TV 24 Ankara Temsilcisi Yaşar Taşkın Koç: Wikileaks'e Göre Kaddafi Demokrasi Getirmek İçin Atak Yaptı

TV 24 Ankara Temsilcisi Yaşar Taşkın Koç: Wikileaks'e Göre Kaddafi Demokrasi Getirmek İçin Atak Yaptı
Türkiye’de kültür ve medya ilişkisi üzerinde duran gazeteci Yaşar Taşkın Koç, dünyanın yeni patronu küresel sermayenin sosyal medyaya hükmettiğini söyledi.
yasar

Türkiye’de kültür ve medya ilişkisi üzerinde duran gazeteci Yaşar Taşkın Koç, dünyanın yeni patronu küresel sermayenin sosyal medyaya hükmettiğini söyledi.

KOÇ: ELEKTRONİK KÜLTÜR İNSANLIĞI GERİ SÖZLÜ KÜLTÜRE GÖTÜRDÜ

 

Türkiye Yazarlar Birliği’nin düzenlediği Düşünce Seminerleri’nin bu ayki konuğu Kanal 24 Ankara Temsilcisi Yaşar Taşkın Koç’tu. 09 Nisan Cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliği Mehmet Akif Salonu’nda konuşan Koç Türkiye’de kültür, düşünce ve medya ilişkisi üzerinde durdu.

 

Son aylarda Kuzey Afrika’da meydana gelen olayların dünya sisteminin değişmesiyle ilgili olduğunu söyleyen Koç, artık yeni patronun Facebook’ların, Tweeter’ların sahibi küresel sermaye olduğunu belirtti. Dünyada paylaşımın üç ayrı döneme ayrıldığını aktaran Yaşar Taşkın Koç konuşmasına şöyle devam etti: “I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı parçalanırken İngiltere, Fransa, Amerika arasında paylaşıldı. II. Dünya Savaşı Almanya’nın itirazı yüzünden çıktı. Çünkü Almanya I. Dünya Savaşı’nın sonuçlarından memnun kalmamıştı. II. Dünya Savaşı yeni bir paylaşım savaşıydı. Fakat bu sefer patron değişmişti. Yeni patron Amerikaydı. İngiltere ve Fransa 1956 yılında Süveyş Kanalı’na bir çıkarma yaptıklarında Amerika ‘çıkın oradan’ dediği zaman çıktılar ve patronun kim olduğu anlaşıldı. Biz çöktükten sonra İngiltere ve Fransa başta olmak üzere mandater aleni sömürüye gitmişlerdi. II. Dünya Savaşı’nda patron Amerikaydı, onun yöntemi farklıydı, sınırlar değişmedi, yalnız mandaterlerin hepsine ‘siz cumhuriyetsiniz’ artık dediler. Amerika’nın yöntemi buydu.”

 

100 Yılda Değişen Yalnız Patronlar

Şimdi aynı bölgede tekrar bir savaşın başladığını hatırlatan Taşkın Koç, Trablus’u örnek göstererek paylaşımın devam ettiğini belirtti: “1911 Trablusgarp’a İtalyanların saldırısı var, yıl 2011 bu sefer Fransa saldırdı. Tam 100 yıl. Şimdi patron değişmiş ki savaş başlıyor. Şimdiki patron Twetter’ların Facebook’ların sahibi olan patron yani küresel sermaye. Ülkelerin isimlerinin ve sınırlarının üzerindeki sermaye. Birinci yöntemde Osmanlı açıkça sömürüldü, ikincisinde ‘hayır sizi ülke haline getirelim’ deyip sömürü devam ettirildi üçüncüsünde “ya biz artık aracı diktatörlere de ihtiyaç duymuyoruz, bizi ilgilendiren üretilen malların bütün dünyaya ulaşması, bütün dünyadaki malların istediğimiz yere kanalize olmasıdır.’ deniliyor. Herkesi patron yapan, patron hissettiren üçüncü bir gücün çıktığını düşünüyorum. Bütün bunları televizyon bize anlatabilir mi? Anlatamaz şüphesiz, anlatamıyor da zaten.”

 

Televizyon icat edildikten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını anlatan Koç hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını söyledi. Tüm iletişim araçlarının, sinemanın bile eskisi gibi olmadığının altını çizen Yaşar Taşkın Koç hepsinin televizyonun doldurduğu alanın dışında kendine bir rekabet alanı bulmaya çalıştıklarını; dergiler başta gelmek üzere spesifik ve tematik yayınların arttığını gazetelerin de rekabete başa çıkabilmek için sayfalarını içeriklerini değiştirdiklerini vurguladı. Kendi belgesel çalışmalarında da sık sık medyanın davranış şeklini düşündüğünü kaydeden Koç “Türk medyası başka türlü davransaydı acaba 27 Mayıs başka bir yere sürüklenir miydi? Menderes asılır mıydı? Bütün bunları etkileyen bir rolü vardı. Ama bütün bunları yapan medya mıdır? Kültür bir yerde medya sayesinde mi düşüyor yoksa medya bu düşüşü taşıyıcı bir araç mı? Yani suçlu televizyonlar mı, suçlu insanoğlunun doğası, gidişatı mı?” sorularını yönelt

.

Toplumun Bu Hale Gelmesi Televizyonun Suçu mu?

“Biz televizyonlarla, iletişimle, gazetelerle, dergilerle başka bir şey yapabilir miydik, yok hayır hayat buraya doğru gidiyordu, onlar buna uyum mu sağladı?” sorularının son derece kritik olduğunu belirten Koç “Düşündüğümüz zaman gazeteleri, televizyonları, sinemaları, iletişim tekniklerini doğru kullansaydık insanlara yararlı, kültür düzeyini yüksekte tutan bir yerde olurdu, diye düşünmeye yatkın zihnimiz. Ama acaba tersini yani biz zaten buralara düşecektik ama televizyon sinema bunu artıran araçlar mı? diye de sorabiliriz. Doğrusu cevabını bilmiyorum. Doğru kullansaydık kültürümüz başka yerde olurdu yargısına da şüpheyle yaklaşıyorum. Şöyle bir sıkıntımız var: olaylar olup biterken insan zihni olayları doğru algılayamıyor. Çok dahi düzeyinde insanlar belki yaşananları yorumlamaya yatkın. Onların da sesleri genellikle kitlelere ulaşmaz. Sonra olaylar olup biter ve tarihçiler, iletişimciler ve insanlar olup bitenleri yorumlamaya başlarlar. Ama iş olup bitmiştir. Dünya değişmektedir ve biz dünyanın değişip gittiğini fark etmiyoruz. Örneğin şu anda Kuzey Irak, Afrika ve Ortadoğu’da bir takım gelişmeler oluyor. Belli ki bunlar devam edip gidecek. Bunlar çatışma düzeyine geldiği, isyan ettiği zaman medya farkına varıyor. Ama aslında bunun buraya doğru gitmekte olduğunu kimse fark edemedi. İnsanlık böyle bir şey. Bu olayların nereye gideceği ve kaç ülkeyi etkileyeceği konusunda da net bir fikrimiz yok. En kritik soru şu? Bütün bunları kim yapıyor? Bütün bunları halklar kendileri mi yapıyor, iletişim araçları mı yapıyor yoksa biraz daha plancı üçüncü bir akım mı yapıyor? Bütün bunları hala bilmiyoruz. Şüphelerimiz var. İdeolojik kanaatlerimize göre söyleyeceklerimiz var ama son tahlilde gerçekte ne olduğunu teknoloji zamanı kısalttığı için elli yılda değil de beş yılda üç yılda öğreneceği. Wikileaks türü belgeler çıkacak falan. Bütün bunlarda medya ne rol oynar? Bir kültürden bahsediyoruz. Kültür eskisi gibi tanımlayabileceğimiz bizim manevi değerlerimizin bir kenarda durduğu bir şey olmaktan çıktı. Çünkü kültür dediğimiz şey evimizde televizyonumuz olduğu sürece, kıyafetlerimiz değiştiği sürece, çocuğumuzla ilişkimiz, onu gönderdiğimiz özel okul ya da dersane değiştiği sürece, artık bizim kontrol edebileceğimiz, yürütebileceğimiz olmaktan çıktı. Mümkün olduğu kadar bir arada tutmaya çalıştığımız bir şey. Bütün bunlarda medyaya ne kadar yük yükleyebiliriz, medyayı suçlayabiliriz, burası tartışmalı.”

 

Medya Kültür Piramidinin En Altındakini Esas Alır

Medyanın olaylara bakışı ve bunu kitlelere aktarmasıyla ilgili örnekler veren Yaşar Taşkın Koç, Kanal 7’de istihbarat şefliği yaptığı dönemde Ahmet Hakan Coşkun’un da İstanbul Haber Koordinatörlüğü yaptığını haber toplantılarında kendilerine “bunu bir ilkokul mezunu anlayabilecek şekilde anlatın.” dediğini aktararak “Bu Ahmet Hakan’ın ya da Kanal 7’nin suçu değil. Bu hep böyle. Ortalama da en alttakine göre haberleri yapıyorsunuz.” dedi.

Libya ve diğer Arap ülkeleriyle ilgili ilginç bilgiler de veren Yaşar Taşkın Koç dünya Kaddafi’nin diktatör olarak algılandığını ancak Wikileaks belgelerinde bunun tersi olayların gerçekleştiğini söyledi. “ Wikileaks 2008 belgelerinde ‘Kaddafi ve oğulları Libya’ya demokrasi getirmek, eldeki üretimi halkla daha doğru paylaşmak üzere planlar yapıyor.’ ibareleri var.   Fakat yönetimin diğer odakları, akrabalar ve diğerleri buna karşı çıkıyor. Kaddafi de bunlara sert çıkıyor ve ‘kendi menfaatleriniz bozulacak diye bunlara karşı çıkıyorsunuz’, diyor. Şimdi kişisel olarak Kaddafi benim hazzettiğim bir insan değil. Ama 2008 yılında daha iyi bir Libya için oğullarıyla beraber proje hazırlıyor iktidarın değir ortakları askerler, aşiretler, akrabalar ve bunların dış ortakları tarafından reddediliyor. Buradan bakınca Kaddafi diktatördü ve halkına hiçbir şey vermiyordu devrilecek bu yüzden diye algılanıyor. Ama bir belge eğer iyi okursanız olayın böyle olmadığını tam tersi olduğunu ortaya koyuyor.”

Aynı durumun Kuveyt’te de gerçekleştiğini söyleyen Koç orada da 70’li yıllarda kralın “bütün gelir halkla eşit olarak paylaşılacak ve demokrasiye geçilecek” yollu bir kanun hazırlattığını ve bunu Meclis’e sunduğunu ancak Meclis’in bu kanunun reddettiğini hatırlattı.  Bu gerçeklerin yalnızca kitaplar tarafından ortaya konduğunu kaydeden Koç, “Hepimizin gönlü kitaptan yana ama bu kuşak değilse bile bundan sonraki kuşaktaki kitap okuyan çocuğa madalya takmak zorunda kalacağız. Kitap okuma şansları kalmayan bir nesille karşı karşıyayız. Evimde sürekli kitap alıyorum, kitap okunuyor, çocuklarım kitap okuyarak büyüdüler, kitapla ilişki kurdular ama sonuçta kitapla olan ilişkileri gittikçe zayıflıyor. Facebook ve Tweetter, inanılmaz derecede vaktinizi alan bir şey. Eli ayağı düzgün 50 – 60 sayfalık bir makaleyi okuyabileceğiniz süreyi gün içinde facebook ve twetter sizden çalıyor. Şimdi bu benim kaygılı olduğum halde çaldırdığım bir vakit. Çocuğun hiç böyle bir kaygısı yok. O zaten işin eğlence kısmında. Yarın onun çocuğu… ne yapacak hiç fikrim yok. Ama bilgi ve bilim bir tekel mi? Evet. Hala bilenler ve bilgiyi tutanlar, kontrol edenler ve dağıtanlar dünyayı yönetmeye devam edecek. İnsan kendi kendini inşa eden bir varlıktır. Dolayısıyla en azından bilgiyi bulmak insanın kendini inşa etmesi bakımından önemli.” diye konuştu.

 

Sözlü Kültüre Geri Döndük

Kültür tarih boyunca dört dönemin bulunduğunun altını çizen Taşkın Koç, ilkönce sözlü kültürün sonra ilkel taş baskı döneminin akabinde matbaa ile asıl yazılı kültürün, en son elektronik kültürün egemenlik kurduğunu söyleyerek “Biz kuşak olarak asıl yazılı kültürden elektronik kültüre geçenleriz. İlginç bir şey oldu elektronik kültür insanlığı tekrar sözel kültüre götürdü. Korkunç bir gerilemeyle yüzyüzeyiz. Sadece işitsel ve görsel olanla karşı karşıyayız. İletişim araçları zaten toplamda kültüre zarar veren bir şeydir. Kültür için doğru taşıyıcılar değillerdir, ama televizyonun, twetterin suçu mu; yoksa insanoğlu buna yatkındı, bu gidişat mı vardı. Bunu tartışmak gerekiyor. Televizyonun icadıyla birlikte yazılı kültüre yardımcı olarak kullanılabilir miydi, bilemiyoruz.” dedi.

Dünya sistemini idare edenlerin bilginin idaresi hususunda hassas olduklarını ifade eden Taşkın Koç Reuters’in dünyanın en büyük haber ajansı olduğu ama onu yedi tane büyük petrol şirketi kurduğunu hatırlattı. 1800’lerde İngiltere’de işçilerin bir işçi gazetesini 2 bin pounda çıkarabildiklerini bugün ise bu rakamın milyonlarca poundu bulduğunu söyleyen Koç, tekellerin Türkiye’de dağıtımı ellerinde tuttuklarını vurguladı. Sol, sağ, milliyetçilik, sosyalizm gibi ideolojilerin güçlü medya kuruluşlarında doğrudan savunulamadığını belirten Koç, Kürt meselesinde de durumun aynı olduğunu kaydetti. Kürt meselesinin medya sayesinde buralara geldiğini savunan Kanal 24 Ankara Temsilcisi, “Kürt meselesinin aslını mı tartışıyoruz, bunda şüphelerim var. Kürt meselesi de kendi lordlarını, rantlarını, partilerini oluşturmuş” dedi.

 

Sosyal Medya Demokratik Değil, Aidiyeti Yok

“28 Şubat acaba medya olmasaydı o gün yaşandığı gibi mi yaşanırdı ve biz bugün 28 Şubat’ı böyle mi algılardık” sorusunu soran Koç, her şeyin yapılıyormuş gibi gösterildiğini ama asıl sınıfsal olanın, sömürülen, sömüren, döven dövülen ilişkisi inançlarını yaşamak isteyenle yaşatmayan ilişkisinin televizyonlarda olmadığını söyleyerek “Varmış gibi yapıyoruz ama yok aslında. İstiyorsanız oturup bir daha bu gözle yeniden bakalım. Medya dünyada da Türkiye’de de asıl sorun olan şeylere dokunmamaya devam ediyor. Televizyonlar ne izlerken ne hissedeceğimizi de bize dayatır.” dedi.

Sosyal medyanın katılımcılığının demokrasi olarak lanse edildiğini bildiren Yaşar Taşkın Koç, bunun demokrasi olmadığını iddia etti. İnsanların bu sanal, sosyal medya ortamlarında aidiyet hissi duymadıklarını öne süren Koç, böyle bir ortamda kimsenin dünyanın yönetimine katılmadığını, bireylerin iyi hissetmeleri için katılıyormuş gibi propaganda yapıldığını ifade etti.

Haber: Ercan YILDIRIM

Bu haber toplam 797 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim