitik öncelikleri ve çıkarları çerçevesinde farklı bir konuma sahiptir. Çatışmayı Rusya’sız düşünmek mümkün değildir. Politikacı V. Guluzade, “Azerbaycan halkını esir almış problemin köküne göz atılırsa, Azerbaycan Türklerinin dünya hükümranlığı konusunda Rus milli ideolojisinin kurbanları, Ermenilerin ise bu hükümranlığı gerçekleştirme araçlarından biri olduğu görülebilir”, diye belirtmektedir.[14] Gerçekten de Rusya uzun süre Kuzey Azerbaycan’da huzursuzluğun bulunmasına, bu süre içerisinde kendisinin eski nüfuzunu kazanmasına, gelecekte Azerbaycan’ın yeniden Rusya’nın kolonisi hâline getirilmesine çalışmakta ve dolayısı ile Ermenistan’ı desteklemektedir. Halbuki AGİT’in Minsk Grubu’nun eşbaşkanlarından biri olarak bu devletin asıl görevi her iki devlet arasında kalıcı ve adaletli bir barışın egemen olmasına çalışmaktır. 14 Mart 2008’de BM Genel Konseyi’nin 62. oturumu çerçevesinde düzenlenen toplantısında karara bağlanan “Azerbaycanın İşgal Edilmiş Bölgelerinde Durum” başlıklı kararının 2. maddesini bir daha hatırlayalım. BMT Genel Konseyi’nde adı geçen karar oylamaya sunulurken bu kararın yürürlüğe girmesinin aleyhinde olan 7 devletten biri Rusya oldu.[15] Onun karşı cephede durması, Rusya’nın barış misyonunu gerçekleştirmek istemediğini ortaya koymaktadır. Tabii ki çatışmayı bizzat kendisi yaratan devlet, kendi çıkarlarını ve taleplerini gerçekleştirmeden hiçbir şekilde sorunun düzene girmesinde istekli olamaz. Belirtilmesi gereken hususlardan biri, AGİT’in Minsk Grubu’nun eşbaşkanları arasında üye olarak Rusya çatışma yörüngesine bir rastlantı sonucu dahil edilmemiştir. Daha doğrusu Rusya, kendisini bu yörüngeye dahil ettirmekle sorunun anahtarının bizzat kendi elinde olduğunu bir daha beyan etmiştir. Her şeyden önce Azerbaycan, Rusya için öncelikli bir hedeftir. Fakat Azerbaycan’ın boyun eğmemesi, kendi sınırları içerisinde Rus askerî üslerini kabule yanaşmayarak Moskova’nın taleplerini reddetmesi ve “güven vermeyen ülke” konumuna gelmesi Rusya’nın Ermenistan-Azerbaycan çatışmasındaki tutumunu kötüye kullanarak Ermenistan’daki askerî varlığını yasallaştırmış; Azerbaycan’a sosyal ve siyasal baskı uygulamıştır.

Bu durumu fırsat olarak değerlendiren Ermenistan, kendisini adeta Rusya’nın kucağına atmıştır. O, kendisini Kafkasya’da Rusya’nın jeopolitik operasyon arenası olarak görmekte ve Rusya’nın “uygulayıcısı” hesap etmektedir. Çünkü, Rusya olmadan bu ortamda rahat nefes alabilmesi söz konusu olamaz. Bu, tıpkı ABD olmadan Orta Doğu’da nefes alamayacak olan ve yapay olarak kurulmuş İsrail’in durumuna benzetilebilir. Rus askerî kuvvetleri Azerbaycan’dan çıkarıldığı  ve Gürcistan’a güveni olmadığı için Ermenistan, Rusya’nın “çıkarları” ve “amaçları” yolunda tek uygulayıcısına dönüşmüştür. Ermenistan, Rusya’nın bu siyaseti devam ettiği sürece Kuzey Azerbaycan topraklarından geri çekilmeme görüşündedir.

 

2.1. Sorunun Rusya’nın Jeopolitik Çıkarları Bağlamında Değerlendirilmesi

Ermenistan jeopolitiğinin Rusya açısından önemini aşağıdaki şekilde değerlendirmek mümkündür:

  1. Ermenistan’ı, Türkiye’nin ABD, NATO ve AB’nin Kafkasya politikasına karşı denge unsuru olarak kullanmak;
  2. Ermenistan sayesinde Kafkasya’daki politik ve askerî varlığını koruyarak, bölgede konuşlandırdığı üslerle Kuzey Azerbaycan’ı ve Gürcistan’ı kontrol altında tutma;
  3. Ermenistan ve Ermeniler aracılığı ile bölgede etnik çatışmalar çıkarabilme olanağına sahip olmak;
  4. Ermenistan’ı Rusya’nın bölgedeki politik ve ekonomik çıkarlarının korunması yönünde bir bekçi hâline getirmek;
  5. Genel olarak Kafkasya’yı savunma ve kontrol sayesinde Rusya’nın kendisine yönelik güneyden yapılabilecek müdahaleler karşısında gereken önlemleri almak. 

Konuya daha geniş açıdan bakacak olursak, “Ermeni faktörü” Rusya’nın politik olmakla birlikte, ekonomik açıdan da Azerbaycan’a ve Gürcistan’a yönelik baskı aracıdır. Çünkü öncelikle Rusya Azerbaycan’ın ve Gürcistan’ın bağımsızlığını ve her iki devletin enerji projelerinde varlığını hazmedememesinin etkisi büyüktür.

Rusya, Batı sermayesini Hazar Denizi’nden uzak tutmanın mümkün olmadığını anladıktan sonra bütün yolları deneyerek Azerbaycan petrolünün kendi sınırları içerisinden geçirmeye çalışmıştır. Rusya, Kuzey güzergâhının çok daha güvenli olduğunu ispat etmek için 1994 yılının Aralık ayında Çeçenistan savaşını başlatmış ve ardından Batı ülke ve şirketlerine baskı yaparak 1995’de Bakü-Novorossiysk hattını, ilkin petrol ihracı hattı olarak kabul ettirmeyi başarmıştır. Rusya, aynı zamanda bölgede ciddî etnik ve politik sarsıntıların vuku bulabileceğini iddia ederek Bakü-Tifli-Ceyhan’a yönelik geniş bir kampanya da başlatmıştır.[16] Bütün baskılara rağmen Azerbaycan, petrol politikasını değiştirmemiş ve sahip olduğu doğal servetler üzerindeki millî haklarını korumayı başarmıştır. Diğer taraftan, 27 Haziran 2006’da Avrupa Komisyonu, Karadeniz bölgesinden üç ülke (Türkiye, Bulgaristan ve Romanya) ve Macaristan ile Avusturya Nabucco’yu gerçekleştirmek için anlaşmıştır. Bu hat, Türkmenistan ve Azerbaycan’dan Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan yolu ile Avusturya’ya 30 milyar m3 civarında doğal gaz nakledecek boru hattı idi.

Alternatif enerji projeleri dünya pazarlarına, özellikle Avrupa’ya petrol ve gazı temin eden en büyük tedarikçi olan Rusya için hiç de elverişli değildi. Moskova’yı rahatsız eden asıl mesele, Rusya’nın politik ve ekonomik açıdan eski Sovyet Cumhuriyetleri ve Avrupa ülkeleri üzerinde kurmuş olduğu baskı gücünün azalması ve transit ücretlerinden gelen ek gelirlerden mahrum bırakılması anlamı taşıyordu.[17] Bütün bunları değerlendiren Rusya, dünyanın büyük güçlerinden biri olarak eski nüfuzunu kazanmak için kesin olarak harekete geçmeye karar verdi. O, bir taraftan alternatif enerji projelerinin gerçekleşmesine engel olmak, diğer taraftan da Avrupa’yı ekonomik açıdan bağımlı hâle getirmek için 8 Ağustos 2008’de Gürcüstan’a saldırmış; onun toprak bütünlüğünü bozarak bölgede Güney Osetya ve Abhazya gibi ayrı ayrı yapay bağımsız devlet oluşturmuştur. Bu, aynı zamanda Batı’ya verilen en ağır cevap olarak da nitlendirilebilir. Gürcü araştırmacısı N. Çitadze, Rusya’nın Gürcistan’a saldırısını Moskova’nın Asya’dan Avrupa’ya giden enerji naklini kendi telkeline alma niyeti, Gürcistan ve Azerbaycan topraklarından geçen boru hatları üzerinde kontrol kurma arzusu ile izah etmektedir.[18] Böylece, Rusya, hem Kuzey Azerbaycan’da, hem de Gürcistan’da ciddi etnik ve politik gerginliklere ortam hazırlayarak enerji projelerinin gerçekleşmesine engel olmaya çalışmış; kontrolü elden bırakmamak için her iki bölgedeki ayırımcı güçleri desteklemiş ve Ermenistan’da Rus askerî üslerin sayını artırmıştır. Ermenistan ise Azerbaycan’dan ve Türkiye’den gelebilecek askerî müdahale tehditleri karşısında Rusya’nın askerî desteğine ihtiyaç duymuştur.

1991’den beri Rusya ile askerî ilişkilere önem veren Ermenistan, Azerbaycan topraklarının işgâl edilmesinde de Rusya’nın tam desteğini almıştır. Ermenistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra başta Rusya olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) çerçevesinde askerî ilişkilerini geliştirmiş; bu bağlamda 15 Mayıs 1992’te BDT’ye üye devletlerin Taşkent’te imzaladığı Kolektif Güvenlik Örgütü’ne katılmış ve 7 Ekim 2002’de kabul edilen tüzüğü, Ermenistan Parlamentosu onaylamıştır.[19] Üye devletler arasında askerî-politik işbirliğini öngören BDT Devlet Başkanları Komitesi’nin kabul ettiği “BDT Entegre Çalışmalarının Genel Yönleri” adlı memorandum, Ermenistan tarafından desteklenmiştir. 10 Şubat 1995’te “Kollektif Güvenlik Anlaşması’na Üye Devletler Arasında Kollektif Güvenlik Konsepti” adlı anlaşmayı kabul etmiş ve Kasım 1995’te Ermenistan Parlamentosu, bu anlaşmayı onaylamıştır. Ermenistan, BDT çerçevesinde “Hava Savunma Sistemi Koordinasyon Komitesi” ve “Askeri Teknik Komite” olmakla iki askerî organda temsil olunmaktadır.[20]

İki ülke arasındaki askerî işbirliğinin temeli, Ermenistan ve Rusya cumhurbaşkanlarının 21 Ağustos 1992’de Ermenistan’da konuşlandırılan Rus silahlı kuvvetlerinin hukukî statüsü konusunda Moskova anlaşmasını imzaladıkları zaman atılmıştır.[21] Bu askerî işbirliği, özellikle Ermenistan eski Devlet Başkanı L. T. Petrosyan döneminde daha da gelişmiş; çeşitli askeri analaşmalar imzalanmıştır. 1992 yılına kadar eski Sovyetler Birliği’nin 7. Muhafız Ordusu, Ermenistan’da bulunmuştur. Aynı yılın ortalarında 7. Muhafız Ordusu’na bağlı 16. ve 17. Tümen, Ermenistan’a devredilmiştir. Ermenistan ve Rusya arasında 21 Ekim 1994’de imzalanan anlaşma şartlarına göre, Rusya’ya Gümrü ve Erivan’da olmak üzere iki askeri üs kurmasına izin verilmiştir.[22] Aslında bu askeri üsler daha Sovyetler Birliği dağılmadan önce de Ermenistan’da bulunmaktaydı. Ancak Ermenistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra bu üslerin hukukî statüsü ile ilgili belirsizlik söz konusu olmuştur. Ermenistan, bu üsleri ulusal bağımsızlıklarının garantörü olarak gördüğü için bu konuda Rusya için sorun çıkarmamıştır. Ağustos 1997’de Ermenistan eski Cumhurbaşkanı Petrosyan, Rusya ile Dostluk ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşması’nı imzalamıştır. Anlaşmanın ikinci maddesi şöyledir: “Anlaşmaya varan taraflar, her hangi silahlı saldırı tehlikesi ile karşılaşır veya silahlı saldırıya uğrarsa, en kısa sürede anlaşmayı imzalayan diğer tarafla görüşmelere başlayarak  savunmayı sağlayacak, barış ve güvenliğin korunması yönünde ortak hareket edeceklerdir”. Üçüncü maddeye göre ise “Anlaşmaya varan taraflar, her hangi bir devlet veya devletler grubu tarafından barış ve güvenliği tehdit edildiği taktirde, barış ve güvenliğin sağlanması için BM anlaşmasının 51. maddesi gereğince askeri yardım da dahil olmak üzere birbirilerine yardım edeceklerdir”.[23] 2000’de ise taraflar arasında Gümrü’de konuşlanan Rus askerî üssünün gayrimenkulları ile birlikte karşılıksız olarak 25 yıllığına Rusya’nın kontrolüne verilmesini öngören ve eğer taraflar isterlerse 5 yıl daha uzatılması konusunda bir anlaşma imzalanmıştır.[24] 20 Ağustos 2010’da ise Rusya Ermenistan’da konuşlanan askeri üslerin müddetini 2044 yılına kadar uzatmıştır.  

Anlaşıldığı üzere, eğer Azerbaycan kendi yasal haklarından yararlanarak işgâl altında olan topraklarını geri alma teşebbüsünde bulunursa, Rusya’nın siyasî ve askerî müdahalesi ile karşılaşacaktır. Ermenistan’da Rus askerî varlığının bulunması, Rusya’ya sadece Ermenistan’a değil, aynı zamanda tüm Kafkasya’da gelişen siyasî olaylara müdahale etmek olanağı sağlamıştır. Günümüzde Rusya’nın Ermenistan’ın Gümrü şehrinde 12, Ahuryan’da 4, Aragaç’ta 2, Eşterek’te 1, Erivan’da 7, Kafan’da 1, ve Nubaraşen kasabasında 2 askerî üs olmak üzere toplam 29 askeri karakolu bulunmaktadır.[25] Rus askerî üslerinin yerleştiği bölgelere dikkat edilirse toplam 14 üssün Türkiye sınırına yakın bölgelerde konuşlandığı görülmektedir.[26] Bu durum, Ermenistan’ın Türkiye’den güvenlik algılamasını hafifletmekte ve askeri anlamda Azerbaycan üzerine yoğunlaşabilmektedir.[27] Ermenistan bununla da yetinmeyip 22 Aralık 2002’de Gürcistan’da çıkan muhabere birliklilerini de kendi sınırlarında konuşlandırmıştır. Bu birlikler, Rusya’nın Güney Kafkasya Askeri Birlikleri Komutanlığı’na verilmiştir. Askerî işbirliği çerçevesinde imzalandığı tarihlerden itibaren Rusya tarafından Ermenistan’a silah yardımı yapılmaktadır.

AGİT’in Minsk Grubu’nun eşbaşkanlarından biri olarak Rusya’nın bu adımı, onun arabulucu misyonu için kabul edilemez. O, hem çatışan taraflar arasında arabuluculuk yapmakta hem de Ermenistan’ı silahlandırmaktadır. Moskova’nın Ermenistan’ın silah ithalatındaki payı %’96’dır.[28] Bu durum Dağlık Karabağ Sorunu’nun ortaya çıkmasından günümüze kadar Rusya’nın oynadığı rolü, gözler önüne sermektedir. Fakat Rusya, bu adımı atmakla sırf Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü olarak Ermenistan’la ilişkiler kurduğunu ve bunun AGİT’in Minsk Grubu’ndaki faaliyeti ile hiçbir bağlantısının olmadığını iddia etmektedir. Dolayısı ile bütün suç Azerbaycan’ın üzerine yüklenmektedir. Azerbaycan’ın %20 topraklarını işgâl altında tutan Ermenistan’ın bu örgütte yer alması dikkate alınırsa, Azerbaycan’ın da aynı örgüte üye olması hiçbir şekilde düşünülemez. Ermenistan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne üye olmakla ve Rus askerî üslerini kendi topraklarında konuşlandırmakla kendisini hem Türkiye ve Azerbaycan’dan korumakta hem de Dağlık Karabağ’ın güvenliğinin garantörü olarak görmektedir.[29] Peki, Azerbaycan, aynı örgüte üye olmakla kendini kimden koruyacak? Ermenistan ve Rusya’dan mı?

Rusya ile Gürcistan arasında vuku bulan Ağustos olaylarından sonra da Moskova Erivan’la daha sıkı askeri işbirliğine yönelmiştir. Rusya atmış olduğu bu adımıyla Karabağ Sorunu’nun çözümünün Moskova’nın çıkarlarına uygun olmadığını göstermiştir. Aksi takdirde Rusya, Azerbaycan topraklarını işgâl eden Ermenistan’a 800 milyon dolar tutarında silah ve cephane vermezdi. Bu hareket, bölgede barışa hizmet etmemekle birlikte Güney Kafkasya’da gerginliğin artması ve istikrarın bozulmasına ortam yaratmıştır. Genel olarak Moskova’nın dış politka açıklamaları göstermiştir ki o dahil, eski Sovyetler Birliği’nin tüm alanı ile birlikte Kafkasya’yı da kendisinin özel bir jeostratejik ve jeopolitik çıkar bölgesi olarak görmektedir. Bu bakımdan Rusya, Kafkasya’da, dolayısı ile Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında kilit konuma sahiptir.

 

2.2. Sorunun Büyük Güçlerin Çifte Standartlar Politikası veya Medeniyetlerin Çatışması Bağlamında Değerlendirilmesi

Ermenistan-Azerbaycan çatışması tek bir sebep yüzünden dondurulmuş (frozen conflict) vaziyettedir: Çatışan tarafların karşıt tutumları. Her iki taraf  “sıfır sonuçlu oyun”un içerisinde yer almaktadır. Eğer Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü tanınırsa, Dağlık Karabağ “de facto” bağımsızlığından ve Ermenistan da “Büyük Ermenistan” iddialarından vaz geçmek zorunda kalacak. Dağlık Karabağ’ın “de facto” bağımsızlığı “de jure” olursa, o zaman Kuzey Azerbaycan kendi topraklarının büyük bir kısmını kaybedecek ve onun toprak bütünlüğü bozulmuş olacak. Bu yüzden Rusya istisna olmakla AGİT’in diğer Batılı eşbaşkanlarının ABD ve Fransa ve de diğer Avrupa devletlerinin tutumu belirsizdir. Diğer bir değişle Batı devletleri, çatışan taraflardan birine yönelik attığı adımı diğerine yönelik attığı adımla dengelemek zorunda kalıyorlar. Minsk Grubu’nun eşbaşkanları olmayan devletler, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunu her zaman AGİT’in Minsk Grubu çerçevesinde değerlendirerek her iki ülke ile karşılıklı samimi ilişkiler kurmak istediklerini belirtmektedirler. Fakat diğer Batılı eşbaşkanlar ABD ve Fransa, bir taraftan sorunun barışçıl yollarla çözülmesi gerektiği talebinde bulunsalar da hukukî açıdan BM Genel Konseyi’nin kararlarına açık şekilde tepki göstermektediler. Onlara göre öncelikli mesele, çatışan taraflar arasında uzlaşmanın sağlanmasıdır. Güney Kafkasya sorunları ile ilgili Amerikalı uzman T. Ambrosio, ABD’nin çatışma ile ilgili tutumunu net olarak açıklamıştır: “Taraflar arasında anlşma sağlanamazsa, ABD’nin tutumu değişmez ve gelecekte de değişmesi zor. Diğer uluslararası ve yerel sorunlar dikkate alınırsa, Dağlık Karabağ çatışması ABD yönetiminde fazla önem taşımamaktadır”.[30]

Minsk Grubu’nun eşbaşkanlarından olan Fransa da dahil Avrupa devletlerinin Azerbaycan’ın içinde bulunduğu duruma yaklaşımı ise sırf Ermenistan-Azerbaycan çatışması yönünde değil, Batı-Türk medeniyetlerinin çatışması boyutunda şekillenmiştir. Bu bakımdan çatışmayı yerel değil, global “Ermeni Meselesi” çerçevesinde, daha kesin bir ifadeyle Batı-Türk medeniyetlerinin çatışması çerçevesinde değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu bakımdan medeniyetlerin çatışması çerçevesinde değerlendirilicek olursa, Batı’nın Türkiye ve hatta Azerbaycan’a yönelik politikası ve AGİT’in Minsk Grubu’nun Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında sergilediği tutum ve çifte standartlar medeniyetlerin çatışmasından kaynaklanan bir meseledir. Bu düşünce, Azerbaycanın bilim dairelerinde hakim olan bir görüştür. Son dönemlerde kuşkusuz en çok tartışılan konu, dünyada yaşanan bir takım savaşların ve sorunların medeniyetlerin çatışmasından kaynaklandığı iddialarıdır. Bu iddaların aksini düşünenler de mevcuttur. Fakat tarihî gerçekler ve analitik tespitler ışığında Batı Medeniyeti ile Türk Medeniyeti arasında geçmişten beri süregelen bir çatışmanın varlığını, Ermeni Meselesi’nin bu çatışmanın bir ürünü olduğunu, Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan sorunun Batı-Türk Medeniyetlerinin çatışmasından kaynaklandığını ispat etmek mümkündür.

Ünlü Amerikalı siyaset bilimci S. P. Huntington’un “Medeniyetlerin Çatışması ve Yeni Dünya Düzeninin Kurulması” isimli ktabı yayınlandıktan sonra yazarın “ortaya çıkmakta olan küresel siyasetin en temel ve en tehlikeli boyutunun farklı medeniyetlerdeki gruplar arasındaki çatışmalar olacağı yolundaki görüşü”nden[31] sonra insanlar değişik biçimlerde etkilenmiş ve korkuya kapılmışlardır. Huntington’un fikirleri, gerçek manasından çok öte farklı bir şekilde algılanmakta ve analistler tarafından çok eleştirilmektedir. “Medeniyetler çatışması” ifadesinin insanları ürküttüğü, yadsınamaz bir gerçektir. Ancak Huntington’un bu iddiasını tam olarak yanlış kabul etmek de doğru değiıdir. Bugün küresel siyasette, medeniyetlerarası ilişkilerin önemli yeri vardır. Diğer medeniyetleri bir tarafa bırakıyorum ama Batı medeniyetinin İslam ve Türk medeniyetleri ile çatışma içerisinde olduğu bir gerçektir. Bu inkâr edilmez bir gerçektir.

Farklı medeniyetlerin grupları arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman yakın olmayacağını, genellikle soğuk ve düşmancıl kalacağını belirten S. P. Huntington medeniyetlerarası çatışmayı; 1) yerel veya mikro düzey, 2) küresel veya makro düzey olmakla iki grupa ayırarak yerel veya mikro düzeyde olan çatışmaların farklı medeniyetlerin mensubu gruplar arasında gerçekleşen çatışmalar olduğunu ve bu çatışmaların da özellikle Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar arasında yaygın olduğunu belirtmekte, küresel veya makro düzeyde ise farklı medeniyetlerin büyük devletleri arasında çatışmaların yaşandığına dikkat çekmektedir. Farklı medeniyetlerin büyük devletleri arasında yaşanan küresel veya makro düzeydeki çatışmaların farklı medeniyetlerin mensubu olan komşu devletler arasında yaranan mikro düzeydeki çatışmalar üzerinde etkisi tartışılmaz bir gerçektir. Bu etkiyi, Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında da gözlemlemek mümkündür. S. Huntington diğer bir yerde de “İslam, İslam olarak kaldığı sürece (ki bu olacak) ve Batı da Batı (Hıristiyan) olarak kaldığı sürece, iki büyük medeniyet arasındaki bu temel çatışma geçen on dört yüzyılda olduğu gibi gelecekte de devam edecektir[32] diye belirterek, bu görüşü ile adeta her iki medeniyet arasında temel çatışmanın devam edeceği süre zarfında farklı medeniyetlerin mensubu gruplar olan Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunun uzayacağının sinyallerini vermiştir. Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının uzaması, Rusya’nın Kafkasya politikasından kaynaklansa da gerçekte Batı’nın çıkarlarıyla da birebir uyum göstermektedir. Batı devletleri, Ermeni Meselesi’ni millî, dinî ve psikolojik açıdan göz önünde bulundurarak, Hıristiyan Ermenistan’a dolaylı da olsa destek vermektedirler.

 

3. Azerbaycan’ın Kuvvet Kullanımı

1994’de “Azerbaycan’ın topraklarının %20-sinin Ermenistan tarafından işgâl edilmesiyle sonuçlanan ateşkes”in sağlanmasına rağmen o tarihten itibaren her iki devlet arasında belirsiz bir durum söz konusudur. Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinde ortaya çıkan bu belirsiz ve karmaşık durumu analiz eden Ermeni siyaset bilimci A. Vartanyan, çatışmayı “közeren, alevsiz yanan bir sorun” (smouldering conflict) olarak tanımlamış; daha uzun süre sorunun çözülemeyeceğini belirtmiştir. Fakat Vartanyan, sorunun çözümü için ilk aşamada Karabağ’ın geçici olarak Rusya’nın mandatlığına verilmesini, bu mandatlığın 20 yıl veya daha uzunsüreli devamını önermekte; gelecekte bölgede referandumun yapılması ile Dağlık Karabağ Sorunu’nun nihayetinde çözüme kavuşacağının mümkün olabileceğini göstermektedir.[33] Dolayısı ile Vartanyan, Ermenistan-Azerbaycan çatışmasını Rusya’nın tekeline bırakılmasını daha gerçekçi bulmaktadır. Kuşkusuz, bu, yazarın kişisel görüşü olsa da esasında, Ermenistan’ın dış politikasına dayanır. Fakat Ermenistan’dan farklı olarak, Azerbaycan sorunun tamamen Rusya’nın tekelinden çıkmasından yanadır.

Görüşmelerin 1990’lı yıllardaki ve XX, yüzyılın başlarındaki gelişim süreci şöyle bir gözden geçirilirse eğer, sorunun her defa düzene sokulması yolunda durgunluk ortaya çıktığında ve Azerbaycan’ın alternatif çözüm yolları aramaya başladığı zaman karşı taraf veya AGİT’in Minsk Grubu’nun eşbaşkanları hemen yeni öneriler sunarak Azerbaycan’ın görüşmelere olan sarsmış güvenini yeniden sağlamaya çalışıyorlar. Görüşmeler nihaî aşamaya geldiğinde Ermenistan tarafının geri çekilmesi sonucu bütün işlemler yeniden durgunluk hâline geri dönüyor. Uzun süre zarfında sorunun bu senaryo doğrultusunda devam etmesi olasılığı yüksektir. Çözüm yolunda AGİT’in Minsk Grubu nezdinde hiçbir ilerleme katedilememesi ve her defasında yeniden durgunluk hâline gelmesi, dolayısı ile “Filistin Sendromu”na veya “Keşmir Sendromu”na dönmesi, sorunun daha uzun yıllar devam etmesi veya “ani savaş”ın patlak vermesi yönünde kaygılar uyandırmaktadır.[34] Fakat savaş, Azerbaycan’a nasıl bir gelecek vadediyor? Ermenistan’ın Rusya ile ittifak kurarak Türkiye ve Azerbaycan’a karşı bölgede tesis etmeye çalıştığı güç dengesi, Azerbaycan’ı askerî bir harekat yaparken dikkatli davranmaya itmektedir.[35] Kimi analistlere göre, Azerbayca’nın askerî bir harekata başlaması için öncelikle Rusya’nın tarafsızlığını sağlaması gerekmektedir. Bunun için Moskova’ya siyasî, askerî veya ekonomik alanda tavizler verilmeli; enerji ulaşımı ve üretimi konusunda Rusya muhatap kabul edilmeli; Azerbaycan topraklarında Moskova’ya askerî üs verilmeli ve Azerbaycan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne üye olmalıdır.[36]

Azerbaycan’ın %20 topraklarını işgâl altında tutan (ki bunun sadece %5’i Dağlık Karabağ’dır) Ermenistan’ın bu örgütte yer alması dikkate alınırsa, Azerbaycan’ın da aynı örgüte üye olması hiçbir şekilde düşünülemez. Ermenistan, bu örgüte üye olmakla kendini Türkiye ve Azerbaycan’dan korumak istemiştir. Peki, Azerbaycan aynı örgüte üye olmakla kendini kimden koruyacak? Ermenistan ve Rusya’dan mı? Diğer bir taraftan, Azerbaycan’ın BDT’ye üye olması, Gebele Radar Üssü’nü Rusya’ya kiralaması ve Moskova ile geliştirilen enerji alanındaki işbirliği, Dağlık Karabağ Sorunu’nda Moskova’nın tutumunda hiçbir değişiklik yaratmamıştır. Dolayısıyla Azerbaycan’ın verebileceği hiçbir taviz, Rusya’nın sorunun çözümünde radikal bir değişikliğe giderek Azerbaycan’ı desteklemesine yol açmayacaktır. 

Kimi analistlere göre de Azerbaycan ordusu, işgâl altındaki topraklarını ele geçirebilecek geniş çaplı bir askerî operasyonu gerçekleştirebilecek yeteneğe sahip değildir.[37] Aslında Azerbaycan, gelişen ekonomisi ve askerî gücü ile Ermenistan karşısında kıyas edilemeyecek bir üstünlüğe sahiptir. Azerbaycan ordusu, Ermeni kuvvetlerini işgâl altındaki topraklarından da atabilme gücüne sahiptir. Fakat bu çatışma gerçekten Ermenistan-Azerbaycan savaşı olsaydı, Azerbaycan bunu gerçekleştirebilirdi. Burada, Rusya’nın Ermenistan’a yaklaşık 1 milyar dolar değerinde yasal olmayan silahlar vermesi gerçeğini ve 2010’da imzalanan anlaşma gereğince Ermenistan’da konuşlanan Rus askerî üslerinin süresini 2044 yılına kadar uzattığını da hatırlatmak yeterlidir. Yeni anlaşmanın en önemli maddesi, Rusya’nın askerî üslerinin Ermenistan’ın güvenliğini korumasıdır. Eğer Azerbaycan, kendi yasal haklarından yararlanarak işgâl altında bulunan topraklarını geri alma girişiminde bulunursa Rusya’nın silahlı müdahalesi ile karşılaşacaktır.

Dışarıdan askerî ve politik destek alması da gerçekçi değil. Zaten çatışmanın çözümü yolunda AGİT’in Minsk Grubu’nun kararsızlığı ve devletlerin soruna çifte standartlardan yaklaşımı, Azerbaycan’da Batı’ya olan güveni tamamen sarsmıştır. Azerbaycan tarafı, Rusya’nın gücünü ve Batı’nın güven vermeyen “dostluğunun” ve kararsızlığının en iyi örneğini Rusya-Gürcistan savaşında gördü. Saldırının esas amacı, Rusya’nın hâlâ sert oynayabileceğini göstermekti. Rus ordusu, 1990’larda çökmüştü ve Rusya, kendi ordusunun artık eski gücünde olmadığı fikrini hafızalardan silmeliydi. Aynı zamanda eski Sovyetler Birliği üyelerine, Amerikan dostluğunun bir değeri olmadığını da göstermek istiyordu. Küçük bir devlete karşı küçük bir saldırıydı ama ABD’ye fazlasıyla yaklaşmış bir devlete saldırıydı. Operasyona Amerika’nın tepkisizliği ve Avrupa’nın aldırmazlığı hem bölgeyi hem de Doğu Avrupa’yı şaşırttı. Diplomatik notalarla sınırlı kalan ABD eylemsizliğinin gösterdiği mesaj, Amerika’nın çok uzak, Rusya’nın çok yakın olduğuydu ve ABD kara askerlerini Ortya Doğu’ya bağladığı sürece bu harekete geçememe durumu devam edecekti.[38] Rusya, kuşkusuz bu adımını, ABD’nin gerçek çıkarlarının Güney Kafkasya’da değil, Orta Doğu’da olduğunu düşünerek atmıştır. Ulusal güvenlik, jeopolitik ve istihbarat üzerine yazılmış sayısız makalelerin yazarı, dünyanın önde gelen özel istihbarat ve öngörü firması STRATFOR’un kurucusu G. Frideman, ABD’nin Gürcistan’a büyük vaatlerde bulunmasını anlamsız olarak değerlendirmektedir. Friedman’a göre, Gürcistan ABD için az getirisi olan bir yük. Yani Gürcistan’daki ABD stratejisi ortadan kalkmalı. Bu, Amerikalıların böyle pozisyonların risksiz ve masrafsız olduğunu sandıkları bir dönemden kalma bir strateji. Risklerin ve masrafların yükseldiği bir dönemde ABD giderlerini daha dikkatli yönetmeli ve Gürcistan’ın çıkardan çok, bir kayıp olduğunu kabul etmelidir.[39]

Gürcistan’ın Rusya’ya olan bağımlılığı, Azerbaycan üzerinde bir domino etkisine yol açabilir. Azerbaycan, güney koridoru için dolayısıyla da Avrupa’nın enerji çeşitliliği için kilit öneme sahip tedarikçi konumundadır. Bu da Rusya’nın Avrupa meselelerindeki siyasî etkisini, dolaylı olarak sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla Rusya, Amerika’nın gerilemesi hâlinde, özellikle Gürcistan’ı kontrol çabasının başarılı olmasıyla cesaretlenirse daha da genişleyen hareket özgürlüğünü, yüksek olasılıkla Azerbaycan’ın gözünü korkutmak için kullanabilecektir. Bu koşullarda Azerbaycan, yeniden canlanan bir Rusya’ya meydan okumaya meyletmeyecektir.[40] Nitekim, Gürcistan’a tutamayacak sözler veren Batı’ya, Azerbaycan’ın zaten çok önceden güveni sarsılmıştır. Desteksiz olduğunun farkında olan Azerbaycan’ın tekbaşına Rusya ile savaşa tutuşması, hiç kuşkusuz onun geleceğini ciddî şekilde etkiler. Diğer bir taraftan, Azerbaycan kendi toprak bütünlüğünü korumak amacıyla askerî operasyonlara devam ettiği takdirde dünyanın demokrasileşmesi için girişimlerde bulunan Batı devletleri ve uluslararası kurumlarla işbirliği, aynı zamanda bu kurumlara entegre sürecinde de bazı görüşlere göre ciddî engeller ortaya çıkabilir düşüncesi hakim. Çünkü çatışmanın savaş yolu ile çözümü, Azerbaycan’ın işbirliği içerisinde olduğu ve üyeliği bulunan bütün uluslararası kurumlarca asla kabul görmemektedir. Fakat bununla birlikte devletler ve Ermenistan Azerbaycan’a seçim fırsatı tanımasalar, herşeye rağmen savaş tercih edilebilir. Çatışmanın hukukî çerçevede çözümü sınırlıdır. Böyle bir durumda güç faktörü ağırlık kazanır. Fakat Azerbaycan için uygun stratejik ortam ne zaman oluşur derken  hem dünya hem de bölge gündemi biranda değişti ve Ermenistan’ın mütemadiyen ateşkesi ihlâl etmesi sonucunda Azerbaycan, bir önceki cevap ateşlerinden farklı olarak bir değil bir kaç adım ileri gitti.

Şöyle ki 2 Nisan 2016 tarihinde Ermeniler tarafından yapılan saldırıda, Azerbaycanlı bir köylü öldü, birkaç kişi de yaralandı. Buna karşılık Azerbaycan ordusu harekete geçerek Ağdam, Ağdere ve Fuzuli gibi Ermenistan sınırında bulunmayan bölgelerde ilerledi. Azerbaycan ordusu, özellikle Terter Bölgesi’nde stratejik öneme sahip bazı noktaları ele geçirdi. Öte yandan bu çatışmalar, Azerbaycan’ın işgâl edilmiş toprakları üzerinde yaşanan çatışmalardır. Yani çatışmaların yaşandığı bölgeler, Ermenistan toprağı değil. Hatta Yukarı Karabağ Bölgesi’nin içinde bile değil. Bu çatışmaların büyümesi üzerine Azerbaycan tarafı, tek taraflı ateşkes ilan etti. Fakat karşı taraf, bunu dinlemeyerek ateşkesi bozmuştur. Ermenistan yönetimi, bugüne kadar Karabağ’da ve işgâl altındaki diğer Azerbaycan topraklarında yaşanan gerilim konusunda, “Biz karışmıyoruz, Karabağ Cumhuriyeti'nin işidir” türü açıklamalarla kendisini çatışmaların dışındaymış gibi göstermeye çalışmaktadır. Ama bu kez açıkça gördük ki Ermenistan, acil bir şekilde Yukarı Karabağ’a araçlar, tanklar toplar gönderdi. Böylece 2 Nisan`da Ermenistan’ın ateşkesi bozmasıyla başlayan sıcak çatışma, Dağlık Karabağ Meselesi’ni, uluslararası gündemde üst sıralara taşıdı. Çatışmanın, Kelbecer`in Ermenistan tarafının işgâlinin 23. yıldönümünde, hem de her iki ülkenin devlet başkanlarının Nükleer Güvenlik Zirvesi için ABD’de bulunurken başlaması dikkat çekicidir. Çatışmayla Azerbaycan’ın askerî bakımdan hem psikolojik hem de olası yeni sıcak çatışmalarda bağlamında belirli stratejik avantajlar elde ettiği belirtilebilir. Dış politikada ise başta Rusya olmakla diğer bölgesel ve küresel aktörlerle ilişkilerdeki dengeyi korumayı başarmış ve Karabağ’a ilişkin müzakere masasına daha güçlü oturma olanağı elde etmiştir. Ülke içinde toplumsal anlamda ise Karabağ konusu, millî dayanışma ve öz güvenin artması sonucunu doğurmuştur.

Hava ve kara kuvvetlerinin yoğun kullanıldığı askerî çatışmada Ermenistan’ın çok sayda asker yitirdi ve stratejik bazı bölgeleri kaybetti. Bu süreçte Ermenistan askerî ve siyasî anlamda ciddî sorunlar yaşadı ve bunun gelecekte ciddî yansımaları olabilir. Askerî açıdan, Ermeni savunma hattının Azerbaycan saldırısıyla düşmesi ve verilen kayıplar hem psikolojik anlamda ciddî yıpranma yarattı hem de olası sıcak çatışmalarda daha büyük yenilgilerin habercisi niteliğindedir. Dış politikada ise savaşta Rusya’nın ve üyesi olduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) desteğini alma çabaları sonuçsuz kaldı. Sürecin Ermenistan`la KGAÖ üyesi Beyaz Rusya ve Kazakistan arasındaki ilişkileri bozduğu, Rusya’ya ise belli oranda güvensizlik yarattığı söylenebilir ki zaten Kazakistan, AEB Zirvesi için Ermenistan’a gitmeme kararı aldı.  Ekonomik anlamda avaşın maddî yükü, Ermenistan’ın sosyo-ekonomik şartlarını daha da kötüleştirmiş, toplumsal boyutta ise yenilgi, halktaki rahatsızlıkları güçlendirmiştir. Bu koşullarda Rusya`nın çabasıyla ateşkesin ilan edilmesi önemli olsa da Devlet Başkanı S. Sarkisyan’a karşı ülke içindeki muhalefeti güçlendirebilir.

Çatışma sırasında konumu en çok merak edilen ve gösterdiği tavrı kısmen sürpriz sayılan ülke, Rusya olmuştur. Rusya’nın Dağlık Karabağ Sorunu’nun oluşumundaki tarihsel rolü ve mevcut etkinliği düşünüldüğünde, çatışma sırasında daha çok diplomasi vurgusu yapmasının Ermenistan için ciddî bir hayâl kırıklığı olduğu söylenebilir. Rusya’nın Ermenistan ile ilişkilerinin yanı sıra, Gürcistan, Ukrayna ve Suriye’deki hamleleri dikkate alındığında, neden şimdi az da olsa dengeli tavır sergilediğinin belli olduğu yönünde görüşler hâkim. Kimileri, Rusya’nın bu tavrını, petrol fiyatlarındaki düşüş, Gürcistan, Ukrayna ve Suriye krizleri nedeniyle ciddî maliyetler ödemesi ve bu bağlamda yeni bir kriz istememesi ile izah ediyor. Kimileri ise bu çatışmanın Rusya’nın güçlü ilişkileri olduğu Ermeni ordusu üzerinden ABD`nin nükleer zirvede İ. Aliyev ve S. Sarksiyan’la görüşerek Karabağ Sorunu’nun çözümünde üstünlük alma çabalarına karşı hamlesi olduğunu iddia ediyorlar. Rusya`nın bu tutumunu, V. Putin’in Azerbaycan’ın kendi uyum projelerinde yer almasını sağlamağa teşvik etmek niyetiyle izah edenler de var. Kesin olan şu ki Rusya, bu çatışma sırasında ateşkes sağlanması ve soruna ilişkin müzakere sürecinin AGİT’in Minsk Grubu üzerinden canlanmasında en aktif dış aktördü. Öte yandan süreçte ABD ile AB’nin tutumu ise çatışmanı durdurulması ve müzakere masasına dönülmesini belirten diplomatik açıklamalarla sınırlı olmuştur. Önemli bölgesel aktör olan Türkiye ise barışın, Azerbaycan`ın işgâl edilmiş topraklarından çıkmadan mümkün olmayacağını belirtmiş ve Azerbaycan’a tam desteğini ifade etmiştir. Diğer önemli bölgesel aktör olan İran, yine fırsat peşine düşmüş ve çatışma sırasında Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile önce ateşkes çağrısında bulunmuştur. Tahran yönetiminin Karabağ Sorunu’ndaki müzakere surecine müdahil olma isteği, 5 Nisan 2016’da İran’da yapılan İran-Türkiye-Azerbaycan üçlü toplantısında Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif tarafından tekrar dile getirilmiştir.[41] Netice itibariyle dört günlük savaş, Ermenistan`ın kayıpları, Azerbaycan’ın kazanımları ile sonuçlanmıştır. Ancak bu savaş, Dağlık Karabağ Sorunu’nda, uluslararası hukukun ana ilkelerinden olan toprak bütünlüğünü temel alan adil çözüm olmadan bölgeye barış ve refahın gelmeyeceğini de bir daha açıkça göstermiştir.

Kafkaslar’da en büyük sorun şu: Tarihsel Türk-Ermeni çatışmasının son somut örneği yine AGİT (Fransa-Rusya-ABD) üyesi olan Rusya'nın devreye girmesiyle Azerbaycan'ın ilerileyişi engellendi ve burada yine Türkiye yok! Oysaki Ermenistan sınırı Türkiye'de, Nahçıvan sınırı Türkiye'de, hele bir de Karabağ-Azerbaycan-Nahçıvan hattına eklenirse büyük güç yine Türkiye ve Azerbaycan'da. Ama gelin görün ki bu stratejik davada herkes var, bir Türkiye yok, Türk Milleti yok, Türk Dünyası yok. İran yönetimi ise (Güney Azerbaycan hariç) yine her zamanki gibi Rusya’nın ve Ermenistan’ın yanında yer aldı. 2-5 Nisan tarihlerindeki yoğun çatışmaların ilki, Azerbaycan tarafının tek taraflı ilan ettiği, fakat karşı tarafın bozduğu iki ateşkes ilanı sonunda ancak durdu. Zaman-zaman bozulsa da şimdilik sözde ateşkes sağlandı. Fakat durum hassas ve sıcak çatışmaların yeniden başlaması hiç de sürpriz olmaz.

 

Sonuç

Kanaatimizce, Ermenistan-Azerbaycan münakaşası “uzunsüreli ateşkes ve yer-yer çatışmalar” şeklinde devam edecektir. Sorunun her defa düzene sokulması yolunda durgunluk ortaya çıkacak; Azerbaycan, yeniden alternatif çözüm yolları aramaya başlayacak; Ermenistan ve AGİT’in Minsk Grubu’nun eşbaşkanları, yeni öneriler sunacak; görüşmeler nihaî aşamaya geldiğinde Ermenistan tarafı, yeniden geri çekilecek; böylece bütün işlemler bir daha durgunluk hâline dönecek; farklı boyutlarda Ermenistan ve Azerbaycan Devlet Başkanlarının veya Dışişleri Bakanlarının görüşmeleri gerçekleşecek, her bir görüşme öncesinde “Bizler umutluyuz, bu sene beklentilerimiz yüksektir, tarafların anlaşması için önemli fırsatlar oluşabilir.” gibi ifadeler seslenecek; fakat yine hiçbir kalıcı sonuç alınamayacaktır. Dolayısı ile kâh ateşkes kâh da çatışma ortamı devam edecektir. Gerçek şu ki Azerbaycan’da, Karabağ Savaşı’nı hiç yaşamamış olan bir kuşak yetişmektedir. Unutkanlık, zamanın en sert boyutlarından biri olarak Azerbaycan’ı tehdit etmektedir. Ermenistan, bu süreçte işgâlin kalıcı olabileceğini hesaplamaktadır. Kuşkusuz, “zaman” Ermenilere, işgâl ettikleri Azerbaycan topraklarında güçlenme fırsatını yaratmış; sonuçta Ermenistan, Rusya’dan ve diğer devletlerden aldığı silahlar dolayısıyla kendi askerî gücünü daha da arttırmış ve militarist bir devlete dönüşmüştür. Fakat Ermenistan askerî gücünü artırsa da ekonomik olarak gerilemiş durumdadır. Ermenistan, Azerbaycan topraklarını işgâl altında tutsa da ekonomik gerileme, demografik tenezzül, Ermenistan’ın işgâlci taraf olduğunu dile getirmemelerine rağmen devletlerin Türkiye ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanımaları, Ermenistan’a tam olarak işgâl ettiği bölgeleri sahiplenme fırsatı vermemiş ve her geçen zaman zarfında Ermenistan, işgâl altında tuttuğu bölgelerin esirine dönüşmüştür. Daha kesin bir ifade ile Ermenistan, genişlemek, büyümek ve güçlenmek isterken zayıflamış; ekonomik açıdan gerilemiş ve bağımlı bir devlete dönüşmüştür.

Öte taraftan zamanın, Ermenistan’ın lehine olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu devlet, Azerbaycan topraklarını işgâl altında tutsa da galip sayılamaz. Çünkü işgâl durumu, ülkeyi gerçekte ekonomik ve demografik tenezzüle sürüklemiş, çifte standartlar politikasından Ermenistan da kendi nasibini almıştır. Bunun en açık delili yukarıda da belirtildiği gibi, Ermenistan’ın işgâl ettiği Azerbaycan topraklarını tam olarak benimseyememesi ve her geçen zaman zarfında işgâl edilen bölgelerin esirine dönüşmesidir. Bunun sonucu olarak Ermenistan, kendisini entegrasyon sürecinin ve enerji projelerinin dışında bırakmıştır. Azerbaycan ise toprakları işgâl altında tutulmasına rağmen ekonomik açıdan gelişmiş, bölgenin ekonomik liderine dönüşmüştür. Çatışmanın, “uzunsüreli ateşkes ve yer-yer çatışma” senaryosuna uygun olarak devam edeceği öngörüsünde bulunmak mümkündür. Azerbaycan’ın bu uzun yolda tamamen kazançlı çıktığı söylenemez. Fakat en azından Ermenistan’la kıyasta “zaman” Azerbaycan’ın lehine işlemekte ve devlet kendi imkanları ile Ermenistan’a karşı ekonomik ve askerî açıdan baskı araçlarını artırmaktadır.

Azerbaycan, sorunun barışçıl çözümüne taraf olmakla birlikte toprak bütünlüğü konusunda asla taviz vermeyeceğini ve son aşamada gerekirse uzun soluklu askerî yola baş vuracağını da belirtmiştir. Özellikle Azerbaycan’ın askerî doktrininin savunma harcamalarının ordunun taktiksel ve stratejik kapasitesinin kullanımına yönlendirilmesi ve Dağlık Karabağ Sorunu’nun çözümünün öncelikli ulusal konu olarak belirtilmesi, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Azerbaycan’ın askerî harcamalarını artırması, Ermenistan tarafından politik manevra olarak kabul edilse de 8 Haziran 2010’da askerî doktrinin kabulü, Azerbaycan’ın blöf yapmadığını göstermiştir. Askerî doktrinde, Dağlık Karabağ Sorunu’nun çözümünde askerî müdahalenin jeopolitik gerçekler doğrultusunda kaçınılmaz olması hâlinde müdahale edileceği ibaresi yer almaktadır ki zaten bunun ilki, ağır bir biçimde karşı tarafa uygulandı. Doktrinde, uluslararası sorunların uluslararası hukuka aykırı yollarla desteklenmediği ifade edilerek, uluslararası hukukun Azerbaycan’a tanıdığı haklar çerçevesinde askerî güce başvurularak Dağlık Karabağ ve çevresindeki yedi ilin Ermeni işgâlinden kurtarılması öngörülmüş; bu husus belgede defalarca tekrarlanmıştır.[42]

Sonuç itibariyle günümüzde Azerbaycan-Türkiye-Ermenistan arasında süre gelen yaklaşık iki asırlık problemin adı olan “Ermeni Meselesi” ve “Karabağ Münakaşası”nın, Ruslar başta olmak üzere emperyalist güçler tarafından oluşturulmuş yapay bir sorun olduğu görülmektedir. Bugün, çevresindeki bölgelerle birlikte Rusya’nın desteği ile Azerbaycan’ın %20’lik toprak parçasının yanı sıra işgâl edilen Dağlık Karabağ, hâlâ BM ve AGİT teşkilatının gündeminde hâllini bekleyen sorunlardan biridir. Gerçek vak’a şu ki bilimsel ve hukukî bir statüsü olmadan iskân ve terör yoluyla Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan sınırları içine katılmıştır. Yine bilinmelidir ki günümüzdeki Ermenistan, Ermenilerin Ermenistan’ı değil, birilerinin Ermenistan’ı konumundadır.[43]

 

KAYNAKÇA

AGAYAN, Ç. P., Rol Rossii v İstoriçeskih Sudbah Armyanskogo Naroda (k 150 Letiyu Prisoyedineniya Vostoçnoy Armenii k Rossii). Moskova 1978.

ALİYEV, Ali, Elince Yaddaşı. Bakı 2004.

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1990), Ankara 1991.

ASLANLI, Araz, “Ermenistan’ın Azerbaycan Topraklarını İşgali Sorununun Hukuki Boyutu: Azerbaycan’ın Meşru Müdafaa Hakkı Devam Ediyor mu?”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı: 9, Ankara 2003.

AVETİSYAN, Rafael, Armeniya v Strukture Sovremennıx Mejdunarodnıx Otnoşeniy Kavkazskogo Regiona, Sankt-Peterburg 2011, Tema Dissertatçii i Avtoreferata po VAK 23.00.04, http://www.dissercat.com/content/armeniya-v-strukture-sovremennykh-mezhdunarodnykh-otnoshenii-kavkazskogo-regiona.

AYDOĞAN, Metin, Bitmeyen Oyun: Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, İstanbul  2003.

BLANDY, C. W., Azerbaijan: Is War Over Nagorny Karabakh a Realistic Option?, Advanced Research and Assessment Group, Caucasus Series 08/17. Defence Academy of the United Kingdom 2008.

BRZEZİNSKİ, Zbiqniew, Büyük Satranç Tahtası: Amerika’nın Önceliyi ve Bunun Jeostratejik Gerekleri. İstanbul 1998.

BRZEZİNSKİ, Zbiqniew, Stratejik Vizyon: Amerika ve Küresel Güç Buhranı, İstanbul 2012.

CABBARLI, Hatem, “Ermenistan-Rusya İlişkileri veya Rusya’nın Bir Eyaleti “Bağımsız Ermenistan””, Ermeni Araştırmaları Dergisi, ASAM Yayınları, Ankara 2004.

CHİTADZE, Nika, “Gürcistan-Rusya Savaşının Ardından Güney Kafkasya’da Güvenlik”, Türk Dış Politikası. Uluslararası III. Türk Dış Poltikası Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Yayınları, Ankara 2009.

CORNELL, Svante, “Small Nations and Great Powers, A Study of Ethnopolitical Conflict In The Caucasus”, Ricmond, Surrey, Curzon 2001.

ÇAKMAK, Haydar, “Avrupa Güvenliği ve Türkiye”, Türk Dış Politikası, Uluslararası III Türk Dış Politikası Sempozyumu Tebliğleri, USAK Yayınları, Ankara 2009.

ÇAŞIN, Mesut, “İran Silahlı Kuvvetleri”, Avrasya Dosyası, Cilt: 2, Sayı: 1, Ankara, 1995.

ÇİMEN, Ali, Göğebakan, Göknur, Tarihi Değiştiren Savaşlar, İstanbul 2009.

DAVUTOĞLU, Ahmet, Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu. İstanbul 2010.

DEKMEJİAN, R. H., Soviet-Turkish Relations and Politics in the Armenia SSR, Soviet Studies, vol. 19, No: 4, April, 1968

DUGİN, Aleksandr, Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım, İstanbul 2004.

ELNUR, Aslanov, Devletin Düşmanları Barede, Yahut Prezidentin Konuşmasında Dair Sözardı, http://www.gun.az/tribune/56526.print

FRİEDMAN, George, Gelecek 10 Yıl. İstanbul 2011.

FUKUYAMA, Frensis, Konets İstorii i Posledniy Çelovek. Moskva 2004.

GÜL, Nazmi-Gökçen Ekici, “Azerbaycan ve Türkiye ile Bitmeyen Kan Davası Ekseninde Ermenistan’ın Dış Politikası”, Avrasya Dosyası, Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Azerbaycan Özel, Cilt: 7, Sayı: 1, Ankara 2001.

GÜL, Nazmi-Gökçen Ekici, “Ortak Tehdit Algılamaları Ve Stratejik İttifaklığa Doğru İlerleyen İran-Ermenistan İlişkileri”, Stratejik Analiz, Cilt: 2, Sayı: 22, İstanbul 2002.

HABİBBEYLİ, Erestü, Sivilizasyonların Kesişmesinde Türk Dünyası, Bakı 2011.

HASANOV, Ali, Çağdaş Uluslararası İlişkiler ve Azerbaycan’ın Dış Politikası, Bakü, 2005.

HİLLENBRAND, Kerol, Krestovıye Poxodı. Vzglyad s Vostoka: Musulmanskaya Perspektiva, Moskva 2008.

HOLTOM, Paul, “Trends in International Arms Transfers 2011”, SIPRI, March 2012, http://books.spri.org/files/FS/SIPRIFS1203.pdf, (Erişim Tarihi: 13.09.2012), http://www.dissercat.com/content/problema-uregulirovaniya-konflikta-v-nagornom-karabakhe-i-rol-mezhdunarodnykh-organizatsii.

HUNTİNGTON, Samuel P., Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, İstanbul 2005.

İBRAHİMLİ, Haleddin, Değişen Avrasya’da Kafkasya. ASAM Yayınları, Ankara 2001.

İBRAHİMOV, Rövşen, “Dağlık Karabağ Sorununun Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi”, Karabağ: Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz, Kafkaz Üniversitesi Beynelhalk Münakaşaları Araştırma Merkezi, No: 002, Bakü 2010.

İSMAYILOV, Elnur, “Türkiye-Ermenistan Münasebetleri Kontekstinde Dağlık Karabağ Münakaşası”, Karabağ: Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz, Kafkaz Üniversitesi Beynelhalk Münakaşaları Araştırma Merkezi, No: 002, Bakü 2010.

JAROSİEWİCZ, Aleksandra, Krzysztof Strachota, “Nagorno-Karabakh-conflict unfreezing” Center for Eastern Studies, p.6, http://www.osw.waw.pl/en/publikacje/osw-commentary/2011-10-26/nagornokarabakh-conflict-unfreezing, (Erişim Tarihi: 18.09.2012).

KANTARCI, Şenol, “Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu: Başlangiçtan Lozan’a”, Ermeni Sorunu El Kitabı (genişletilmiş ikinci baskı), Ankara 2003.

KASIM, Kamer, “Origins and Consequences of the Karabakh Conflict”, Basic Principle for the Settlement of the Conflicts on the Territories of the GUAM States, 15-16 April 2008.

KASIM, Kamer, “Türkiye’nin Kafkasya Politikası: Fırsatlar ve Güvenlik Problemleri” , Türk Dış Politikası Uluslararası III. Türk Dış Poltikası Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Yayınları, Ankara 2009.

KAŞGARLI, Mehlika, “Haçlı Seferleri ve Ermeniler”, Türk-Ermeni İlişkileri. 21. Yüzyıla Girerken Tarihe Dostca Nakış, Ankara 2000.

KAZİMİROV, Vladimir, Mir Karabahu. Posredniçestvo Rossii v Uregulirovanii Nagorno-Karabahskogo Konflikta, Mejdunarodnıye Otnoşeniya, Moskva 2009.

KENJETAEV, Marat, “Oboronnaya Promışlennost Respubliki Armeniya”, http://cast.ru/russian/publish/1997/oct-dec/1.html.

KIRPIK, Güray, “Birinci Haçlı Seferinde ve Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Ermeni-Fransız Münasebetlerinin Benzer Yönleri”, Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 3/4 Summer 2008.

KOCAMAN, Ömer, “ABD ve İsrail Azerbaycan’dan Yardımmı Umuyorlar”, http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=5&yazi=788.

KOÇARYAN, Robert, “İskat Vıgodu v Sglajivanii Protivoretçiy”, Mejdunarodnaya Jizn, No: 2 2003.

KUZİK, Boris, Yakovets, Yuriy, Tsivilizatsii: Teoriya, İstoriya, Dialog, Buduşyeye. İnstitut Ekonomiçeskih Strategiy, T. 1, Moskva 2006.

QASIMLI, Vüsal, Şiriyev, Zaur, Veliyeva, Zülfiye. İran-Ermenistan İlişkileri, Jeopolitik Gerçeklik Versus Siyasi İddialar. Bakü 2011.

QASIMOV, Musa, Azerbaycan’ın Xarici Siyaseti (Konsepsiya Meseleleri). Bakı 1997.

QULUZADE, Vefa, Geleceğin Ufukları. Bakı 1999.

LİPRANDİ, A. P. Kavkaz i Rossiya, Xarkov 1911.

MALIŞEVA, Dina, “Problemı Bezopasnosti na Kavkaze”, http://www.ca-c.org/online/2001/journal_rus/cac-01/05.malishr.shtml.

MAZICI, Nurşen, Belgelerle Uluslararası Rekabette Ermeni Sorununun Kökeni (1878-1918), Gümüş Basımevi, İstanbul 1987.

MCDOWALL, David, “The Kurdish Question: A Historical Review”, In The Kurds: A Contemporary Overview, ed. by Philip G. Kreyenbroek and Stefan Sperl, London 1992.

MUSTAFAYEV, Beşir, “Dağlık Karabağ Münakaşası ve Bu Konuda Azerbaycan’ın Dış Politikası İçin Bir Akademisyen Önerisi”, Dağlık Karabağ Üzerine Analizler (Derleyenler: C. Kasımlı, İ. Arslan), Gündoğan Yayınları, İstanbul 2015.

MUSTAFAYEV, Beşir, “Dünya Siyasi Coğrafyasında Türkiye-Ermenistan Sınır Kapısı Tartışmaları Üzerine Akademik Görüşler”, Kadim Dostluğun Yüz Yıllık Açmazında Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu: Toplumsal Bellek, Önyargılar ve Gerçekler, Antalya 08-11 Nisan 2015.

MUSTAFAYEV, Nazım, “Gümrü Tarihinden Sayfalar” (Çev: Beşir Mustafayev), Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl 9, Sayı 20, Erzurum 2002.

MUSTAFAYEV, Beşir, “Karabağ’ın İşgal Süreci ve Bölgede Yaşanan Son Olaylar Çerçevesinde Çözüm Arayışları”, Atatürk Üniversitesi Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (TAED), Sayı. 49, Yıl. 19, Erzurum, Haziran 2013

MÜLLER, Harald, Kültürlerin Uzlaşması, Timaş Yayınları, İstanbul 2001.

NEHRU, Cevahirlel, Ümumdünya Tarihine Nezer, Genclik Yayınları, Bakı 1986.

NERSESYAN, M. G., İz İstorii Russko-Armyanskih Otnoşeniy, Erevan 1956.

NOVİKOVA, Gayane, “Implications of the Russian-Georgian War in the Nagorno-Karabakh Conflict: Limited Maneuverability” Caucasus Edition, http://caucasusedition.net/analysis/implications-of-the-russian-georgian-war-in-the-nagorno-karabakh-conflict-limited-maneuerability, (Erişim Tarihi: 18.09.2012).

OGAN, Sinan, “Türkiye-Ermenistan Maçı, Protokol, Açılım ve Türkiye İçin Riskler”, http://www.turksam.org/tr/a1870.html, (Erişim Tarihi: 10.11.2009).

ÖZKAN, G., Türk-Amerikan İlişkilerinde Kafkasya Faktörü. Avrasya, 11(2), İstanbul 2005.

PARSAMYAN, V. A., Zapadnaya Armeniya vo Vremya I. Mirovogo Voyna, Erevan 1977.

SARKOZY, Nicolas, İtiraflarım, Karakutu Yayınları, İstanbul 2008.

SCHMİDT, Hans-Joachim, “Military Confidence Building and Arms Control in Unresolved Territorial Conflicts”, Peace Research Institute Frankfurt, PRIF-Reports No: 89, Frankfurt 2009.

SMİGİELSKİ, Robert, “Prospects for Nagorno-Karabakh Settlement Following the Russia-Georgia Conflict”, Polish Institute of International Affairs, No: 10 (10), 16 February 2009.

SONYEL, Salahi R., Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. TTK Yayınları, Cilt: 2, Ankara 1986.

ŞAVROV, Nikolay, Novaya Ugroza Russkomu Delu v Zakavkazye: Predstavşaya Rasporyadka Mugani İnarodtsam, Bakü 1911.

ŞIHALİYEV, E. A., “Psihologiçeskaya i Religioznaya Podopleka Armyanskogo Voprosa”, Jurnal “Naslediye”, No: 6 (48), Moskova 2010.

ŞIHALİYEV, E. A., Ermenistan-Azerbaycan Çatışması Sivilizasyonların Çatışması Bağlamında. Elm ve Tehsil, Bakü 2011.

ŞIHALİYEV, E. A., Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya, İran, Türkiye Rekabetleri ve Ermeni Faktörü. Naturel Yayıncılık, Ankara 2004.

ŞOSTAKOVİÇ, S. V., Diplomatiçeskaya Deyatelnost A. S. Griboyedova. izd-vo Sotçialno-Ekonomiçeskoy Literaturı, Moskova 1960.

TOYNBİ, Arnold, İssledovaniye İstorii, ACT, Moskva 2010.

ULUSEL, Rahid S., Qloballaşma ve Türk Sivilizasyonu. Çaşıoğlu Yayınları, Bakü 2005.

VARTANYAN, Artyom, “Problema Uregulirovaniya Konflikta v Nagornom Karabahe i Rol Mejdunarodnıh Organizatçiy”, Moskva, 2011, Tema Dissertatçii i Avtoreferata po VAK 23.00.04,

YAVİ, Ersal, 1856-1923 Emperyalizm Kıskacında Türkler, Ermeniler, Kürtler,  İzmir 2001.

YENİKOLOPOV, İ. K., Griboyedov i Vostok, Aypetrat, Erevan 1954.

YILMAZ, Salih, “Birinci Dünya Savaşı Öncesi ve Sonrasında Türkler ile Büyük Devletlerin Siyasetleri”, TYB Akademi Dil, Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 11, Ankara, 2014.

YILMAZ, Salih, “Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yılında Ermeni Sorunu, Tehcir ve Pontus Sorununa Genel Bakış”, Yeni Türkiye Dergisi, Ermeni Meselesi Özel Sayısı, Cilt. IV, Sayı: 63, Ankara, 2014.

YOSHİMURA, Takayuki, “Some Arguments on the Nagorno-Karabakh History”, http://srch.slav.hokudai.ac.jp/coe21/publish/no18/3_yoshimura.pdf, (Erişim Tarihi: 16.01.2012).

ZARRİNKUB, Abdol Hoseyn, İslamskaya Tsivilizatsiya, Andalus, Moskva 2004.

 

Web Kaynakçası

  1. “Azerbaijan and Armenia: Peace prospects, Military Realities&the Role of the Armenian Diaspora”, Caspian İnformation Center, No: 16, October 2011, pp. 1-2. http://www.caspianinfo.com/wp-con-tent/uploads/2011/10/OP-No: 16-Armenia-and-Azerbaijan-Peace-Prospects-Military-Realities-and-the-Role-of-the-Armenian-Diaspora.pdf, (Erişim Tarihi: 30 Nisan 2012).
  2. Azerbaycan Respublikasının Herbi Doktrinası, Azerbaycan Respublikasının Milli Meclisi, 08 Haziran 2010. http://meclis.gov.az/?/az/law/183#comment (Erişim Tarihi:24 Şubat 2016).
  3. Eho Moskvı/Peredaçi/İntervyu/Çetverg, 27.01.2011, Serj Sarkisyan, Prezident Armenii, http://www.echo.msk.ru/programs/beseda/744902-echo.phtml (Erişim Tarihi:24 Şubat 2016).
  4. Ermeni Politologlar: “İran’la Müharebe Başlayacağı Tegdirde Gerb Dağlık Karabağ Münakaşasını Herbi Yolla Hell Etmek Üçün Azerbayacan’a Yaşıl Işıg Yandıracag”, http://az.apa.az/news.php?id=265501. (Erişim Tarihi:24 Şubat 2016).
  5. http://www.enerjigunlugu.net/icerik/17908/doc-ismayil-azeriermeni-catismasi-tanapi-etkiemez.html#.VwLQzA-w89n.twitter (Erişim Tarihi: 06 Nisan 2016).
  6. Natsionalnoe Sobranie Armenii Ratifitçirovalo Ustav Organizaçii Dogovora o Kollektivnoy Bezopasnosti, http://www.newspb.ru/allnews/155192. (Erişim Tarihi:24 Şubat 2016).

 

 

* Doç. Dr., Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nahçvan Şubesi, Nahçıvan Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü. e-mektup: emin.amea@yahoo.com

**  Doç. Dr., Siirt Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Genel Türk Tarihi Bilim Dalı Öğretim Üyesi, e-mektup: besirmustafa@gmail.com

[1]Takayuki Yoshimura, “Some Arguments on the Nagorno-Karabakh History”, s. 58, http://srch.slav.hokudai.ac.jp/coe21/publish/no18/3_yoshimura.pdf, (Erişim Tarihi: 16.01.2012).

[2]Robert Koçaryan, “İskat Vıgodı v Sglajivanii Protivoretçiy”, Mejdunarodnaya Jizn, No: 2, s. 31-32; Vladimir Kazimirov, Mir Karabahu. Posredniçestvo Rossii v Uregulirovanii Nagorno-Karabahskogo Konflikta, Mejdunarodnıye Otnoşeniya, Moskva 2009, s. 271; Rafael A., Armeniya v Strukture Sovremennıx Mejdunarodnıx Otnoşeniy Kavkazskogo Regiona, Tema Dissertatçii i Avtoreferata po VAK 23.00.04, Sankt-Peterburg 2011, http://www.dissercat.com/content/armeniya-v-strukture-sovremennykh-mezhdunarodnykh-otnoshenii-kavkazskogo-regiona.

[3] Emin A. Şıhaliyev, “Psihologiçeskaya i Religioznaya Podopleka Armyanskogo Voprosa”, Jurnal “Naslediye”, No: 6 (48), Moskova 2010, s. 48-51; Şıhaliyev, Ermenistan-Azerbaycan Çatışması Sivilizasyonların Çatışması Bağlamında, Bakü 2011, s. 106-124; Haleddin İbrahimli, Değişen Avrasya’da Kafkasya, Ankara 2001, s. 43-53. 

[4]Rövşen İbrahimov, “Dağlık Karabağ Sorununun Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi”, Karabağ: Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz, Kafkaz Üniversitesi Araştırma Merkezi, No: 002, Bakü 2010, s. 395.

[5]Elnur İsmayılov, “Türkiye-Ermenistan Münasebetleri Kontekstinde Dağlık Karabağ Münakaşası”, Karabağ: Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz, Kafkaz Üniversitesi Beynelhalk Münakaşaları Araştırma Merkezi, No: 002, Bakü 2010, s. 173-174; Kamer Kasım, “Türkiye’nin Kafkasya Politikası: Fırsatlar ve Güvenlik Problemleri”, Türk Dış Politikası Uluslararası III. Türk Dış Poltikası Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınları, Ankara 2009, s. 63.

[6]Samir Hamitov, “Dağlık Karabağ Münakaşası 2020 Yılında: Barış, Yoksa Müharebe?” Dirçeliş-XXI. Asır Dergisi, No: 153-154, Bakü 2011, s. 151.

[7]Emin A. Şıhaliyev, Ermenistan-Azerbaycan Çatışması, s. 215; Araz Aslanlı, “Ermenistan’ın Azerbaycan Topraklarını İşgali Sorununun Hukuki Boyutu: Azerbaycan’ın Meşru Müdafaa Hakkı Devam Ediyor mu?”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı: 9, Ankara 2003, s. 104.

[8] Rusya’nın Osmanlı Devleti Politikası ve Ermeni Sorununun Geçmişine Dair Bakınız: Salih Yılmaz, “Birinci Dünya Savaşı Öncesi ve Sonrasında Türkler ile Büyük Devletlerin Siyasetleri”, TYB Akademi Dil, Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, sayı: 11, Ankara, 2014, s. 11-35; Salih Yılmaz, “Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yılında Ermeni Sorunu, Tehcir ve Pontus Sorununa Genel Bakış”, Yeni Türkiye Dergisi, Ermeni Meselesi Özel Sayısı, Cilt IV, Sayı: 63, Ankara, 2014, s. 2837-2854.

[9] G. Özkan, Türk-Amerikan İlişkilerinde Kafkasya Faktörü, Avrasya Dosyası, 11 (2), İstanbul 2005, s. 141.

[10]Nazım Mustafayev, “Gümrü Tarihinden Sayfalar” (Çev: Beşir Mustafayev), Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl: 9, Sayı: 20, Erzurum 2002,  s. 253-262.

[11] R. H., Dekmejian, Soviet-Turkish Relations and Politics in the Armenia SSR, Soviet Studies, vol. 19, No: 4, April 1968.

[12] Svante Cornell, “Small Nations and Great Powers, A Study of Ethnopolitical Conflict In the Caucasus”, Ricmond, Surrey, Curzon 2001.

[13] Beşir Mustafayev, “Dünya Siyasi Coğrafyasında Türkiye-Ermenistan Sınır Kapısı Tartışmaları Üzerine Akademik Görüşler”,  Kadim Dostluğun Yüz Yıllık Açmazında Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu: Toplumsal Bellek, Önyargılar ve Gerçekler, Akdeniz Üniversitesi, Antalya 2015, Özet Bildiri Kitabı, s. 100.

[14] Vefa Quluzade, Geleceğin Ufukları, Azerbaycan Yayınları, Bakü 1999, s. 101.

[15] Kamer Kasım, “Origins and Consequences of the Karabakh Conflict”, Basic Principle for the Settlement of the Conflicts on the Territories of the GUAM States, 15-16 April, Baku 2008, s. 66.

[16]Ali Hasanov, Çağdaş Uluslararası İlişkiler ve Azerbaycan’ın Dış Politikası, Bakü 2005, s. 672.

[17]Nika Chitadze, “Gürcistan-Rusya Savaşının Ardından Güney Kafkasya’da Güvenlik”, Türk Dış Politikası. Uluslararası III. Türk Dış Poltikası Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Yayınları, Ankara 2009, s. 123-124.

[18] Nika Chitadze, a. g. m., s. 125, 129, 132.

[19]Natsionalnoe Sobranie Armenii Ratifiçirovalo Ustav Organizaçii Dogovora o Kollektivnoy bezopasnosti, http://www.newspb.ru/allnews/155192/.

[20]Hatem Cabbarlı, Ermenistan-Rusya İlişkileri veya Rusya’nın Bir Eyaleti “Bağımsız Ermenistan”, ASAM Yayınları, Ankara 2004, s. 21.

[21]Emin A. Şıhaliyev, Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya, İran, Türkiye Rekabetleri ve Ermeni Faktörü, Naturel Yayıncılık, Ankara 2004, s. 113.

[22]Marat Kenjetaev, “Oboronnaya Promışlennost Respubliki Armeniya”, http://cast.ru/russian/publish/1997/oct-dec/1.html

[23]Hatem Cabbarlı, a. g. m., s. 21-22.

[24]Dina Malışeva, “Problemı Bezopasnosti na Kavkaze”, http://www.ca-c.org/online/2001/journal_rus/cac-01/05.malishr.shtml.

[25]Kenjetaev, “Oboronnaya Promışlennost Respubliki Armeniya”, http://cast.ru/russian/publish/1997/oct-dec/1.html.

[26]Hatem Cabbarlı, a. g. m., s. 22.

[27]Hans-Joachim Schmidt, “Military Confidence Building and Arms Control in Unresolved Territorial Conflicts”, Peace Research Institute Frankfurt, PRIF-Reports No: 89, Frankfurt 2009,  s.11.

[28]Paul Holtom, “Trends in International Arms Transfers 2011”, SIPRI, March 2012, http://books.spri.org/files/FS/SIPRIFS1203.pdf, (Erişim Tarihi: 13.09.2012).

[29]Robert Smigielski, “Prospects for Nagorno-Karabakh Settlement Following the Russia-Georgia Conflict”, Polish Institute of International Affairs, No: 10 (10), 16 February 2009, s. 19-20.

[30]Tomas Ambrosio, Amerikalı Analitik Dağlıq Qarabağ Münakaşasının Halli İle Bağlı Bedbin Prognoz Verib, http://az.apa.az/news.php?id=228962.

[31]Samuel P. Huntington,  Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, İstanbul 2005, s. 9.

[32]Samuel P. Huntington,  a. g. e., s. 306, 312-313.

[33]Artem Vartanyan, “Problema Uregulirovaniya Konflikta v Nagornom Karabahe i Rol Mejdunarodnıh Organizatçiy”, Tema Dissertatçii i Avtoreferata po VAK 23.00.04, Moskva 2011, http://www.dissercat.com/content/problema-uregulirovaniya-konflikta-v-nagornom-karabakhe-i-rol-mezhdunarodnykh-organizatsii.

[34] Bkz. Beşir Mustafayev, “Karabağ’ın İşgal Süreci ve Bölgede Yaşanan Son Olaylar Çerçevesinde Çözüm Arayışları”, Atatürk Üniversitesi Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (TAED), Sayı. 49, Yıl. 19, Erzurum, Haziran 2013, s. 281-294.

[35]Gayane Novikova, “Implications of the Russian-Georgian War in the Nagorno-Karabakh Conflict: Limited Maneuverability” Caucasus Edition, http://caucasusedition.net/analysis/implications-of-the-russian-georgian-war-in-the-nagorno-karabakh-conflict-limited-maneuerability, (Erişim Tarihi: 18.09.2012).

[36]Aleksandra Jarosiewicz, Strachota, Krzysztof, “Nagorno-Karabakh-conflict Unfreezing” Center for Eastern Studies, s. 6, http://www.osw.waw.pl/en/publikacje/osw-commentary/2011-10-26/nagornokarabakh-conflict-unfreezing, (Erişim Tarihi: 18.09.2012).

[37]C.W., Blandy, Azerbaijan: Is War Over Nagorny Karabakh a Realistic Option? Advanced Research and Assessment Group. Caucasus series 08/17, Defence Academy of the United Kingdom May 2008, s. 7.

[38]George Friedman, Gelecek 10 Yıl, Pegasus Yayınları, İstanbul 2011, s. 169-170.

[39] George Friedman, a. g. e., s. 182.

[40] Zbiqniew Brzezinski, Stratejik Vizyon: Amerika ve Küresel Güç Buhranı, İstanbul 2012, s. 111.

[42]Azerbaycan Respublikasının Herbi Doktrinası, Azerbaycan Respublikasının Milli Meclisi, 08 Haziran 2010, http://meclis.gov.az/?/az/law/183#comment

[43] Beşir Mustafayev, “Dağlık Karabağ Münakaşası ve Bu Konuda Azerbaycan’ın Dış Politikası İçin Bir Akademisyen Önerisi”, Dağlık Karabağ Üzerine Analizler (Derleyenler: C. Kasımlı, İ. Arslan), Gündoğan Yayınları, İstanbul 2015, s. 43.

Bu haber toplam 2519 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim