• İstanbul 17 °C
  • Ankara 21 °C

TYB’den 31 Mart 2019 Mahalli Seçimleri Değerlendirme Raporu

TYB’den 31 Mart 2019 Mahalli Seçimleri Değerlendirme Raporu
31 Mart yerel seçimleri yüksek katılımla (% 84.6) ve sükunetle tamamlandı. Seçim sonucunda, 30 büyükşehir belediyesi, 51 il belediyesi, 922 ilçe, 32 bin 105 mahalle ve 18 bin 306 köy yeni idarecilerini belirlemiş oldu.

Bu sonuç, seçimden önce sıkça vurgulandığının aksine Türkiye’de demokrasi kültürünün geliştiğine ve milli iradenin sandığa geniş ölçüde yansıdığına işaret eder.

Bu rapor, 31 Mart seçimlerini avantajları ve riskleri açısından değerlendirmeyi; seçimi kazananları veya kaybedenleri değil Türkiye’de demokrasi kültürünün gelişmesi arzusuyla partilerin demokrasi başarılarını ön plana çıkarmayı amaçlıyor. Sivil toplum kuruluşları demokrasinin temel kurumlarından olmakla kalmaz aynı zamanda denetleme ağının önemli bir parçasıdır. Demokratik siyasetin gücü, çeşitlenmiş güçlü hükümet dışı organizasyonlarla sağlanabilir. TYB kuruluşundan beri sivil toplum kuruluşu olarak demokrasi ve hukukun işleyişi ile ilgili meselelere bigâne kalmamış, kendi perspektifini ortaya koymuştur. Bu rapor da 31 Mart 2019 seçimlerinin büyük ölçüde Türkiye’nin kültür ve fikir dünyası açısından bir değerlendirmesi mahiyetindedir.

1. 31 Mart seçimlerinde partilerin başarılılık ve başarısızlık oranlarını çok net olarak ölçmek zordur. Asıl sebep, ittifakların partilerin kazanma ve kaybetme ölçütünü değiştirmesidir. Bir parti, bir şehirde geçmiş seçimlere göre oylarını artırsa bile seçimi kaybedebilmiştir. Bu durumun, siyasette yeni dengelerin teşekkülüne yol açacağı tahmin edilebilir. Ayrıca ittifaklar yoluyla partilerin dolayısıyla seçmenlerin alışılmış, değişimi zor ideolojik zeminlerden uzaklaşarak değer temelli bir politik zemine geçişine hizmet edeceği düşünülebilir.

2. Seçim sürecinin, yerel sorunlara odaklı değil de bir genel seçim havasında başlaması; adayların yeterliliklerinden ziyade partilerin merkezi söylemlerinin ön plana çıkmasına yol açmıştır. Bu durum, propaganda süreçlerinin aday odaklı olmak yerine daha ziyade parti merkezlerine odaklı geçmesine; seçim mahallinde toplumun ve adayların seçime gerilimle girmesine yol açmıştır. Ayrıca seçimin parti tutumlarına endekslenmesi, adaylardan ziyade genel başkanların ve genel merkezi temsil eden kişilerin ön plana çıkmasına sebep oldu. Bu nedenle adayların kendisini tam olarak ifade etmesine imkân sağlanamamış; seçmenler, başkan adaylarından ziyade parti temsilcilerini dinlemiştir. Yani adaylar ve yerel siyaset değil genel merkezler ve merkezi siyaset ön plandaydı. Hatta bazen propaganda dili, Türkiye’nin dış politikası üzerinden sürdü. Dış siyaset, yerel seçim malzemesi olarak kullanıldı.  Yerel seçimlerde siyasetin merkezileşmiş olması ve yerelliğin zayıflaması, makro söylemleri güçlendirmiş, siyaseti elitleştirerek seçmen taleplerini etkisiz hale getirmiş ve mahalli teşkilatları geriletmiştir.

Makro söylemlerin kullanılmasına rağmen üslubun ideolojik içerikten uzaklaşmaya başlamış olması; başka ifadeyle ittifaklar nedeniyle siyasetin sağ ve sol şeklinde ayrılmak yerine iktidar ve muhalefet veya cumhur ittifakı ve millet ittifakı olarak saflaşması, Türkiye’de gelecekte yeni bir politik zeminin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.

3. 31 Mart seçimlerinde uzun zamandan beri muhalefette kalmış olan ve bu nedenle sert ve elit söylemlere sarılan CHP’nin, yerel yönetimlerde önemli belediyeleri almasıyla, reel politika zemini üzerinde siyaset yapmasına fırsat sağlamıştır. Bu imkânı değerlendirmeleri, belediyecilikte başarılı olmaları ve temiz siyaseti yürütebilmeleri neticesinde siyasal hayatın daha dengeli şekilde yürümesine yol açacaktır.

4. Muhalefetin, özellikle CHP’nin seçim stratejileri geçmişe nazaran etkili olmuş görünmektedir. Bunda ittifakın ve aday profillerinin önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. CHP’nin cumhuriyet değerlerini korumak, Atatürkçülük, gericilikle mücadele etmek gibi Kemalist-laikçi ideolojik-elit dili kullanmaması veya bunu geriletmiş olması, muhalefetin mikro/reel siyasete kaydığını göstermesi açısından anlamlıdır. Bu durum, gelecekte siyaset kurumunun güçlenmesine yol açacaktır.

5. 31 Mart seçimlerinin en önemli özelliği, ittifaklar üzerinden siyaset yapılmasıdır. Türkiye’nin siyasi geleneğinde yeni alanlar açacağını kabul etmekle birlikte seçim sonrasında ittifakların başarısızlıklarının yeni bir çatışma vesilesi oluşturma tehlikesi de vardır. Bu nedenle “ittifakla kaybettik” türünden söylemler hatalı ve anlamsızdır, gelecek vizyonundan mahrumdur.

6. Yerel yönetimle hizmet önemli iken daha ziyade makro söylemlere baş vurulmuş, zaman zaman kullanılan sert dil, beka sorunu gibi makro söylemler, bilhassa iktidar partisinin İstanbul’daki büyük yatırımlarının gölgelenmesine yol açmıştır. Seçim söylemlerinin zaman zaman dışlayıcı ve tekelci olması, bilhassa genç seçmenleri ürkütmüştür.

7. Türkiye’de sosyal devlet anlayışının genişletilmesi, yerel siyasetin merkezileşmesi, devletçi politikaların artışı, kamu istihdamının büyümesi, eski bürokrasi yanında yeni bürokrasinin oluşmasıyla bürokratik yapının güçlenmesi ve büyümesi, demokrasinin denge ve denetleme ağı içinde en güvenilir kurumu olan sivil toplumun zayıflamasına yol açmaktadır. Kamunun genişlemesi, sivil toplumu daraltmakta ve geri çekilmeye zorlamaktadır. Bazen de sivil toplumun devletleşmesine, siyaseten bağımsızlaşmak yerine kamulaşmasına zemin hazırlamaktadır. Gönüllü kuruluşların siyasette ve sosyal hayatta etkisizleşmesi, hükümetin bazılarına orantısız destek vermesi, sivillik şartlarını zedelemektedir.

8. Devletçiliğin yükselmesi, partilere yakın sivil kurumlara eşitsiz destek sağlanmasına ve medyanın da siyasal süreçlere ve pozisyonlara angaje olarak yayın yapmasına; bu şekilde özerkliğinden fedakârlık etmesine yol açmaktadır. Tarafsız ve müstakil basın ve yayın kurumlaşmasının Türkiye’de geçmişte oluşmaması günümüzde medyanın olumsuz konumda bulunmasının temel sebebidir. Bunun Türkiye’nin siyasi geleceği başta olmak üzere her alanda büyük öneme sahip olduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır.

9. Devlet sosyal yardımları (yaklaşım 51 milyar TL), sosyal devlet argümanlarını zararlı yönlerini artıracak şekilde daha güçlü hale getiriyor; popülist politikaların artmasına yol açıyor ve bu da devletçiliği güçlendirirken siyasetçilerin geleceği kontrol etmesini engelliyor; köyden kente göçü artırırken hayvancılığın zayıflamasına, tarımın gerilemesine ve şehirlerin yönetiminin güçleşmesine yol açmaktadır.

10. Bu seçimlerde yaklaşık 1.200.000 seçmen ilk kez oy kullandı. Ancak partiler, bu yeni genç seçmene (2000 yılı sonrası Z kuşağı) uygun bir dil geliştiremediler. Onların beklentilerine hitap eden bir üslup kullanılmadı. Seçim sandığı bir hesaplaşma yeri olarak kullanıldığı için gençlerin haberdar olmadığı geçmiş çatışmalar üzerine bir propaganda dili kullanıldı. Bu şekilde Türkiye’deki siyasi hayatın eskiden beri süregelen derin ideolojik farklar üzerinden yürütülmesine yol açtı.

11. Partiler, esasında propaganda (seçim kampanyaları) sürecinde sosyal medyadan yararlandılar, gençlere seslerini duyurdular, ancak onların beklentilerine uygun vaatler üretemediler. Gençlerin, sosyal medyada düşüncelerini ifade etmelerine karşı adaylar, onlarla etkileşimli ilişkiler kurmaktan uzak durdular. Tüm partilerin bu açıdan sosyal medyayı ve internet ortamını kampanya sürecinde yeterince etkin şekilde kullanamadığı gözlenmiştir.

12. Kampanya sürecinde partiler, seçmen oyunun yönünü değiştirme konusunda etkili stratejiler ortaya koyamadılar. Bunun yerine eski dönemlerden kalma söylemlerle gerilim siyasetine başvurmayı tercih ettiler. Bu şekilde uzun vadede bir başarı yerine kısa vadeli bir sonucu tercih edilmiş oldu.

13. Kampanya boyunca bütün partilerin, kültür, sanat ve edebiyata dair çok fazla bir şey söylemedikleri, geleceğin Türkiye’sinin manevi-kültürel yapılanması ile ilgili dikkat çekici fikir sahibi olmadıkları görülmüştür. Kültür alanı sinema ve ses sanatçılarının magazin unsuru olmaktan öte bir ilgiye mazhar olmamış, değil projeler, vaadler arasında dahi sanata, kültüre ve fikir hayatına yönelme konusunda ciddi bir temayül hissedilmemiştir.

Türkiye’de belediyecilik altyapı belediyeciliğinden belli ölçüde sosyal belediyeciliğine evrilmiş olmakla birlikte kültürel belediyecilik aşamasını ulaşamamıştır. Bütün şehirlerimizde üniversiteler kurulmuş fakat buna paralel bir kültürel ortam oluşumu ıskalanmıştır. İnsan yetiştirmenin örgün öğretim dışı alanlarda tamamlanması ihmal edilmeye devam edilmektedir.

14. Aday tespitinde Cumhur ittifakının, daha merkezi belirlemeler yaptığı imajı güçlenmiştir. Ancak Millet ittifakının da yerel dinamiklerden ziyade merkezi kriterleri ön planda tuttuğu görülmüştür. Bu durum, adayların özgül etkilerinin zayıflamasına yol açarken seçilen adayların, yerel siyaseti zayıflatacak şekilde daha fazla merkeze bağlı kalma ihtimalini artırmıştır.

15. Genç adaylar yerine orta yaş üstü adayların daha fazla olması; adayların merkez teşkilatları tarafından belirlenmesi yerelle teması güçleştirmiş, genel muhtevada bir seçim havası oluşmasına yol açmıştır. 

16. Seçim stratejilerinde bazı eksiklikler dikkat çekici olmuştur. Millet ittifakı yerel vaatlerden ve projeler sunmaktan uzak durmuş, bunun yerine mevcut hükümetin başarısızlıkları üzerine söylemi oluşturmuştur. Cumhur ittifakı ise beka söylemi, güvenlik vurgusu gibi makro devletçi ve merkezci bir söyleme daha fazla önem vermiştir.

17. İttifakların ekonomik meseleleri çok basit seviyede ele almak yolunu seçmişlerdir. Seçim sürecinde tanzim satış mağazaları açılması, seçmene anlamlı bir karşılık bulmamıştır.

18. Yerel yönetimlerin en önemli görevlerinden biri şehir mimarisi oluşturmaktır. Oysa şehirlerimiz bu mimari duyarlılıktan uzaktır. Kültürel dünyamıza, davranış kodlarımıza ve değer yargılarımıza uygun bir mimari yapının oluşması, belediyelerin sorumluluğundadır. Adaylar, şehir vizyonuna sahip olduklarını göstermekte yetersiz kalmışlardır.

19. AK Parti, geçmişte iş birliği ve uzmanlıkla yürüttüğü yönetim faaliyetini liderine devretmiş görünmektedir. İktidar partisi, liderinin kişisel karizması ile ayakta durmaktadır. Tek kişinin partideki tüm sorumlulukları üzerine aldığı izlenimi vardır. Bu durum, seçmende kafa karışıklığına yol açmış ve muhalefetin AK Parti’den, mahalli yöneticilerden ziyade Cumhurbaşkanına eleştiri yöneltmesine yol açmıştır. Bu kısa vadede AK Parti için avantaj gibi görünse de uzun vadede olumsuz sonuçlar doğuracak mahiyettedir. Cumhurbaşkanının baskın kişiliği, AK Parti teşkilatlarının zayıflamasına, Meclis’in ve medyanın etkisiz hale gelmesine sebep olmaktadır. AK Parti’nin kurulduğu dönemde olduğu gibi partiyi ayağa kaldıracak öz güveni yüksek genç siyasetçilere ve hareket ettirici vizyona ihtiyacı vardır.

20. Adalet, ehliyet, liyakat, hakkaniyet ve tecrübe devletin devamlılığının anahtar kavramlarıdır. Bunların önemsenmediği, değersizleştirildiği bir yönetim tarzı uzun vadede ciddi kırılmalara yol açar. Bu nedenle yönetim ilişkilerinde bazı grupların, kesimlerin, akrabalık ilişkilerinin ön plana çıkmaması, özellikle siyasi ve ekonomik alanda görünür olmaması gerekir.

21. Bu seçim etnik temayüllerle ilgili tek boyutlu değerlendirmeleri boşa çıkarmıştır. Türkiye’nin her yerinde farklı etkin kökenli vatandaşların siyasi çeşitliliğe uygun bir seçim yaptıkları ortaya çıkmıştır.

22. Genel seçim havasında geçen yerel seçimlerden sonra her söylem ve eylemin 2023 seçim sürecini yakından ilgilendirdiği unutulmamalıdır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur. 12.04.2019

 

                                                                                       Türkiye Yazarlar Birliği

Bu haber toplam 1254 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim