• İstanbul 21 °C
  • Ankara 13 °C

Yargı sözlük yazar mı?

D. Mehmet DOĞAN

Daha önce “Devlet sözlük yazar mı?” sorusunu kitap ölçeğinde sormuştuk.  Türkiye’de Devlet bir zamanlar fiilen sözlük yazdı, yazdırdı!

Millî Şef’in emriyle yazılan ve ona arz edilen Sözlük, binlerce yıllık yazılı metinleri olan türkçemizin bugüne kadar gelmiş geçmiş en fakir ve yetersiz sözlüğü oldu. Yirmi bin civarında kelime ihtiva ediyordu bu Türkçe Sözlük! (Ondan yarım asır önce yayınlanan Redhouse’un lügatinde ise doksan iki bin kelime vardı!)

Devlet bir dönem kelimelerle uğraşmakla kalmadı, onların anlamlandırılması, tarif edilmesini de iş edindi. Bir zamanlar Dil Kurumu’nun sözlükleri Devletin ideolojik tarifleri kataloğu haline getirildi. Türkiye çok partili idareye, demokrasiye geçtikten sonra da, tek parti iktidarı/ideolojisi resmî sözlüklerde sürdürüldü. Bugünkü devlet sözlüğünde bu ideolojik sözlüklerin kalantılarına rastlamak mümkündür.

Türkçe Sözlük’ün 1945 baskısında, Türklerin “beyaz ırkın alpli kolundan” olduğu yazılıdır! Bu tarifle, Alman nazizminin, ırkçılığının güçlü olduğu dönemde hazırlanan sözlükte, Türkler de üstün ari ırka yaklaştırılmaktadır. Türk, 1983 baskısı sözlüğe kadar gerçekçi tarife kavuşamadı. Ancak bu baskıda, vatandaşlık ve gerçekçi soy, dil tariflerine yer verilebilmiştir. 1945 Sözlüğünde din tarif edilirken, mecazî olarak da olsa, “Kemalizm Türkün dinidir” denilmiştir. Bu ibare de 1983 baskısı sözlüğe kadar devam etmiştir. (Elbette sonraki baskılarda “Atatürkçülük Türkün dinidir” denilerek!)

“Fikir hürriyetinin, ilim hürriyetinin olduğu yerde, devlet sözlük yazmaz, sözlük yazdırmaz… Kelimeleri anlamlandırmaya, tarif etmeye kalkışmaz” demiştik. Şimdi bir sözlük yazıcısı ile daha karşı karşıyayız, bu sefer yargı sözlük yazmaya kalkışıyor!

“Sosyal medyada terör propagandası yaptığı” iddiasıyla gözaltına alınan bir bayan 2015'te, "Türk Dil Kurumu'nun yayınladığı Türkçe sözlüklerde ve internet sayfasında, 'müsait', 'boyalı', 'yollu', 'taze', 'kötüleşmek', 'oynak', 'kötü yola düşmek', 'teslim etmek', 'esnaf', 'serbest' gibi kelimelerin argo anlamlarının cinsiyet ayrımcılığına dayalı aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeler içerdiğini" iddia ederek argo karşılıklarının sözlükten çıkarılmasını talep etmiş. Dil Kurumu tabiî olarak bu talebi reddedince, bayan bu defa TDK'nın red kararının iptali için Ankara 6. İdare Mahkemesi'ne dava açmış. Mahkeme dava konusu kelimelerin argo anlamlarının Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde ve internet sayfasında yer almasının hukuka uygun olmadığı sonucuna varmış...

Bu yargının alanının dışına taşarak sözlük yazmaya kalkışmasından başka bir şeydir. Ne yazık ki, bu sınır aşma kararı basında gereken yankıyı bulamadı. Görebildiğim kadarıyla bir tek Aslan Tekin yazdı.

Bir cümleyle söyleyelim: Hukuka uygun bulmadığınız şey, dilin hakikatine uygundur! Çünkü bu dilde vardır, dil hukuka uygunlukla veya ugun olmamakla uğraşmaz. Son tahlilde dili halk yapar, değiştirir, geliştirir ve anlamlandırır. Bazı anlanlandırmaların, argoda kullanılan bazı kelimelerin, hatta küfür kelimlerinin yok sayılması mümkün değildir. Dilde, ilimde ayıp olmaz.

Dilde kadınlar için aşağılayıcı addedilen anlamlar bulunabilir. Dikkatli bakılırsa, erkekler için de aynı şekilde olumsuz görülen anlamlandırmalar vardır.

TDK bu yargı kararına uyar mı, bilmiyorum. Bir sözlükçü olarak bu karara uymam asla mümkün değildir. Kelimelerin hoşumuza giden gitmeyen anlamları olabilir, işimize gelen gelmeyen mânaları bulunabilir. Bu anlamları sözlükçü vermemiştir, o sadece kayda geçirmiştir. Halkın kullanımında, yazarların kayda geçirdiği metinlerde bu anlamlar mevcutsa, bir sözlükçünün yapacağı onların şöyle veya böyle olmasına bakmadan sözlükte yer vermektir.

Bu anlamlandırmalar sözlüklerde yer almazsa ne olur?

Bir konuşmada kelimenin bildiğiniz anlamı dışında kullanıldığını fark edersiniz, fakat tam yerine oturtamazsınız. Bu durumda yapacağınız, güvenilir bir sözlüğe müracaat etmektir. Orada bu anlamlar verilmemişse, o sözlük eksiktir; ihtiyaca cevap vermekten uzaktır. Bu tür anlamlandırmalar sadece konuşmalarda geçmekle kalmaz, yazılı metinlerde de yer alır. Bir çok yazarımız, hayatın tabii akışında olan mecaz, argo anlamlandırmalara uygun olarak kelimeleri hikâyelerinde, romanlarında, hatta şiirlerinde kullanabilir.

Eğer bu kelimelerin konuşurken ve yazarken kullanılmasının önüne geçerseniz, sözlüklerde yer alması da mümkün olmaz. Bu da yetmez: Geçmişten bugüne bütün yazılı metinleri bu gözle sansür etmeniz gerekir!

Bunu şuna benzetebiliriz: Tabip, bir teşhis koyacak, fakat bu teşhis bu kadınla ilgili menfi bir kanaat oluşturacak. Ne yapsın tabip? Doğru teşhis koymasın mı?

[1] D. Mehmet Doğan: Devlet Sözlük Yazar mı? Ankara, 2007, 203 sf.

Bu yazı toplam 237 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim