Yazar Fahri Tuna İle ‘Yeni Sakarya’da 30 Yıl’ Röportajı

Yazar Fahri Tuna İle ‘Yeni Sakarya’da 30 Yıl’ Röportajı
“Otuz Yıldır Yeni Sakarya’da Yazdığım Yazılarla On Yedi Kitabım Oldu”

Yeni Sakarya Gazetesi’yle tanışmanız nasıl oldu? Ne zaman yazmaya başladınız?

Yeni Sakarya Gazetesinde yazma serüvenim, tam otuz yıl önce, 21 Şubat 1989’da başladı. Ünal Ozan’ın ikinci kez başkan olduğu 25 Mart 1989 seçimlerden birkaç ay önceydi. O zaman ofset değildi daha gazete. Zeki ağabeyi TSYD temsilciliğinden, Hasan Uyar’ı da cemiyet başkanlığı yapmış olmasından tanıyordum. Zeki Aydıntepe’nin teklifi ve daveti ile başlamış oldum yazmaya. Otuz yıldır aralıksız yazmayı sürdürüyorum.

 

Başka hangi gazeteler vardı 1989 yılında?

O zamanın Adapazarı’nda çok gazete vardı ama belli başlı üç taneydi: Birincisi Sakarya Gazetesiydi. İkincisi Engin Özkal’ın sahipliğinde Yenigün Gazetesiydi. Bu gazeteler ofsetti. Üçüncü önemli gazete olarak Yeni Sakarya vardı. Yeni Sakarya tipo baskılıydı. Bir şeyi daha söylemeliyim yeri gelmişken: 17 Haziran 1954’ten bu yana yayımlanan Yeni Sakarya Gazetesi, tirajı ne olursa olsun, özelde Adapazarı’nın genelde Sakarya Vilayetinin en itibarlı, en inanılır, ciddiye alınır gazetesi olmuştur daima. Bunda kurucusu ve yaşatıcı merhum Hasan Uyar büyüğümüzün mutedil, dürüst, ilkeli, popülizmden uzak, özel hayatlara saygılı prensiplerinin payı büyüktür. Bu üç gazetenin dışında Kemal Özden’in çıkarttığı Akşam Haberleri, Cezmi Hakman’ın Anadolu’su ve Adnan Mersinoğlu’nun Gerçek gazeteleri vardı. İlk ikisinin dışındaki gazetelere akşam gazetesi denilirdi. Genellikle dört sayfa olurlardı bunlar; yazın 16.00-17.00 civarı, kışın da 15.00 gibi çıkardı. İkindi civarı piyasaya çıkardı bunlar. Günlük taze haberler olurdu bu gazetelerde. Simit, çay, gazete. İkinci üzeri üçü birbirinin tamamlayıcısıydı bunların.

 

Yeni Sakarya’da o günlerde kimler çalışıyordu?

Yeni Sakarya bugün olduğu gibi otuz sene önce de bisküvi ve baharat kokusuyla matbaa kokusunun karıştığı nefis bir atmosfer olan Uyar Han’da basılıyordu yine. Alt kattan düz gideceksin, sağa döneceksin, solda köşedeki son dükkândı gazete-matbaa. Girişte solda bir masa vardı. Büyük, üzeri yeşil-mavi karışımı bir masa. Zaman zaman Hasan Uyar veya Zeki Aydıntepe otururdu. Masanın tam karşısında, kapıdan girişte sağda entertip makinası ve onu kullanan Ziya Ağabey vardı. Ziya Üstüngüler İstanbul’dan, Hürriyet Gazetesinden gelmişti. İlginç bir adamdı. Hayatımda çok şaşırdığım ve tanımaktan mutlu olduğum insanlardan biriydi rahmetli. İri yarı neşeli hep sigara içen biri. Koyu bir Ecevitçiydi. Ecevit’ten çok Ecevitçi. Son derece çalışkan olan Sedat Kobaş Ağabey vardı. Çok sabırlı ve çalışkan bir insandı. Gazetenin demirbaşlarındandı. Abazalardan pek çalışkan çıkmaz derler ama o çok çalışkandı gerçekten. Cavit Dereli vardı spordan sorumlu.  Bir de gazeteyi dağıtan Ekrem Ateş vardı. Cavit Dereli spor işi bitince, ikindi sonrası gazeteyi de dağıtırlardı. Zeki Aydıntepe yazılarını Tığcılar Mahallesi’ndeki işyerinden yollardı. Hasan Uyar da Sapancalı diye imzalardı yazılarını. Bir de Bakırcılar İçi’nde dışarıya iş yapan, davetiye veya makbuz basan matbaada İbrahim Ağbi vardı. Hayatımda hayran olduğum adamlardandı rahmetli. Oğlunun Pazar günü sünneti vardı mesela, Cumartesi her zamanki gibi akşam altıya kadar çalışmıştı. İzin yapmamıştı. Bir disiplin ve özveri abidesi adamdı. Yedi sekiz kişiden ibaret çok özel ve güzel bir aileydi Yeni Sakarya o yıllarda. Oktay Sarı da şiir köşesini yönetiyordu.

 

Yazılarınızın mahiyeti neydi? Hangi konular üzerine yazardınız?

O yıllarda biraz daha röportaj ağırlıklıydı yazılarım. 88’de İz Bıkanlar diye bir kitabım çıkmıştı. “Sakaryalı Sanatçılar” diye bir dizi başlatmıştım. Faik Baysal’la başlamıştım ilk. Necati Mert, Cüneyt Suavi, Hatice Bilen Buğra, Hüsnü Gürsel, İbrahim Zaman, Ömer Emecan gibi o günkü edebiyat ve sanat çevreleriyle röportajlar yapmıştım. Yine Oğuz Çetin, Aykut Kocaman gibi futbolcularla röportajlarım çıktı. Denemelerim ve mizahi yazılarım da çıkıyordu. Yanlış Hata adlı mizah kitabım günlük olarak ilk orada yayımlanmıştı. Sonraları, 1992’den sonra portre yazıları ve Sakaryaspor maç yorumları yazmaya başladım. 2000 senesinden sonra ise sadece portre ve araştırma yazıları yazdım.

 

Hiç sansürlenen yazınız oldu mu?

Otuz sene boyunca hiçbir yazıma müdahale edilmedi. Kendimi o manada çok özgür hissettim her zaman. Ne Zeki Aydıntepe, ne de başka biri bana müdahale etmedi. Benim üslubum da kavgacı, çatışmacı değildir zaten. Gazete yönetimiyle hiç sorun yaşamadım hiç.

 

Peki problem çıkaran, menfi tepkiler alan yazınız oldu mu hiç?

Otuz yıl içerisinde bir tane olumsuz olay hatırlıyorum: Neşe Gazozu ile ilgili bir sorun yaşadım. Neşe Gazozlarının bugünkü yöneticisi Erol Yüksekkaya ile bir röportaj yapmıştım. Kİ severim Yüksekkaya Ailesini ben. Çocukluğumuzun unutulmaz lezzeti Neşe. Röportajdan sonra amcaoğulları Ali Yüksekkaya aradı ve “Senin yazında iki kardeş var ama babamdan bahsedilmemiş” diyerek tepki gösterdi. Ki Ali’yi de severim.  Meğer iki Neşe Gazozu varmış, ben bunlardan haberdar değildim. Kurucusu üç kardeşmiş, röportajda sadece ikisinden söz edilmiş. Aile içi problem varmış yani. Ben güya bir tarafı tutmuşum diye beni şikâyet ettiler merkezi Ankara’daki Rekabet Kurulu’na. Eksik rekabete imkân tanımışım iddiasıyla. Gazete ve benim hakkında bir soruşturma açıldı. Tahkikat, soruşturma, savunma şu bu… Takipsizlik kararı verildi sonunda; ne gazeteye, ne de bana bir ceza verilmedi. Ama ailenin kendi iç problemine adımın karıştırılması benim gibi naif bir insan için üzücü ve yazarlıktan soğutucu oldu. Hâlâ hatırladıkça üzülürüm.

 

Hiç yazamama sıkıntısı yaşadınız mı? Konu sıkıntısı çektiğiniz oldu mu? Yazarların zaman zaman yaşadığı tıkanıklık sizi de yakaladı mı?

Benim hiç olmadı. On yıl Belediye kültür müdürlüğüm, beş yıl belediye kültür daire başkanlığım ve son on yıldır da Güneydoğu ve Balkanlar’daki vali danışmanlıklarım süresince çok insan tanıdım. Portre demek insan tanımak demek. Benim bir avantajım daha var: Her ay üç dört dergide ve TYB Genel merkez sitesinde de yazıyorum. Örneğin Şehir ve Kültür Dergisi’nde 55 sayıdır her ay bir şehir portresi yazıyorum. Kültür Ajanda’ya her sayıda bir insan portresi yazıyorum. Mahalle Mektebi, Edebiyat Ortamı, Ay Vakti’nde de portreler yazıyorum. Böylece hiç konu sıkıntısı çekmiyorum, çok şükür!

 

Çok sayıda portre yazdınız ancak hiç siyasilerin portresini yazmadınız. Neden?

Evet, ben olabildiğince siyasetçi portresi yazmaktan kaçınıyorum öteden beri. Bunun iki temel sebebi var. Birincisi, hiç kimseyi memnun edemiyorsunuz. Bir siyasetçiyi yazdığınızda, sevenler mutlu oluyor, o siyasetçiyi sevmeyenler sizden de nefret ediyorlar. Çünkü siyaset bir tür ring, bir kavga alanı. İkincisi siyasetçiler algı oluşturuyorlar. Çoğu zaman gerçekle örtüşmüyor bunlar. Benim gibi saf kalplileri çabuk aldatabiliyorlar. Sonra pişman olurum yazdığımdan diye yazmıyorum. Bir üçüncü sebep daha ekleyeyim: Ben olayların hep ironisinde, mizahi tarafındayımdır. Bugün “Baba” deyince akla Süleyman Demirel gelir Türkiye’de ama hiç baba olmamıştır kendileri. Sokakta “Bugüne kadar gördüğünüz en namuslu başbakan kimdir” diye sorsanız yüzde doksanı Bülent Ecevit der fakat üç bakanı hırsızlıktan hapis yatan tek başbakandır Bülent Bey. Erbakan Hoca’nın ömrü Siyonizm’le ve İsrail’le mücadeleyle geçmiştir, herkes de şahittir buna. Ama on bir aylık başbakanlığında –kendisine yaptırılan - tek askeri iş birliği antlaşması Türkiye-İsrail askeri iş birliği anlaşmasıdır. Çok ironik değil mi? Bunları söylediğiniz zaman birileri muhalefet edecek, bu röportaj okurken de bazıları bana gıcık olacaklar. Özeti şu; siyasetçileri yazdığınızda kimseyi memnun edemiyorsunuz vesselam.

 

Bugüne kadar yazdığınız bütün yazıları saklıyor musunuz? Böyle bir arşiviniz var mı?

Öyle bir yazı arşivim yok. Ama kitaplarımın büyük bölümünün içeriği Yeni Sakarya gazetesinde çıkan yazılardan oluşuyor. Doğal arşiv kitaplarım yani. On yedi kitap olmuş 32 yılda. Şu anda on sekizinci kitabım ‘Osmanlı Medeniyetinin İzinde 40 Şehir Portresi’ baskıda. Onların da tamamı Yeni Sakarya’da yayınlanan ve şehir kültüründen bahseden yazılar. Otuz yıldır yazmanın iyi tarafı, bileği, kalemi sürekli sıcak tutmasıdır.

 

Gazeteciliğin öldüğünü, yazılı basının işinin bittiğini, kâğıda basılan gazetenin dijitale yenildiğini düşünüyor musunuz?

Yazılarımın büyük bir bölümünü evde yazıyorum. Eşim de bunları görüyor ve hiçbirini okumuyor. ‘Ben gazeteyi elime alıp öyle okumaktan zevk alıyorum’ diyor ve gazeteyi veya dergiyi eline alıp oradan okuyor. Kısacası ben yazılı gazetelerin öleceğine inanmıyorum. Cemil Meriç’in bir sözü vardır, “Kültürün taşıyıcısı tarih boyunca kitap olmuştur” der. Bence yine kitap, dergi ve gazete olacak gelecekte de. O tat başka hiçbir şeyde yok çünkü. Bugünlerde fastfood bir hayat var. Her şey ucundan, üstünden ve yalandan yapılıyor. Elimizdeki telefon dünyayı getirdi ayağımıza ya. Ama elinize gazeteden aldığınız hazzı alamıyorsunuz. Ben bu rüzgâr bu fırtına geçtikten sonra gazetelerin yeniden hak ettiği noktaya geleceğini düşünüyorum.

 

Gazetelere, dergilere yazılar yazıyor, çeşitli kültürel organizasyonlara imza atıyor, bu arada da yeni kitaplar çıkarıyorsunuz? Peki, bu kadar enerjiyi nereden buluyorsunuz?

Ben en az yirmi senedir haber izlemem, gazetelerde kendimi ilgilendirmeyen hiçbir şeyi okumam. Kendi yazılarımı dahi okumam. Ben enerjimi verimli harcamaya çalışıyorum. Bu enerjiyi büyük oranda da kendi ilgi alanım dışındaki alanlarla ilgilenmeyerek sağlıyorum. Siyasetle ilgilenmemekle, haber izlememekle, bana negatif enerji veren insanları hayatımdan çıkarmakla, sadece sevdiğim insanlar ve işlerle uğraşmakla enerjimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Sevdiğim kişileri yazıyorum. Sevdiğim zevk aldığım işleri yapıyorum. Ve dolayısıyla yorulmuyorum.  İnsanlar sade hayata ve çocukluğumuzun hayatına dönecekler ve kitabı, dergiyi, gazeteyi bulacaklar. Sel gidecek, kum kalacak. Buna inanıyorum ben.

 

Son sözünüz?

İyi ki Yeni Sakarya Gazetesi var. İyi ki Yeni Sakarya Ailesi’ne mensubum. Belki maddi olarak merhum Hasan Uyar’ın bayram arifelerinde cebimize soktuğu harçlıklardan başka gelirimi olmadı ama otuz yıldır Yeni Sakarya’da yayımladığım yazılarımla on yedi kitabım yayımlandı. Bu kitaplarımı en çok Yeni Sakarya’ya borçluyum ben. Hakkım helaldir Yeni Sakarya’ya. Çok teşekkürler Yeni Sakarya. Çok teşekkürler Zeki Aydıntepe ve Arda Aydıntepe. Bu röportaj için sana da çok teşekkürler şair kardeşim Engin Arapoğlu.

Söyleşi: Engin Arapoğlu

5.3.2019

Bu haber toplam 138 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim