• İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C

Yardımcı Doçentlik ve Doçentlik Mevzuları

Namık Açıkgöz

Üniversiteler 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının yürürlüğe girdiği günden beri en fazla Yardımcı Doçentlik konusunu konuştu ve tartıştı. Gene Yardımcı doçentlerin halledilemeyen problemleriyle ilgili en çok yazı yazan da bendenizim.

İlk mesele, Yardımcı Doçentlik kadrosunun 12 yıl kullanılabileceği hususu vardı. 12 sene sonra yabancı dili alıp doçent olamazsanız, otomatik olarak ya kapının önüne konacaktınız veya Öğretim Görevlisi kadrosuna atanarak “öğretim üyesi” statüsünden “öğretim elemanı” kategorisine aktarılarak öğretim üyesi haklarını kaybedecektiniz. Yani ikinci lige düşecektiniz. Bu 12 yıl meselesi halloldu…

YARDIMCI DOÇENTLERİN MAAŞ MAĞDURİYETİ

Yardımcı Doçentlerin bir de maaş mahrumiyeti vardı. 57. Hükumet Kıdemli Doçent ve Profesörlerin maaşına 500 TL zam yapmış; Yardımcı Doçentlere bir ek ödeme yapılmamıştır. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Bey zamanında Araştırma Görevlilerine de bir zam yapılmış, Yardımcı Doçentler bu defa da atlanmıştı. Bu mağduriyet hâlâ devam etmekte, Araştırma Görevlisi ile Yardımcı Doçentler arasında fark çok az.  İnşallah tasarlanan yasa teklifinin üçüncü maddesinin son cümlesinde dendiği gibi (“Ayrıca ihdas edilen bu kadronun aylık ücretleri, yardımcı doçent kadrosuna göre daha iyi olacaktır.”) olur da Yardımcı doçentlerin 2000 yılından beri yaşadıkları mağduriyet ortadan kaldırılır.

YARDIMCI DOÇENTLERİN EMEKLİLİKTE YAŞADIKLARI MAĞDURİYET

Hazır mevcut sistemdeki mağduriyetlere temas etmişken, Yardımcı Doçentlerin emeklilikte uğradıkları mahrumiyet de giderilmesine de temas etmek şarttır. Bugün bir Yardımcı Doçentin emeklilik maaşı ile öğretmenin emeklilik maaşı nerdeyse aynıdır. Hani nerede Yüksek Lisans ve Doktora yapmanın önemi? Emeklilikte öğretmenle pek farklı maaş almayacaklarsa, Yardımcı Doçentler, gençliklerinin en güzel çağında âdetâ 8-10 sene (Bu 22-32 yaş arası çağdır) inzivaya çekilip dünya nimetlerinden el çekerek ülke ve insanlık için bir şeyler üretme gayretine girmişlerdir. Bu zorluk, gayret ve meşakkat, emeklilikte karşılıksız mı kalmalı? Hayır!...

“DOKTOR ÖĞRETİM GÖREVLİSİ” TEKLİFİ

“Yardımcı Doçent” yerine daha kallavi bir unvan adı bulunsa iyi olurdu ama bulamadık maalesef. 

Mevcut Yardımcı Doçentlerin “Doktor Öğretim Görevlisi” olarak atanmaları, “tenzil-i rütbe” gibi geldi bana.  Öğretim Görevliliği zaten vardı ve Yardımcı Doçentlikten aşağıda bir kadro adı idi. Yardımcı Doçentler, “öğretim üyesi” statüsünde de olsa şimdi bir alt kadroya indirilmektedir. Bu, “doçent yardımcısı” gibi görülmekten daha da olumsuz bir durum olacaktır. Bence kadro adı bu hâliyle kalmalı. Artık bu kadro adına alışıldı. Ayrıca mevcut “öğretim görelisi” kadrosu ile karışacaktır. Yardımcı Doçentlerin, kendi yardımcıları olmadığını Doçentler de anladı artık.

14 maddelik tasarıda, Doktor Öğretim Görevlilerinin atamaları konusu ele alınmamış. Bunlar, Yardımcı Doçentler gibi mi atanacak? Görevleri süreli mi olacak, devamlı mı? Süreli olacaksa, kaç senede bir atanacaklar? Atamalar nasıl olacak?

Bunlar belki yasa yerine yönetmelikte yer alabilir ama yasada belirlense çok daha iyi olur.

Yukarıda da dediğim gibi, maaş zammında atlanmaları ve emekli maaşlarındaki iyileştirmeler yapılarak mevcut unvan adı olan Yardımcı Doçentlik muhafaza edilmelidir.

DOÇENTLİK MESELESİ

YÖK’ün tasarısında, 7. maddede Doçentlikle ilgili değişiklik teklifleri şunlardır:

Doçentlik sözlü sınavı kaldırılacaktır.

Doçent ünvanı almak için yabancı dil şartı kaldırılacak, sadece atama için dil puanı istenecektir ve en az 55 olmak üzere dil puanı sınırını atamayı yapacak üniversite belirleyecektir.

Ben şahsen Doçentlik sözlü sınavının kaldırılmasına taraftarım. 1999’dan beri Doçentlik sözlü sınavlarında görev almış biriyim. O sınavlarda bilgi ölçme endişesi olan arkadaşlarla da karşılaştım; jüri eğitmeye kalkanla da, egosunu tatmin etmeye çalışanla da… Sözlü sınav esasları tespit edilip sınav sesli ve görüntülü kaydedilmedikçe, mahzuru giderilemeyeceği için, sözlü sınavın kaldırılmasında fayda olduğunu görüyorum.

Doçentlik için dil şartının kaldırılması ve yerine bu şartın atamada istenmesi, neyi halledecek anlayamadım. Yarın öbür gün rektörler senatolardan keyfî dil puanları çıkarırsa, bak sen karmaşaya!... Üniversiteleri, 55’likler, 70’likler, 80’likler diye sarakaya da alırlar alimallah!...

Doçent ünvanı için yabancı dil şartının kaldırılması, “Ne yani?... Biz yıllarca boşuna mı uğraştık?...” yaygarası koparılacaktır. Bunlara pek kulak asmamak gerekir. Akademyada yabacı dil, dünyada kendi alanında olup biteni öğrenmektir ve bir Batı dili ile kendi alanında katkılarda bulunmaktır. Ama bizde amaçtan sapıldı ve sadece Doçentlik için istenen bir şey oldu. Bugüne kadar Doçentlik için yabacı dil meşakkati çekenlerin yabancı dil kullanımına bakalım: Çoğu sıfıra yakındır. Bu yüzden, hedefinden sapmış bu engelin kaldırılmasında fayda vardır. Hatta atama şartı olarak da konmamalıdır.

Son söz: Yardımcı Doçentlerin özlük hakları (maaş zammı ve emeklilik maaşı) iyileştirilmeli ve unvan adı aynen korunmalıdır. Doçentlikte sözlü sınavın kaldırılması yerindedir; dil engeli, ünvan için kaldırıldığı gibi atama için de kaldırılmalıdır.

1982’den beri tartışılan bir konuyu, arı ovanına çomak sokarak çözümcü bir şekilde ele alan YÖK’ün cesaretini tebrik etmek lazım.

Bu yazı toplam 912 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim