• İstanbul 21 °C
  • Ankara 23 °C

Yazar Ahmet Turgut: Kudüs bizi fethederse biz Kudüs’ü fethedeceğiz

Fatma Gülşen Koçak

Müslümanlar olarak Kudüs meselesindeki duyarlılığımız anlık gündemlere göre değişiyor. Duruma göre bazen artan bazen eksilen bazen de hiç gündemimize girmeyen bir dava Kudüs. Oysaki Yahudiler binlerce yıl ana gündemlerin Kudüs’ü hep canlı tuttular. Kudüs yaşadılar çocuklarına Kudüs’ü aşıladılar. Biz Müslümanların da bir fetih rüyası içerisinde  bir gün mutlaka kutlu beldeyi işgalden kurtarma bilinciyle Kudüs’e dair çalışmalar yapmamız ana gündemimizden Kudüs’ü hiç düşürmemiz gerekiyor. Bunun için de ortak akıl ortak hassasiyet çerçevesinde stratejiler üretmemiz kafa yormamız emek vermemiz yürek vermemiz icab ediyor. Sloganları aşan sorumlulukları kuşanmalıyız. Dünya Müslümanlarının ümidi Türkiye diyorsak o ümide layık olmalıyız. Bütün yükü Cumhurbaşkanımıza yüklersek vebalden kurtulamayız. Hepimizin yapması gereken çalışmalar var. Bulunduğumuz makam neyse ilgi alanımız neredeyse orada Kudüs’ü gündeme taşımalıyız. Kudüs meselesi artık ne gözyaşı ile ne de sloganla çözülebilir. Kudüs rüyası görenlerin Kudüs ufkunu yakalaması bu ufku geleceğe taşıması şart olmuştur. Sadece siyasette değil her alanda Kudüs çalışmalarına ihtiyaç var. Özellikle sanat ve edebiyatta akademide eksikliğimiz çok. Bu sahaları boş bırakırsak birileri elbette doldurur. Gün Kudüs için her sahada kıyama kalkma günüdür.

Değerli Okuyucularımız bu hafta Kudüs davamızı ‘Kalbim Kudüs’te Kaldı’ Romanının yazarı Ahmet Turgut Beyefendi ile konuştuk. İlginize sunar hepinize hayırlı haftalar dilerim.

FATMA GÜLŞEN KOÇAK

Türk milletinin Kudüs duyarlılığı hakkında tarih bize ne söyler?

Osmanlı o silsilenin son meyvesiydi. En gösterişli meyvesiydi. Biz 1071 Malazgirt’i hep hatırlarız, Anadolu’nun kapısı Türklere açıldı diyerek. O bir sonuçtur. Ama Sultan Alparslan’ın ordusu Anadolu’yu fethe gelmemişti. Sultan Alparslan’ın ordusu Kudüs’e gidiyordu. Bizans ordusunun Selçuklu başkentine ilerlediğini duyunca dönüp Bizans ordusunu yendi. O ordu Anadolu içlerine ilerlemedi ve tekrar Kudüs’e yönlendi. Biz 1072’de Kudüs’ün Selçuklular tarafından fethedildiğini biliyoruz. Selçuklular Kudüs’teki ilk Türkler değil, Türk kimliğimizden bakacak olursak. Selçukluların evvelinde Tulunoğlu Ahmet Bey’i biliriz. Tulunoğullarının akabinde Ihşidiler. 876’dan beri Kudüs’ü Türk soylu valiler, Türk soylu devletler yönetti. Bizim Kudüs ile mazimiz Yavuz Sultan Selim Han ile başlamıyor. O beş asırlık bir mazi.

Kudüs’e dair bilgilerimizi yenilemeliyiz. Sanki derinlikli bilgiden uzağız. Ne dersiniz?

Etnik anlamda Kudüs mazimiz bin küsur yıllık, itikadi anlamda mazimiz genellikle Hz. Ömer ile başlatılır. O da başka bir gaflettir. Kudüs’ün ilk Müslüman fatihi Hz. Davud’tur. Kudüs’ün ilk Müslüman fatihinin Hz. Davud olduğunu idrak edemeyen, ona göre eli, dili, gönlü şekillenmeyen her türlü vizyon Siyonizm karşısında yenilmeye mahkumdur. Yahudiler “Biz Kral Davud’tan dolayı Kudüslüyüz” diyorlar. Ama biz şunu biliyoruz ki Davud Aleyhisselamın varisleri Müslümanlardır. Davud Aleyhisselemın nübüvvetine iman eden tek topluluk Müslümanlar. Davud Aleyhisselam Müslümandır. Davud yıldızı denilen altı köşeli sembol İslam sembolüdür. Camilerimizde minberlerimizde altı köşeli yıldızı biz hep kullandık. Osmanlı donanması Zülfikar ile Davut Yıldızını iç içe kullanır. O Siyonizm bayrağı altındaki yıldız işgal altında. Siyonistler bizim sembollerimizi çaldılar. Sonra vatanlarımıza göz diktiler.

Kudüs Osmanlıyı arıyor. Osmanlı  barışı nasıl sağlamıştı?

Hristiyan mezheplerin birbirleriyle yığınla sorunu vardır. Bizim mezhep çatışmalarımızdan çok daha yoğundur. O yüzden batı dillerinde mezhep dilleri geçmez. Protestanlık da “religion”, Katoliklik de “religion”, İslam da “religion”dır. Ama biz, din ümmet ve mezhep gibi alt kelimelere sahibiz. Onlar birbirlerini çok uzak gördükleri için Protestan ile Katolik’i ayrı anlattılar. Kudüs’te bunun da uygulamasını yaptılar. Haçlılar Kudüs’ü aldığında Ortadokslara hayat hakkı tanımadı. Bizans’ın elindeyken Ortadoks hakimiyeti vardı, Katolikler kiliseleri kullanamıyorlardı. Oradaki kiliselerin dönüşümlü olarak nasıl kullanılacağı, kilise ritüellerinin hangi mezhepler arasında nasıl yapılacağını en son Osmanlı bir statükoya bağlamıştı. Osmanlı gitti, İngiliz işgal yönetimi yine Osmanlı’nın statükosunu kullandı. İsrail oraları işgal etti, İsrail bile halen Osmanlı statükosunu kullanıyor. Orada Kudüs’ü ziyaret eden vatandaşlarımız sıklıkla rast gelebilirler. Hristiyan alaylar kiliseden çıkıp yürüyüş yaparken, muhakkak ekipte bir tane, bir Hristiyan görevli feslidir. Başında kırmızı bir fesi vardır, Osmanlı’yı sembolize eder. O ayinlerin o statüko ile yapılmasını Osmanlı sağladığı için. Evvelinde Selahaddin Eyyübi’nin de bu statükoya katkısı vardır.

 Kudüs’ten çekilişimizde şehit vermemişiz. Bu fazla bir direnişte bulunmadığımızın göstergesi mi?

Kalbim Kudüs’te Kaldı romanı ile ilgili araştırmalar yaparken, benim zihnimdeki tahmin; Çanakkale’de 250 bin şehitten bahsediliyorsa, Allahuekber Dağlarında 40-50 bin şehitten bahsediliyorsa, Kudüs gibi önemli bir yerde yüzbinlerce şehit pahasına Kudüs kaybedildi gibi düşünmek istiyor insan. Öyle bir beklenti ile yola çıkıyor. Ama tarih şunu gösterdi ki 1917 Kasımın son günlerinde İngiliz ordusu Kudüs’ü çevrelediğinde biz doğru dürüst şehit vermeden Kudüs’ten çıktık.

Osmanlı aklını Almanlar ipotek altına almıştı. Silahı veren aklı da verir. Nazi kamplarında bir laf vardır; “Çalışmak, özgürleştirir”. Onlar bunu başka bir amaçla kullanıyorlar ama bize değen bir şey var. Bir şey üretebilirsen özgürsün. İhtiyacını kendin karşılayamıyorsan, karşılayan kişinin kölesi olursun. Osmanlı o esnada Alman sömürgesi kıvamındaydı. Savaşı Almanlar kazansa Alman sömürgesi olacaktık, İngilizler kazandı İngiliz sömürgesi olduk. Cumhuriyetin kurucu kadroları da Filistin cephesinde savaşmışlardı. Orada bir başarı olmadığı için, sürekli yenilgi olduğu için resmi Kemalist ideoloji Filistin Cephesini çok anlatmadı. Dindar olduğunu düşündüğümüz ağabeylerimiz konuyu anlatırken onlar da kendilerince başka bir günah keçisi bulmuşlardı. “İsmet İnönü ve Mustafa Kemal askeri aldı ve çekip gitti” derler hep. İkisi o esnada 30 küsur yaşında. Üstlerinde yüzlerce paşa var. Bizim savaşacak gücümüz kalmamıştı.

Amerika’nın ve İsrail’in Kudüs Planı bundan sonrası için nedir?

Biz 2015 Şubatından beri medyada tekrar ediyoruz. 9 Aralık 1917 de biz Kudüs’ü kaybettik. Osmanlı 9 Aralıkta oradan çekildi. Evanjelik Siyonist kelimeler şu sıralar çok tedavülde. O zihin dünyası genellikle 100 yıl gibi dönümleri çok sever. 100. yılı dolayısıyla bir gala yapacakları kesin. Ben ilk beyanatımda “Kudüs ile ilgili bir gala yapacaklar” demiştim. “Gala ne olur” diye kendime sorarken adım adım bir şeyleri yapıyorlar. Sırdaki adım Kudüs’ün işgalinin legalize edilmesiydi. Trump 100. yılın şehvetine kapıldı. Bundan dolayı Aralık 2017 de o kararı aldı. “100. yıl şehveti” tabirini bilerek kullandım. Onlar için akılsızca bir hamleydi. Amerikan ulus devlet çıkarları ile örtüşmeyen, o rakamcılığın getirmiş olduğu bir dayatmaydı. Onların o yanlış hamlelerini inşallah bizim yöneticilerimiz, İslam dünyasına şekil veren kişiler, Türkiye Cumhuriyeti bizim lehimize çevirecekler. Birleşmiş Milletlerdeki oylama ve İslam İşbirliği Teşkilatı’ndaki oylama bir fırsattı. O evanjelik Siyonist mantık 100. yılı boş geçmedi, bir şey denedi.  Guatemala elçiliğini taşıyacağını söyledi.  Bir sonraki amaçları Mescidi Aksa’yı işgal edip yarısı Yahudi yarısı Müslüman diyerek Mescidi Aksa’nın yarısına çöreklenmek olacak. Bunun tarihi ne olur bilmiyorum. O, onların planı diyelim. Tilkilerin planı varsa aslanın da planı var. Allah’ın da bir planı var. İnşallah bizim planımız Allah’ın planı ile örtüşür.

Müslümanların sloganları aşan nasıl bir Kudüs stratejisi olmalı?

Genel anlamda İslam dünyası, Orta Doğuda sıcak bir iklimimiz var. İnsanlara da oradan sirayet ediyor, çabuk gaza gelen bir toplumuz. Dünyanın batısını manipüle edeceğiniz zaman korkutursunuz. Dünyanın doğusunu manipüle edeceğiniz zaman gaz verirsiniz. İkisi de kesin işe yarar. Bizim özgüven ile manipületif gazı birbirinden ayırt etmemiz lazım. Sloganlarımızı elden geçirmemiz lazım. Neyi istiyoruz, nasıl istiyoruzu bilmemiz lazım. Bilgi ile desteklenmeyen hiçbir strateji sahada karşılık bulamaz. Bilgi noktasında çok zayıfız. Kudüs algımızı daha çok sloganların eline terk ettik. Bir Kudüs enstitümüz yok, Filistin enstitümüz yok. 1800-1850 yılları arasında İngilizler 5000 kitap yazmışlardı. 2 asır önce 5000 kitap yazacak entelektüel birikimleri vardı. O entelektüel birikim 60 yıl sonra Kudüs’ü işgal etti. Bizim o entelektüel birikime yönelmemiz lazım. Derdimizi sanat yoluyla anlatmamız lazım.

Türkiye’nin Kudüs meselesindeki gayretlerini nasıl buluyorsunuz?

İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul zirvesi, Birleşmiş Milletlere sunulan oylamanın yüksek oy ile geçmesi bizim bu konu ile ilgili iyi bir başlangıç yaptığımızı gösteriyor. Başlangıç olarak düşünürsek çok iyi hamle. Ama bu işin sonu değil, ortası bile değil. Hayli uzun olan bir yolun ilk taşını koyduk. Cezayir, Pakistan, İran yada Yemen hiçbir zaman Kudüs yada Orta Doğu’ya barış getirmedi. Sorun getirdi anlamında söylemiyorum. Kudüs özelinde tüm Orta Doğu’da barışı, değişik devletler eliyle, değişik asırlarda, mükerreren yapabilmiş etnokültürel ataların evlatlarıyız. Kudüs, Filistin, Orta Doğu ile ilgili her kişi, kesim, millet, ülke hesap verecek. Kanaatim o ki en çok hesabı biz vereceğiz. Çünkü bu işi başarmış olanların varisleriyiz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Kudüs duyarlılığını hepimiz biliyoruz. Neler söylemek istersiniz?

Filistin’i ziyaret eden hemen hemen tüm Türk kafilelerinin öncelikli gözlemidir. Filistinli kardeşlerimiz Cumhurbaşkanımızı çok seviyorlar. Hakkında en fazla umut beslenilen kişi ve ülke olma aynı zamanda sorumluluğun ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

Romanda birkaç kez tekrarladığımız bir cümle var; “Kudüs’ün Fatihleri, Fatiha’da sırlanmıştır” diye. Dosdoğru yolda olacaksın ama nimet verilenlerin tarzında olacaksın. Biz bazen firavun ile kavga edince Musa Aleyhisselamın yolunda olduğumuzu zannediyoruz. Nemrut’un zulmüne uğrayınca kendimizi İbrahim zannediyoruz. Firavun ile Musa aleyhisselam gibi mücadele edince Hz. Musa aleyhisselamın yolundayız, Nemrut’un maduru olmak yetmiyor, İbrahim Aleyhisselam gibi olmak gerekiyor. İnşallah biz ülkemizin tüm katmanlarıyla, seçenlerimizden seçilenlerimize değin nimet verilenlerin yolunu ihya edebilirsek, Kudüs bizi fethederse biz Kudüs’ü fethedeceğiz. Yöneticilerimizin hem içimizdeki Kudüs’e yatırım yapması lazım, hem de dıştaki Kudüs’e. Büyük cihadın mektebinden mezun olmayanlar küçük cihadın fatihi olamaz.

Kudüs için fert olarak neler yapabiliriz?

Bilgi öncelikle lazım. Duygunun buraya yönelmesi lazım. Mevsimlik, sezonluk hassasiyetlerin ve sloganların elinden Kudüs’ü kurtarmamız lazım. Fatiha’nın gönderimleriyle düşünecek olursak, Kudüs’e sırtını dönmek gazaba uğramışlığın alameti ama mescidi Aksa için ölürüm ama orası neresi öğrenmem diyorsan o da senin dalalete düştüğünün alametidir. Dallin ehli mallun ehline dava şampiyonluğu güderse Kudüs yetim kalır. Dengesiyle, bilgisiyle, hikmetiyle Kudüs’e yönelmemiz lazım. Bilgi ile başlayacağız, sevgimizi gözden geçireceğiz. Bilginin sevgisi, sevginin bilgisi iki kanat olup inşallah hükmü ve hikmeti ile bizi Kudüs’e doğru ilerletecektir.

 Kudüs meselesindeki duyarlılığı yeterli buluyor musunuz?

İstikrar olmazsa olmazımız. Sezonluk hassasiyetlerle Kudüs konuşmanın bereketi, ihlası, samimiyeti yok ve bize de dönüşü yok. “Geniş zamanlarda ekilmeyen tohumlar, dar zamanlarda meyve vermez”. 365 gün Kudüs’e dair zihninde bir şey yoksa, o gün geldiğinde bir günde bir şeylerin meyve vermesini bekleyemeyiz. 

dsc_0473.jpgdsc_0471.jpg

Bu yazı toplam 185 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim