• İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Yeni Türkçe Müfredatının Türkçesi ve Birkaç Not

Ahmet Tâlib ÇELEN

Evleviyetle söyleyelim ki MEB’in müfredâtı yenileme fikrini destekliyoruz. Gayemiz bu yeniliğe karınca kararınca katkıda bulunmaktır.

Müfredâtı heyecanla okumaya başladım. Ama karşılaştığım dil ve kelime hazînesi beni derhal hayâl kırıklığına uğrattı. Cumhurbaşkanımızın pek büyük bir isâbetle bir toplantıda son kısmını okuduğu Cemil Meriç’in şu cümlelerine fersahlarca uzak bir Türkçe idi karşılaştığım:

İrfanı hisarla kuşatmış Doğu, mâbede bezirgân sokmamış. Yıllarca davar gütmüş, odun taşımış çömez... Meşaleyi çetin imtihanlardan sonra tutuşturmuşlar eline. "Emanetleri ehline tevdi ediniz." demiş din.

Mürit: ceset. Can: mürşidin nefesi. Hint'te hocaların soyadı taşınırmış. Karabetlerin en mukaddesi, şakirtle üstad arasındaki bağ.

Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci… Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan. (Cemil Meriç, Bu Ülke)

Daha başlarken içimden şu düşünce geçti: Türkçe müfredâtını hazırlayan arkadaşlarımızın evleviyetle kendilerinin sağlam bir Türkçe şuuruna kavuşmaları şart… Yahya Kemal, Mehmed Âkif, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Peyami Safa, Cemil Meriç, Samiha Ayverdi, Ârif Nihat Asya’ların haddesinden geçmeleri olmazsa olmaz bir ihtiyaç… Aksi hâlde kendisi himmete muhtaç dedelerden boşuna himmet bekleyerek zamanımızı hebâ edip duracağız.

Şu kelimelere bakalım mesela:

Öğrenci, zihinsel, iletişim-iletişimsel, bireysel, içermek-içerik, sorun, eleştirme, sorumluluk, öz güven, evrensel, donanımlı, kanıt, süreç, neden (sebep mukabili olanı), düzey, bilişsel, örneğin, sunum, konu, ortam, bilinç, kişisel, algı, içselleştirmek, bilinç, yetenek, duyarlı, eğitsel, yaşam, gizilgüç, yansıtıcı düşünme, koşul, sözcük, görsel, tümleşik, ilişkin, yanıt, etkinlik, gözlem, aşama, önem, olay, deneyim, yazınsal, süreç, ikincil, işlev, öge, özdeyiş, imge…   

Yukarıdaki kelimeler dilimizdeki -bilhassa- Arapça-Farsça kelimelerin tasfiyesi ameliyesinden sonra uydurulmuş kelimelerdir. Bu yazının “tavsiyeler” kısmında bu meseleye kısaca tekrar temas edilecektir.

Hemen belirtelim ki müfredâtın kelime hazinesi tamamen böyle uydurma kelimelerden teşekkül etmiyor. Gayet güzel, köklü, hâtıralı, dilimizde kök salmış kelimeler de bir hayli var. Demek ki müfredâtı kaleme alanların uydurma kelimeleri kullanmaları belli bir tavır alışın değil ehemmiyet vermemenin ve gerekli titizliğin gösterilmemesinin neticesidir. Bu hâl, ısrarlı bir tavır alıştan ehvendir elbette.

Müfredatın diline ve kelime hazinesine neden bu kadar ehemmiyet veriyoruz? Çünkü ders kitabı yazarları ve öğretmenler bu dili örnek alacaklar ve bu uydurma kelimeler kullanılmaya devam edilip gidilecek. İtiraz edenlere de hep bu müfredâtı gösterecekler.

ÖĞRETİM PROGRAMININ TEMEL FELSEFESİ

Türkçe Dersi Öğretim Programı, öğrencilerin hayat boyu kullanabilecekleri sözlü iletişim, okuma ve yazma ile ilgili dil becerilerini ve zihinsel becerileri kazanmaları, bu becerileri kullanarak kendilerini bireysel ve sosyal yönden geliştirmeleri, etkili iletişim kurmaları, Türkçe sevgisiyle, istek duyarak okuma ve yazma alışkanlığı edinmelerini sağlayacak şekilde bilgi, beceri ve değerleri içeren bir bütünlük içinde yapılandırılmıştır.

Yukarıdaki cümlede “Türkçe sevgisi” çok belirsiz geçmiş. “Türkçeyi geçmişi ve bugünü ile sevmelerini ve bu sevgiyle istek duyarak…” şeklinde yazılmalıdır.

“Türkçe Dersi Öğretim Programı’nın temel amaçları” başlığı altındaki şu üç maddenin mevzuları birbirine karışmış:

3. Bilimsel düşünen, anlayan, araştıran, inceleyen, eleştiren, sorgulayan ve yorumlayan,

4. Haklarını ve sorumluluklarını bilen, öz güveni yüksek, çevresiyle uyumlu, millî, manevi ve evrensel değerlerle donanımlı, görüş ve tezlerini gerekçe ve kanıtlarla destekleyerek yazılı ve sözlü olarak ifade edebilen,

5. Okuduklarını anlayarak eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebilen, sentezleyebilen, okuma ve öğrenmeden zevk alan,

4.madde, “Haklarını ve sorumluluklarını bilen, öz güveni yüksek, çevresiyle uyumlu, millî, manevi ve evrensel değerlerle donanımlı”dan ibaret olmalı. “görüş ve tezlerini gerekçe ve kanıtlarla destekleyerek yazılı ve sözlü olarak ifade edebilen” kısmı ise ya 3. maddeye ya da 5. maddeye ilave edilmeli. Ayrı bir madde olarak da yazılabilir. Çünkü 4. maddenin ilk kısmı insanın şahsiyet/kişilik husûsiyetleri ile alâkalı iken ikinci kısmı becerileri ifade etmektedir. 3. ve 5. madde becerilerle alâkalıdır.

Ayrıca bu başlığın birinci maddesi, “Türkçeyi geçmişten bugüne bir bütün olarak sevdirmek, sağlam bir dil şuuru kazandırmak” olmalıdır.

Birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar kazanımların yapısı ve hiyerarşisi, öğrencilerin “sözlü iletişim”, “okuma” ve “yazma” alanlarında temel becerileri kazanmaları ile birlikte üst düzey bilişsel becerileri geliştirecek şekilde düzenlenmiştir.

Bu cümledeki “hiyerarşi” kelimesi ile ne denilmek isteniyor? “Sıralaması” mı? Hiyerarşi denilince bir mevki-rütbe sıralaması (Kubbealtı Lugati) akla gelir. Herhalde kastedilen bu değildir.

Ya “üst düzey bilişsel beceriler” ne demektir? Müfredatı hazırlayanların önce kendilerinin sağlam bir dil şuuruna ihtiyaçları var.

“…eleştirel, yansıtıcı ve yenilikçi düşünen” ibaresindeki “yansıtıcı” ne demek?

“…millî, manevi ve evrensel değerlere duyarlı “birey”ler yetiştirilmesi amaçlanmıştır. “Birey”, Batının millî ve mânevî değerlerinin ürünü ve ideali olan bir insandır. Burada bir terslik var. Eğer kastedilen Müslüman Türk milletinin millî ve mânevî değerleri ise, bizim ideal insanımız “birey” değil, “şahsiyet”tir. “Bireyler” kelimesi “şahıslar, şahsiyetler veya kişiler” kelimelerinden birisi ile değiştirilmelidir.

 ÖĞRETİM PROGRAMININ GENEL AMAÇLARI

Bu başlık altındaki maddeleri -diline katılmamakla birlikte- müspet buluyoruz.

“Millî, manevi, ahlaki, tarihî” ibaresinde “millî, tarihî” kelimelerinde uzatma işareti (^) kullanılıp ortadaki iki kelimede niçin kullanılmamış?

DEĞERLER EĞİTİMİ

Bu başlık altında verilmesi düşünülen değerlere iştirak ediyoruz. Fakat şu kelimelerin değiştirilmesi gerekir:

Özgürlük (bağımsızlık), istiklâl olmalı. Cumhurbaşkanımız durmadan “Yeni bir İstiklâl Savaşına girdik.” demiyor mu? Özgürlük kelimesi aslâ “istiklâl” kelimesini karşılamaz. Zaten eksiklik hissedildiği için parantez içinde “bağımsızlık” demek zorunda kalınmış.

Sorumluluk, mes’ûliyet olmalı.

Özgüven, “kendine güvenme” olmalı.

ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA REHBERLİK

“… sosyal rehberlik alanında özellikle benlik saygısı, öz yönetim, öz denetim, problem çözme ve karar verme gibi kişiliğin çeşitli yönlerini etkileyecek alanlarda…”

“Benlik saygısı, öz yönetim, öz denetim” tabirleri henüz mânâları tam tebellür etmemiş tabirlerdir. Zannediyorum “kendine saygı, kendi kendini idare, kendini kontrol etme (otokontrol)” denilmek istenmiş. Bunlar daha anlaşılır değil mi?

“… gibi temel tutum ve becerilerin kazandırılması amacıyla uygun fırsatlar ve öğrenme yaşantıları kazandırılması çok önemlidir.”

Yine flu bir ibare: Öğrenme yaşantıları… Nedir bu? “Tecrübî öğrenme” mi?

“…çevrede kendine açık eğitim olanaklarını öğrenmesi, gizilgüçlerini geliştirmesi için uygun ortam ve fırsatlar sağlanması…”

“Gizilgüçler” ne oluyor? TDK, bu kelimeyi "potansiyel" karşılığı üretmiş. Ama daha çok mafyatik mânâlar tedâî ettiriyor. “Kuvve-i mâneviye” demenizi beklemiyoruz. “Mânevî güç” diyemiyorsanız “rûhî güç” veya “iç güç” de mi diyemezsiniz? Aslında zorlamadan "potansiyel" de kullanılabilir. Yerleştiği için daha anlaşılır bir kelime.

MÜSPET KARARLAR

En mühim iki madde:

“Ders Kitaplarına Yönelik Açıklamalar” ve “Ders Kitaplarına Alınacak Metinlerin Nitelikleri” başlıkları altındaki maddelere katılıyoruz. Bilhassa şu iki madde çok mühim:

-Ders kitaplarına alanda yaygın olarak kabul görmüş yazar ve eserlerden edebî değer taşıyan metinler alınmalıdır.

-Seçilen metinler, öğrencilerin duygu, düşünce ve hayal dünyalarını zenginleştirecek; bilgi, beceri, dil ve estetik zevk düzeylerini geliştirecek millî, mânevî, evrensel değerleri yansıtacak nitelikte olmalıdır.

Maalesef, bugüne kadar basılan ders kitaplarında çuvalladığımız husus budur. Bu mevzuda hemen hemen her sene bir yazı yazarım. Maalesef seçilen metinlerin tamamına yakını millî-mânevî değerlerimize yabancı ve uzak yazarlara aittir. “Yazarın rûhu metne siner” diye bir hakîkat var. Kendisi millî-mânevî değerlere ters veya uzak yazarların metinleri ile yeni nesillere millî-mânevî değer aktarmak mümkün değildir. Bugüne kadar Türkçe ders kitapları solcu, kemalist, Gezici zihniyetinden bir türlü kurtarılamamıştır. Bu yeni müfredat gereği sâdece bu mevzuda müspet bir şeyler yapılabilse bile büyük muvaffakiyettir.

Metinler ya ekseriyetle solcu, kemalist yazarlardan seçilmekte ya da edebiyatımızda yeri olmayan ne idüğü belirsiz, duyulmamış yazarlardan. Edebiyatımızın o kadar tanınmış ustaları varken zaten sınırlı sayfalar, tanınmamış yazarlarla niye doldurulsun? Talebelerin o mühim yazarların ismini görmesi bile bir kazanç değil midir?

İKAZ: Yazar ve metin seçimi kitap yazarlarına havâle edilmemeli, yazarlara mutlaka bir isim listesi verilmeli ve metinler de mutlaka -kitaplar basılmadan evvel- güvenilir elemanlarca kontrol edilmelidir.

Yeni Türkçe kitaplarında aşağıdaki yazarlardan da metin istiyoruz:

Yahya Kemal, Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Cemil Meriç, Bahaettin Özkişi, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, M. Akif İnan, İbrahim Tenekeci, Mustafa Kutlu, Ârif Nihat Asya, M. Necati Sepetçioğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Dilaver Cebeci, Ali Haydar Haksal, Mustafa Miyasoğlu, Emine Işınsu, Sibel Eraslan, Nazan Bekiroğlu, Necdet Tosun, Ali Ayçil, Ahmet Murat, Fatma Barbarosoğlu, Bahadır Yenişehirlioğlu, Mustafa Ruhi Şirin, Gökhan Özcan, Emine Batar...

Şu şair-yazarlardan da bir âşinâlık olması ve Türkçenin zevkini almaları için serbest okuma metinleri konulmalıdır: Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu, Fuzûlî (“Beni candan usandırdı” gazeli).

Cumhurbaşkanımızın her fırsatta okuduğu şu şiirler mutlaka ders kitaplarına girmelidir: 5. sınıf kitaplarına Arif Nihat Asya’nın Bayrak; 6. sıınıf kitaplarına Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor; 7. sınıf kitaplarına Duâ; 8. sınıf kitaplarına da Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü şiirleri asıl metin veya serbest okuma metni olarak konulmalıdır.

-Dil bilgisi konularının ezberlenmesi yerine sezdirme ve uygulama yoluyla öğretilmesinin amaçlanması doğrudur.

-Bakanlığın, talebeleri dilbilgisinin labirentlerinde dolaştırmayı düşünmemesi, onların “hayat boyu kullanabilecekleri sözlü iletişim, okuma ve yazma ile ilgili dil becerilerinin ve düşünme, anlama, sıralama, sınıflama, sorgulama, ilişki kurma, tenkid etme, tahmin etme, tahlil-sentez yapma, değerlendirme gibi zihnî becerilerin gelişimine odaklanması” müspet bir durum.

TEKLİF VE TAVSİYELER

-Mehmed Âkif’in Safahat’ındaki günümüz neslinin uzaklaştırıldığı kelimeler 5., 6.,7. ve 8. sınıflara bölünerek ezberletilmeli, 8. sınıfı bitiren her talebe Safahat’ın bütün kelimelerine vâkıf olmalıdır. Bu kelimelerin yekûnu 500’ü geçmez. Her sınıfa 100 kelime koysak 8. sınıfta biter. Binlerce İngilizce kelime ezberlettiğimiz çocuklarımız kendi kültürünü idrak ettirecek 400-500 kelimeyi ezberleyiversin, çok büyük bir yük değil.

-Bütün Türkçe kitaplarının başına Nurettin Topçu’nun Varolmak kitabının 97. Sayfasındaki tek sayfalık “Çocuklar” yazısı konulmalıdır.

-Bitişik yazı üzerinde bu kadar ısrar gereksiz. Bazı öğrenciler bu işin içinden bir türlü çıkamıyor ve ortada yazılı ifade diye bir şey kalmıyor.

-Dil bilgisi ıstılahları yeni yeni adıl, ön ad, eylem, belirteç, ortaç, tümce… gibi uydurma kelimelerden kurtuldu. Emeği geçenlerden Allah razı olsun. Ama birçok kitapta bunların kullanılmaya devam edildiğini, hiç olmazsa uydurmalarının parantez içinde verildiğini görüyoruz [zamir (adıl) gibi]. Buna bir son verilmelidir. Aksi hâlde asıl ıstılahlar tam olarak yerleşemiyor, bir kafa karışıklığıdır gidiyor.

-DİL DEVRİMİNİN ÖVÜLMESİNE SON VERİLSİN. Atatürk Teması bölümünde –bilhassa 7. Sınıflarda- “Atatürk ve Türk Dili” diye bir başlık atılıyor ve dil devrimi göklere çıkarılarak anlatılıyor. Oysa bu devrim ve devrimin en büyük icraatı tasfiyecilik, Türkçenin başına gelmiş en büyük felâkettir. Dünyada böyle bir kısırlaştırma devrimi ile karşılaşan dil yoktur. Yeni nesillerin hep şikâyet edilen kelime fakirliğinin en büyük sebebi bu devrimdir. Bu devrim aslında dille sınırlı değildir. Dil merkezli topyekun bir kültür ve zihniyet değiştirme projesidir. Mustafa Kemal’in kendisi de dilin girdiği çıkmazı fark etmiş ama yapılanları düzeltmeye ömrü yetmemiştir. Teklifim: 1-Bu bahis hiç açılmasın. 2. İlla bu mevzuya girilecekse dil devriminin hakîkati anlatılsın.

-Kazanımlar bölümüne büyük ölçüde iştirak ediyoruz.

-Bütün Türkçe ders kitaplarının uygun bir yerine -bilhassa 8. sınıf kitabı- Cemil Meriç’in şu kısa yazısı konulmalıdır:

"Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, târihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun... Biri, günahları gizleyen peçe; öteki, irfânı boğan kement… Argo, yaralı bir vicdânın sesi; uydurma dil, hâfızasını kaybeden bir neslin... Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin..." (Bu Ülke)

Bu yazı toplam 439 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim