• İstanbul 16 °C
  • Ankara 16 °C

Üniversiteler özgür değildir

Namık AÇIKGÖZ

Sadece Türkiye’de değil, dünyada üniversiteler özgür değildir. İran ve Rusya dahil dünyada hiçbir ülkede üniversiteler asla ve kat’â özgür değildirler ve bu gidişle de olamazlar!

İzah edelim!

Konuyu “mâlî özgürlüğü olmayanın bilimsel özgürlüğü de olmaz” basitliğinde ele almıyorum. Konu ülke içinde bir takım güçlere bağlı olmayı da çoktaaan aşmıştır.

Bugün, ürettiğiniz bilgilerin üniversitelerde makbul olması için, sadece üretmiş olduğunuz bilgi yeterli değildir; bu bilgiyi ürettiğiniz makaleyi hangi dilde ve hangi yayın organında neşrettiğiniz önemlidir. Dikkatinizi çekiyor ve tekrar ediyorum: Önemli olan ürettiğiniz bilgi değil, makalenizi yayınlayan dergidir. (Şu dergi saplantısını da anlamıyorum. Adam makale değil de kitap yazarsa ne olacak? Bilimsel bilgiler sadece makalede mi dile getirilir? Saçmalık!)

He alanda, ister sosyal bilimlerde, ister fen ve tıp alanında ve isterse mühendislik alanında dünyanın en önemli bilimsel keşfini yapmış da olsanız, keşif yaptığınız makale SSCI, SCI, AHCI gibi ABD atıf indeksleri tarafından taranmıyorsa, keşfinizin yeri üniversite değil, çöplüktür. Yani ağzınızla kuş tutsanız, bunun yukardaki indekslerin taradığı dergilerde neşretmediyseniz, bırakın kuşu gitsin; eti bir işe yaramayacaktır… Bari canından olmasın!...

Tarihten örnek verecek olursak, herhangi bir indekste taranmayan keşifler, o keşfi yapanların özgür iradeleriyle yaptıkları çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Aristo ve Platon indeks endişesiyle mi ürettiler? Arşimet, suyun kaldırma gücünü indeksli dergilerde mi açıkladı? İbn Sina hangi tıbbî bilgiyi indeksli dergilerde neşretti? Bunu Newton’a Descartes’e Benjamin Franklin’e Edison’a ve Eisntein’a kadar getirebilirsiniz.

Bizim alana, Türk Dili ve Edebiyatı alanına bakalım. Ahmet Caferoğlu’nun, Muharrem Ergin’in, Ali Nihad Tarlan’ın, Tanpınar’ın Mehmet Kaplan’ın hangi makalesi indeksli dergilerde yer aldı?

ABD, geçen yüzyılın son çeyreğinde indeks dayatmasıyla bütün dünya bilimini hizaya sokmaya ve “big brother” olarak dünyada neler dönüyor onu kontrol etmeye karar verdi. “Makaleleriniz benim indekslerim tarafından taranmıyorsa, bi halta yaramaz.” dedi; böylece bilgiyi meşrulaştırma makamı olarak sadece kendini gördü ve dünyaya kabul ettirdi. (Ben, İran bu saçmalığa dâhil olmamıştır diyordum; orda da varmış bu saçmalık.)

Bu indeks dergilerinin yazıları neşretmesi için kuralları var. Dünyanın en önemli makalesini bu tür dergilere gönderseniz, makale onların istediği şekilde üretilmemişse ve ABD’nin de işine yaramıyorsa o dergide yayımlanmaz. Ne demektir bu? “Benim istediğim gibi üretmemişsin! O zaman bi değer ifade etmiyorsun.

Bu tür indeks dergilerinin gereksizliğini dile getirdiğimizde, üniversitelerimizdeki “gönüllü köle” akademisyenler hemen, “Olur mu canım!... Bu indekslerin taradığı dergilerde yer almamak, dünyadan kopmaktır!...” gibi laf salatasına boğarlar konuşmayı. Asıl eleştirilmesi gerekenler işte bu “gönüllü köleler”dir. ABD ayrıca bir gayret sarf etmiyor bu köleler için; onları taa baştan boyunduruğuna almış.

Bu sistem beni köleleştiremedi. Yani ben üretirken hep özgürdüm. Üretmem gerekiyorsa ürettim. Falanca filanca indekslere göre değil, üretmem gerektiği için ürettim. Bizden öncekiler ve bizim kuşak hep öyle yaptı. Bizden önceki bilim adamlarının çoğu, yeni konulan indeksli dergi kıstaslarına göre değil Profesör, Yardımcı Doçent, (Affedesiniz) Dr. Öğretim Üyesi bile olamaz.

Lafı çok uzattık… Şayet bilgi üretmeyi sınırlayan üst kurum ve yapılar varsa (Ki var!...) üniversiteler özgür değildir. Üniversitelerin yetkili kurulları, SSCI, SCI, AHCI ve benzeri atıf indekslerini dayatan şartlar öne sürüyorsa, özgürce bilim yapamazsın; şartlı ve bağımlı bilim yaparsın arkadaş!...

Eski YÖK’ü anlarız… Onlar zaten bu indekslerin âşığı idi… Ya bu “Yeni YÖK” niye aynı sevdada? Yeni YÖK niye kriterlerin ABD indekslerine göre belirlenmesine bir şey demiyor? Yoksa yukarı çıkan onlara mı benziyor?

SSCI, SCI ve AHCI dergilerinde para ile makale yayımlamalara dokundurmadan yazıyı bitirdik Süheyla…

Bu yazı toplam 184 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim