• İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

TYB Akademi Amerika sayısının sunuşu: Uzaktaki müttefik-Yakındaki düşman: ABD!

TYB Akademi Amerika sayısının sunuşu: Uzaktaki müttefik-Yakındaki düşman: ABD!
Uzaktaki müttefik-Yakındaki düşman: ABD!

Ülkemizde ABD’nin imajı 1950’li yıllar hariç, olumsuzdur. Ya şimdi? Olumsuz kelimesi ABD’nin imajını tanımlamak için artık yetersiz kalmaktadır!

ABD, Yeni Dünya’nın İngiltere uzantılı devleti... İngiliz sömürgesi iken, ağır vergilere karşı ortaya çıkan tepkiler, ABD’nin istiklâl mücadelesine dönüşmüştür. ABD’nin bağımsızlığı, 18. yüzyılın sonunda ortaya çıkan iki önemli hadiseden biridir. (Diğeri Fransız İhtilali).

Müstemlekeci anakaraya isyanla başlayan savaş, ABD’nin sömürgecilik karşıtı bir konumda tanımlanmasına elverişli bir zemin meydana getiriyor. Peki ABD sömürgeci blokun dışında kalabilmiş midir? Bunu söylemek mümkün değildir elbette. Bugün “emperyalizm” veya “sömürgecilik” denildiğinde ilk akla gelen devlet ABD’dir.

Osmanlı Devleti ile ABD’nin ilk teması denizlerde olmuş, Osmanlı idaresi içinde “Garb Ocakları” denilen Cezayir, Tunus ve Trablus (Libya) karasularını ihlal eden ABD gemilerine el konulmuş bunun üzerine bölge yönetimi ile ABD arasında anlaşma yapılmıştır. Türkçe imzalanan bu anlaşmalara göre ABD, gemilerinin serbest dolaşımına karşılık vergi veya haraç ödemeyi kabul etmektedir. Cezayir Beylerbeyi Gazi Hasan Paşa’nın imzaladığı ahidnamenin ABD'nin yabancı dille imzalanan tek anlaşması olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini kabul eden tek belge olduğu da belirtilmektedir.

ABD’nin 19. yüzyılda hızla gelişerek dünya sistemi içinde yerini almaya başladığı görülüyor. 20. yüzyılda ise artık dünya sistemini kontrole yürüyen bir güç olmuştur. 2. Dünya Savaşından sonra ABD Batı dünyasının patronu olarak kabul edilmiş, diğer dünya gücü Sovyetler Birliği ile bir paylaşma anlaşması imzalamıştır. İşte “Soğuk savaş” olarak nitelenen örtülü harb bu paylaşma anlaşmasının sınırları üzerinde yürütülmüştür. Sovyet Blokunun pes etmesi, ikili dünya sisteminin sonunu getirmiştir. O sıralarda ortaya atılan Medeniyetler Çatışması tezi, arka plan dikkate alınırsa, aktüelliğini korumaktadır.

ABD ile ne zamandır müttefikiz? Bu sorunun cevabını vermek pek de kolay değildir. 1. Dünya Savaşı’nın mağlubiyetle sona ermesinden sonra Osmanlı Devleti’nin geleceği konusu ABD ile ilintili olarak düşünülmek istenmiştir. ABD başkanı Wilson’a izafe edilen “prensipler” çerçevesinde bağımsızlık, aynı zamanda ABD mandacılığı gündemde olmuştur.

ABD’nin Türkiye’ye uzak konumu ve Avrupalı sömürgecilerden farklı sanılan tutumu bir umut olarak görülmüş, hatta ABD mandasının Türkiye’nin gelişmesini sağlayacağı iddia edilmiştir.

İstiklâl Savaşı sırasında ABD’nin işgalciler yanında durduğundan şüphe yoktur. Buna rağmen 1919’dan itibaren İstanbul’da ABD yüksek komiseri olarak bulunan Amiral Bristol’ün olumlu bir rol üstlendiği, ABD ile ilişkilerin 1927’ye kadar görevde bulunan bu zat sayesinde olumlu seyrettiği görülmektedir.

Türkiye’de ABD’nin ağırlığının artması şüphesiz 2. Dünya Savaşı’ndan sonra olmuştur. Bu savaştan sonra dünya hâkimi konumunda olan ABD, önce tek parti yönetimi sonra da seçimle iktidara gelen Demokrat Parti için ümitle bağlanılan bir otorite olarak rol oynamıştır. ABD’de 1944’te vefat eden büyükelçimiz Münir Ertegün’ün cenazesinin Türkiye’ye donanmanın en büyük gemilerinden biri olan Missuri ile gönderilmesi ilgiyle karşılanmış, Missuri’nin 1946’da İstanbula gelmesi ile ABD sempatisi tavan yapmıştır.

Bu dönemde Türkiye’nin savaş sonrası korkuları ABD hayranlığını beslemiştir. Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den toprak taleplerinin arka plan teşkil ettiği bu korku ABD’ye yakınlaşmayı teşvik ettiği gibi, Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan bir pakt olan NATO’ya dâhil olma konusunda da etkili olmuştur. Türkiye NATO uğruna Kore’ye asker göndermiş, burada askerlerimiz “hür dünya” uğruna savaşmış ve çok sayıda şehid verilmiştir. Bu dönemde Marşal yardımının devreye girmesi iyimserliği yükseltmiştir.

Türkiye’de Amerikan karşıtı tavrın yükselişi Kıbrıs meselesi çerçesinde anlaşılabilir. Kıbrıs’ta Rumların Türkleri yok etmeye yürümeleri üzerine Türkiye’nin müdahale kararı, 1964’te ABD başkanı Johnson’un mektubu üzerine akamete uğramıştır. Bu haysiyet kırıcı mektup, dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de bu dünyada yerini alır” tepkisine yol açmıştır. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra uygulanan ambargo da ABD aleyhdarlığını yükseltmiştir. Buna rağmen antikomünizm çerçevesinde ABD ile yakınlık sürmüştür. Sovyet blokunun çöküşünden sonra antikominizm gündemden düşmüş, ABD ile ilişkiler için zemin neredeyse kaybolmuştur.  

ABD’nin 11 Eylül sonrası geliştirdiği anti-İslâmi politikalar, bütün İslâm dünyasında Amerikan karşıtlığını yükseltmiştir. ABD’nin Ortadoğuyu yeniden tasarlama maksadıyla geliştirdiği büyük Ortadoğu projesinde Türkiye’ye bir rol biçmesi yeni bir zemin olarak ortaya çıkmıştır. Projenin sahada görünür uygulamaları Irak ve Suriye’dir. Bu uygulamalar Türkiye ile ABD’yi sık sık karşı karşıya getirmiş ve netice olarak uzaktaki müttefik ABD yakındaki düşman haline gelmiştir.

7. yılımızın bu ilk sayısında Amerika ağırlıklı yazılar yer alıyor. ABD çok konuştuğumuz fakat az tanıdığımız bir ülke. Bu sayımızdaki yazılar bize bunu gösteriyor. Başta sayımızın editörü Hasan Yücel Başdemir olmak üzere, bütün emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyorum. 

Bu haber toplam 360 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim