• İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C

Ülkücülük ve Fethullahçılık...

Vedat SAĞLAM

Öncelikle, son günlerde artan terör saldırısında şehit düşen vatan evlatlarımıza Allah'tan rahmet, acılı ailelerine sabr-ı cemil, yakınlarına da baş sağlığı diliyorum.

Ey okuyucularım! Şunu görmenizi, bilmenizi istiyorum ki, bu resmen bir haçlı savaşıdır. PKK+PYD+PARALEL+ABD+AVRUPA ve içimizdeki işbirlikçi hainleri topyekün, millet olarak bize saldırması, bunun bir haçlı savaşı olduğunu bize göstermekte değil midir?

Biz, hangi karanlıkları aşmadıkki, kurulan hangi tuzakları yıkmadık ki, önümüze konulan hangi engelleri elimizin tersiyle vurup yıkmadık ki, bu zor günleri de aşmayacağız. Yeterki sımsıkı durmaya, tek yürek olmaya devam edip, silahlı kuvvetlerimize güvenimizi yitirmeyelim... Zafer vazgeçenlerin değil, sabredenlerindir ancak...

                                                           ***

Bilirsiniz, ülkücü camianın vatan kaygısı, bayrak sevgisi en üst noktadadır. Vatan, bayrak, ezan denilince onlar için akan sular durur,  şuurları en üst noktaya vurur. Hatta diyebilirim ki vatan, millet, bayrak kaygıları, dini kaygılarının bile üstündedir.

Vatan hissiyatları o kadar koyudur ki, bazen aşırı sevgiden onu boğarlar da, farkına varamazlar. Ben bunu tabiri caizse çocuğuna aşırı düşkün bir annenin, evladını sevgiden telef etmesine benzetirim hep.

Vatan konusundaki bu aşırı duygusallıkları, onlar için aynı zamanda hem imtihan aracı, hem de bir tuzaktır. Kendine mürit arayan kimileri bu duygularını kullanmak, istismar etmek için çoğu zaman kancalarını onlar üzerine atarlar. Vatan, millet, bayrak, ezan kavramlarını, duygusal manada kendilerine bağlamak için bolca kullanırlar.

Hatta ülkücüler, farkında olmadan bir anda kendilerini bu ulvi kavramların karşısında bulurlar da, ne olduğunu anlamaları çok zaman alır.

Bilirsiniz, millet olarak çok duygusalızdır biz. Hangi görüşten, hangi fikirden, hangi ideolojiden, hangi mezhep ve meşrepten olursak olalım, kişiliğimiz böyledir. Belki de, bu coğrafyanın bize vermiş olduğu karakteristik bir yapıdır bu, kimbilir. Sevdik mi tam sever, nefret ettik mi tam nefret ederiz de, ortasını bulmakta zorlanırız. Sevdiğimize, "ya benimsin, ya kara toprağın" demeyi erkekliğimizin şanından sayarız. Ölürüz de, öldürürüz de onun için. Hatta, üzerimize vazife olmamasına rağmen boşamış eski eşimizin namus bekçiliğini bile üzerimize alırız.

Konuyu dağıtmayayım. "Şimdi bu ikinci dediklerinin ülkücülükle ne alaka?" diyebilirsiniz. Haklısınız.

Devam edelim öyleyse.

Fethullahçı Terör Örgütü'nün üzerinde çalıştığı kesim çoğunlukla ülkücülerdi. Gözlerinin karalığı, sevdi mi tam sevmeleri, vatan hassasiyetlerinin, dini hassasiyetlerinin üzerinde olmaları, dini bilgi açısından eksik olmaları, onlara kancayı atmak için yeterliydi. Öyle de oldu. Bakın FETÖ'nün bağlılarına, çoğu ülkücü kökenlidir. Bunda, MHP'nin Türk-İslam kurucu kimliğini bırakıp, son yıllarda ulusalcı kimliğe bürünmesi, dinden uzak durmasının da etkisi oldukça fazla tabi. Bu görüşe itiraz edecek olan arkadaşlara, Muhsin Başkan'ın MHP'den neden ayrıldığını örnek vermek isterim.

Neyse, bu ayrı bir konu.

Milli görüşten, Menzil'den, Muradiye'den, İskenderpaşa Cemaati'nden eleman bulamazsınız Fethullaçıların içinde. Varsa da, çok azdır. 

Sonuca gelecek olursak, vurgulamak istediğim konu şu; vatan, millet, bayrak, ezan konusunda hassaslığı en üst seviyedeki ülkücüler, nasıl oldu da Fethullahçı olduktan sonra, bugün, kendilerini milli meselelerin karşısında buldu? Türkiye'nin uluslararası camiada karalanmasına, itibarının zedelenmesine ses çıkartmaz, hatta benimser oldular? Bu, anlaşılabilir bir şey mi? Bu dönüşüm, değişim, sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir vakıa diye düşünüyorum. Görüyorsunuz, Fethullahçılar, terör saldırısında şehit olanlara nerdeyse sevinecek hale geldiler. Örnek vermeye gerek yok, bu tipler, hepimizin etrafında vardır muhtemelen. Belli etmemeye çalışarak içten içe seviniyorlar. Patlayan her bombanın, her şehit haberinin Tayyip Erdoğan'ı yıpratacağını hesap ediyor, mutlu oluyorlar. Milliyetçi-Fethullahçı bir arkadaşın, "ülke batsa umurumda değil" bir başkasının, "Türkiye bizim için 150 ülkeden biri, olmasa da olur, dava yürüsün" dediğine kulaklarımla şahit olmasam, bu yorumu yapmazdım. Üstelik bunu söyleyen bir değil, pek çok fethullahçı.

Son olarak Emre Uslu'nun, Ermenilerle birlikte Türkiye aleyhtarı bir gösteriye katıldığını medyadan görünce, ağzımız açık kaldı.

Bu akıl almaz sapkınlık, ittihatçı, ulusalcı, masonik bir düşüncedir.  Abdülhamit zamanında, onu tahttan indirmeye çalışan ittihatçılar da böyleydi. Osmanlı'yı Avrupa'ya şikayet eder, Devlet-i Ali'nin küçük düşmesini, Abdülhamit'in küçük düşmesi olarak algılar, hatta filli müdahale için Batılı liderlere yalvarırlardı. Tarih, kimi kanı bozuk ittihatçı, ulusalcının, İngiliz büyük elçisinin at arabasına koşularak, "ne olur, Abdülhamit'e darbe yapın, bizi kurtarın!" dediğine şahittir. Görünen o ki, vatan hainliğinde o günden bugüne değişen bir şey yok.

Demek ki davaya inanmak, peşinden gitmekle kişiye inanmak, peşinden gitmek aynı şey değilmiş... 

Bu yazı toplam 440 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim