• İstanbul 17 °C
  • Ankara 15 °C

Vuslat Platformu Başkanı Hamza Cebeci: Gençleri önemsemeyenin geleceği olmaz

Vuslat Platformu Başkanı Hamza Cebeci: Gençleri önemsemeyenin geleceği olmaz
Fatma Gülşen Koçak'ın röportajı:

Gençler üzerine yaptığı nitelikli çalışmalarla adını duyduğumuz Vuslat Platformu Başkanı Hamza Cebeci ile ülkemizin geleceğini konuştuk... 

¥ Vuslat Platformu’nun kuruluş gayelerinden bahseder misiniz?

Vuslat’ın ilk kuruluşu 2010 yılına dayanıyor. Ağırlıklı olarak Avrupa’da Milli Görüş Genel Merkezinde görev yapmış arkadaşların bir araya gelerek, deneyimlerini ve tecrübelerini gelecek nesillere aktarma gayesiyle doğdu. Avrupa Milli Görüş’te büyük birikimler oluşmuş büyük dostluklar kurulmuştu. Bu dostların birbirleriyle olan irtibatları devam etsin istedik.

Kendi aramızda yaptığımız küçük toplantılar sonrasında halkayı genişleterek Abant’ta toplantı yapmaya karar verdik. Kendi imkânlarım ve bir arkadaştan da destek alarak 120-130 kişilik bir ekiple toplandık ve oraya da Recai Kutan Beyi davet ettik. Türkiye’nin tarihi seyrinin son 50-100 yılını anlatan çok nefis bir konuşma yapmıştı. Numan Beyi davet ettik. Orada da güzel bir toplantı oldu. O toplantıdan sonra İstanbul’da Mabeyn’de, Ankara’da, Almanya’da yine bir otelde 100 kişilik katılımcı ile toplantılar yaptık. Sonra arkadaşlar “bunu biraz daha profesyonelleştirelim, bu işin bir başkanı olsun dediler. Arkadaşlar ısrarla bizim başkan olmamızı istedi. Sonra dedim, “Biz burada 20 kişi ile başkan belirlemeyelim. Benim kabul edebileceğim bir şey değil. Biz bu toplantılara katılan arkadaşları toplayalım. Onlara ancak beni teklif edebilirsiniz. Benim böyle bir talebim de olmaz, böyle bir sorumluluğu almak da istemem.” Mabeyn’de 100 kişiye yakın kişi ile Hasan Aksay’ların Abdurrahman Dilipak’ların, İbrahim Halil Çelik’lerin, Prof. İhsan Süreyya Sırma’ların da olduğu geniş katılımlı bir toplantıda bizim başkan olmamızı teklif ettiler. Muhalefet hiç yoktu, çoğunlukla değil ittifakla arkadaşlar bizi başkan seçtiler. 

TECRÜBEMİZİ GELECEK NESİLLERE AKTARMALIYIZ

Ondan sonra Abant’ta “Kimlik Krizi ve Kültürel Yozlaşma” gibi, “Türkiye’nin Geleceği” gibi farklı konularda programlar düzenledik. Her 3 ayda bir ara toplantılar gerçekleştirdik. Bunların neticesi nedir, hedef ve gaye nedir? Elbetteki içimizdeki deneyimi ve birikimi olan arkadaşların bu deneyimlerini ve birikimlerini öbür tarafa taşıma yerine gelecek nesillerine aktarmaktır. Bu nesiller için sadece üniversitelerin kurulması yetmiyor. Üniversitelerdeki gençlerin maddi noktadaki gelişimlerinin ötesinde manevi olarak da bir takım ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu noktalara nasıl gelindiğini buradan öte ne yapmamız gerektiğini öğretmemiz gerekiyor.

¥ Derneğiniz yakın zamanda çok önemli bir sempozyum gerçekleştirdi, “Ufuktaki Yeni Türkiye, Gençlik ve Geleceği” adı altında. Nasıl bir sonuç çıktı? Bu son yaptığınız sempozyum sonucunda gençliğin geleceğinden ümitli miyiz?

“Ufuktaki yeni Türkiye serlevhası” altında gençlik ve geleceği, bu da önemli bir konuydu. Bu programlar hazırlanırken ciddi bir ekip epeyce bir emek sarf ediyor, günlerce haftalarca çalışıyorlar. Bu sene bu sempozyuma katılmak için bize bin kişi müracaat etti. Eleye eleye 700’e indirdik. Genç nesle ülkenin ihtiyacı var. Nesil gelmezse devlet de devam etmez, din ve millet de devam etmez. Avrupa, perişan vaziyettedir. Berlin’de birisi söyledi, her 100 evin 50’sinde bir kişi oturuyor. Biz böyle olamayız. Bir çözüm bulmazsa Almanya’nın 30 yılı karanlık. Biz de çözüm bulmazsak bizim de 50 yıl sonramız karanlık. Bunları önemsememiz gerekiyor. Bu konulara yurtdışından, Almanya’dan konuşmacılar getirmeyi, bu sahada derinliği olanları getirmeyi ve konuşturmayı da düşünüyoruz.

15 TEMMUZ’DA SOKAĞA ENTEL GENÇLER ÇIKMADI

¥ Efendim, sizce Türkiye’deki gençliğin temel sorunu nedir?

Türkiye’deki gençliğin temel sorunu tek bir parametreden değerlendirmek zordur. Bir noktada baktığımızda, 15 Temmuzu ele aldığımızda o toplantılarda da söyledik, gençlik tahminimizin üstünde bir fedakarlık gösterdi. Ama bununla beraber, yine meydanlara çıkan kahir ekseriyetle itikadı ve inancı olan, Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi “oraya enteller çıkmadı”. Rahatı ve keyfi yerinde olanlar çok çıkmadı. Fedakar ve cefakar olan dindar nesil çıktı. Diğerleri karşımıza mı dikildi, hayır. Ülkücü nesli dindar neslin içinde sayıyorum. Bizim bugün geçmişe göre daha rahat olan gençlerimizin biraz daha, bu noktalara kolay gelinmediğini bilmelerinden yanayım. Bunların, kendilerine anlatılması gerekir. Gençliğimizin okuması gerekir. Bir genç günde en az iki saat okumuyorsa onun bir davası yok demektir. Bu memleketin batı ülkeleriyle arasındaki mesafenin kapanması için bizim daha çok çalışmamız ve daha çok okumamız gerekir. Batı ile de aradaki mesafeyi kapatmak için daha çok çalışacağız.

¥ Peki efendim, gençler biz büyüklerden ne istiyorlar?

Bedüzzaman’ın bir sözü var, “Kâinatı ağlayarak seyreden her şeyi ağlar zanneder, gülerek izleyen her şeyi güler zanneder.” Hâlâ belli oranda kendi perspektifimizden bakıyoruz. Ben şahsen dört çocuğu olan bir babayım. Dört çocuğumun dördü de namazlarını kılıyor. Dördü de kız, dördü de tesettürlüdür. Hiç biri sigara içmez, hiç biri sözümüzün dışına çıkmaz. Biz acaba toplumu böyle mi zannediyoruz. Kendi halimiz bu, söz dinlerler ve sözümüze aykırı bir şey yapmazlar. Bizim bu gençlerle ilgilenmemiz gerekiyor. 

Biz de Vuslat Platformu olarak bu sene 30 üniversiteden ortalama onar kişi katıldığını farz edelim, önümüzdeki toplantılarda bu gençler birbirleriyle daha da kaynaşacak. Belki bir gün daha ilave etmemiz gerekir, gençler birbirlerini tanısınlar. Ayrı komisyonlar şeklinde gruplar oluşturalım. Yarın ülkenin kaderinde rol oynayacak gençleri ortaya çıkaralım, yönetimde birbirlerini tanısınlar. Üniversitelerden davet ediyorlar, fırsat bulamıyoruz. Bir komisyon kurup oralara gidip oradaki gençlerin dertlerini dinlemek, oralarda temsilcilikler oluşturmak gerekiyor. Türkiye’de birçok vakıflar var, dernekler var, STK’lar var. Herkes işin bir tarafından tutsun. Herkes bir kanattan bir şey yapsın. Biz de kendi gücümüz nispetinde bir şeyler yapmaya çalışmamız gerekir. Onu bunu eleştirmek yerine kendimiz ne yapabiliriz, bunları bulmamız gerekir. 3-5 günde bir yerlere sıçrama hesabında olan insanlar ile değil, hasbi olan insanlarla hareket etmek istiyoruz. İnşallah, iyi neticeler alacağız. Gençlerle alakalı ben ümitliyim.

¥ Hamza Cebeci’nin gençliği nasıl geçti? Gençliğini nasıl değerlendirdi? Yeniden genç olsaydınız neler yapardınız?

İNSANLARI İMANSIZLAŞTIRMAK İÇİN HER YOLU DENEDİLER

Yeniden genç olsam, yaptıklarımdan daha farklı bir şey yapmazdım. Başka bir hayat tarzı istemezdim, Allah lütfetti ve Avrupa’da da bu tür faaliyetler içerisinde olmamızı. Biz Bilecik’te dört sene devlet parasız yatılı bursu ile okudum. Allah diyen yoktu. Ben elli tane öğretmenin içinde cumaya giden bir öğretmen bile görmedim. Her şey bizi dinden uzaklaştırmak içindi. Hatta benim geçmişte öyle bir şeyim oldu ki, ben lise son sınıfa kadar beş vakit namazını kılan biriyken, liseden çıktığım zaman kendimi inkar noktasında bir yerde bulmuştum. Ben 73 seçimlerinde Ecevit ile çalıştım. Dev-sol hareketinin içinde bir süre bulundum. Ama Allah, ciddi manada İslam’ı bilen Kur’an’ı anlayan insanlarla bir arada kalmayı lütfetti. Temelde Kur’an kursunda okumuş olmam münasebetiyle dönüş kolay ve hızlı oldu. Ama bu insanların okullarda vesaire imanı ile nasıl oynandığını gördüğüm için hayatımı da o mücadeleye verdim. 

İnsanları imansızlaştırmak için ellerinden ne geliyorsa yaptılar. O yıllarda ben lisede okuyan bir Anadolu çocuğu olarak bakardım, felsefe hocası dinle ve dindarla dalga geçerdi. Önce ona itiraz ederdim, sonra da giderdim bir hocaya, çevremde birilerine bir şeyler sorduğum zaman sopayı kaldırırlardı. Bana izah etmezlerdi, edemezlerdi. Böyle bir altyapısı yoktu. Bakardım, namaz kılan milletvekili tanımam, namaz kılan başbakan tanımam, namaz kılan vali tanımam, namaz kılan zengin yok, namaz kılan akademisyen yok. O zaman kendi kendine düşünüyorsun, “o zaman bu din cahil işi herhalde felsefe hocasının söylediği doğru” diyorsun. Böyle bir komplekse kapılıyorsun. Şimdi Elhamdülillah böyle değil başımız dik, Müslümanlar saffet dönemini yaşıyorlar. Liseyi bitirdikten sonra baktım ki Türkiye’de korkunç bir şey var. Ben fen lisesi mezunuydum, hangi okula gitsem girebilecek noktadaydım. Ama hangi yere gitsem, kalacağım yerler bana göre değildi. Ben 13 yaşımda dükkan çalıştıran biriyim, 14 yaşında Gümüşova Spor’u kurmuş biriyim, 16 yaşımda 80-100 kişi çalıştıran biriyim. 

AVRUPA ÇIKIŞ KAPISI OLDU

Baktım burası benim için tehlikeli ve hayalimde de Avrupa’da okumak vardı. Avrupa’yı gözümüzde çok büyütüyorduk. Bir sene sadece Avrupa’ya gitmek için uğraştım ve neticede Avrupa’ya gittim. Makine mühendisliğini sınavları geçerek kazandım. Son senede bıraktım, Türkiye’de ihtilal oldu ve mimarlığa geçtim. Ama 1975 yıllarında Duisburg Polman’da Milli Görüşü kurduk. Ondan sonra Kreyfeld Üniversitesinde 9 üniversite talebesiyle İslamcı Gençlik Teşkilatını kurduk. 

Üniversite salonlarında geniş çaplı konferanslar vesaire organize ediyoruz. 22 kişilik bir heyet ısrarla benim gençlik başkanı olmamı istediler. Daha hazırlık okulundaydım. Ben burada talebeyim, böyle bir yükü taşıyamam dedim ama hayır, bu işi yapacaksın, hitabetin de heyecanın da yeterli dediler. Bizi böyle bir sorumluluğun başına getirdiler. Ama sizi davet ediyorlar, Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanısınız. Ortada bir şey yok, talebesiniz, ekonomik güç yok, altımızda araba yok, cebimizde para yok, senede 3 ay çalışarak bir sene geçinen birisiniz. Sizi Viyana’ya çağırıyorlar, Basel’e çağırıyorlar, Paris’e çağırıyorlar. Böyle bir sorumluluk üzerinizde ve bunun başındasınız. Gidiyorsunuz, gidip bir şeyler anlatmak için okumak zorundasınız. Ben okuduğum süre içerisinde, asıl ağırlığı sosyal faaliyetlere vermişimdir. Bir gecede bir kitap okuduğumu bilirim.

Belki okulu bitirmem uzun sürdü. Elhamdülillah yüksek mimarlığı da bitirdim, memleketime döndüm. Döndükten sonra da aynı bu şekilde faaliyetlere devam ediyorum. Allah, güç kuvvet verdiği sürece bunlara devam edeceğiz. ‘Ülkemiz için daha çok çalışmalıyız’

¥ Vuslat’ın bundan sonraki hedefleri nelerdir?

Vuslat platformunun hedefleri içinde, en kısa zamanda üniversitelerde teşkilatlanmak istiyoruz. Daha planlı, disiplinli olunması gerekiyor. En azından Türkiye’nin belli yerlerinde, belli üniversitelerde temsilcilikler oluşturarak, bu gençlerin kaynaşması dayanışması ve ileride onlara belli programlar vererek çalışmalara devam etmeliyiz. Ben gelen gençlere, “en azından ayda bir kitap okuyun” diyorum. Biz eskiden haftada bir kitap okuyorduk. İleride gözleriniz görmez ve pişman olursunuz. Gençliğinizde bir sefer okuduğunuzda anlarsınız. Ben bir kitabı okuduğum zaman özet olarak anlatıyordum. Şimdi beş sefer okumam gerekir. Onun için genç taze dimağınızla lisan öğrenin. Kur’an’ınızı senede bir sefer, anlayarak meali ile okumanız gerekir. Okumuyorsanız eksikliktir. 10 tane genç bir araya gelin, her biriniz birer kitap okuyun. Onları haftada bir sırayla özetleyin. Maddi olarak vücudun nasıl bir takım şeylere ihtiyacı varsa manevi gıdaya da ihtiyacı var. Bu noktada tabi ki eksiklikler var. Tabi, eskisi gibi değil. Bilgiye ulaşmak kolay, kitaplar çok, programlar da çok. Ama o bu tarafa, bu öbür tarafa çekiyor sıkıntı oluyor. Bir de yıllardır insanların güvendiği ve iyi zannettiği bir takım şeylerin arkasından çapanoğlu çıkınca insanların güvenleri de sarsılıyor, kolay olmuyor. Bütün bunlara rağmen biz, doğru bildiğimiz yolda mücadeleye devam edeceğiz. Ülkemiz için daha çok çalışmalıyız.

 

Kaynak:

http://www.yeniakit.com.tr/haber/15-temmuzda-35-ulkeye-darbeyi-anlatti-255462.html

Bu haber toplam 407 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim