Yozgat'ta Necip Fazıl Bereketi

Mahmut BIYIKLI

Arada sırada İstanbul’un karmaşasından kaçıp Anadolu şehirlerine sığınmak ruhumuza iyi geliyor. Hem kendimizi dinleme hem de dinlenme imkânı buluyoruz. Kemal Sayar her ne kadar ‘Yavaşla!’ dese de koşturmalardan fırsat bulamıyoruz. Bu sebeple zaman zaman diğer şehirlerimizdeki kültürel davetler bize iyi geliyor. Anadolu’ya açılmak bize nefes alanı açıyor. 

Geçtiğimiz hafta Yozgat’taydık. Necip Fazıl Sempozyumu nedeniyle yüze yakın bilim insanı, yazar ve sanatçı ile bu güzide şehre çıkarma yaptık. Etkinlikler vesilesiyle buluştuğumuz dostlarla hasret giderirken bir yandan da Yozgat’ın güzel insanlarıyla tanışarak yenilendik, yüreklendik, tazelendik. 

Anadolu, bütün dönüştürme çabalarına rağmen safiyetini koruyor. Camii cemaatinden elinizi uzattığınız yaşlı bir amcanın duaları, alın teri eksik olmayan bir fırın ustasının hayata ve hakikate dair irfan yüklü sözleri sizi başka dünyalara götürüyor. Yozgat’ta kaldığımız günler boyunca sayısız güzel insanla tanışıp bu topraklarda her dem yenilenen bir güzellik damarı olduğuna tekrar şahitlik ettik. 

Bir şehrin en büyük şansı, liyakat sahibi yöneticilere sahip olmasıdır. Yozgat bu açıdan çok şanslı bir ilimiz. Zira daha şehrin sınırlarına yaklaşır yaklaşmaz herkesin adını andığında yüzünde bir mutluluk halesi oluşan ‘’Vali Bey’’ sevgisi ile karşılaştık. Halkın her kesiminden memnuniyet ifadeleri duyduk. Özellikle gençlerin vali beyden bahsederken sanki kendi öz ağabeylerinden bahsediyormuş gibi gözlerinin ışık saçması görülmeye değerdi.

Bu değerli tanıklıklardan sonra hayatımda ilk kez bir valiyi yakından tanıma isteği duydum. Hizmetleri ve yaydığı pozitif enerjiyle Yozgatlıların gönlünde taht kuran Vali Kemal Yurtnaç ile konakladığımız otelde gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ettik. Sohbet esnasında gönlümden defalarca Allah razı olsun dedim. Eğer sürekli dillendirdiğimiz Yeni Türkiye idealine ulaşacaksak bunun teoriden pratiğe dönmesi, Kemal Yurtnaç gibi valiler sayesinde mümkün olacaktır. Devletin kudretli yanını hissettirmesinin yanında, devletin şefkatini de yansıtacak; kültüre, sanata dost entelektüel birikimi yüksek valiler, yarının Türkiyesi için büyük kazançtır.

Vali Bey; Belediye Başkanı Kazım Arslan, Üniversite Rektörü Salih Karacabey ve diğer mülki amirlerle güzel bir birliktelik ruhu oluşturarak şehre hizmet noktasında gece gündüz demeden gayret gösteriyor.  

Altyapı çalışmalarının yanında, şehirde yaşayanların kültürel alt yapılarına da katkı sunmak amacıyla düzenlenen Necip Fazıl Sempozyumu büyük bir ufkun tezahürü. Organizasyonlar zor işlerdir. Mutlaka bir eksiklik gelir sizi bulur. Önceden yapılan planlamalar bazı aksiliklerle istenildiği gibi gitmeyebilir. Fakat Yozgat’taki Necip Fazıl Sempozyumu, bütün katılımcılardan tam not almayı başardı. Bu dev organizasyonun arka planında olağanüstü gayret gösteren Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı Kadir Özköse, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Fidan, TYB İstanbul Yönetiminden Muzaffer Doğan ve Vali Danışmanı Yazar Mustafa Çiftçi’yi anmazsak haksızlık olur.

Çok verimli oturumlar vesilesiyle özgün bilgilerin paylaşıldığı sempozyumda, ben de Necip Fazıl’ın tasavvufi yönüne dair bir bildiri sundum. Genelde üstat ile ilgili yapılan çalışmalarda, düzenlenen faaliyetlerde büyük şairin bu yönü ihmal edilir. Oysa Üstat’ın hem yazdıklarında hem de yaşantısında tasavvufun büyük tesiri vardır. Şeyhi Abdulhakim Arvasi ile tanıştıktan sonra ‘Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum, Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum’ demiştir. Üstat şairlik bakımından şeyhini tanımadan önce de kendi sesini yakalamış ve şiirde teknik olarak yine yükseklerdeki yerini almıştır. Fakat Abdülhakim Arvâsî’yi tanımadan önceki şiirlerine baktığımızda karamsarlık, bohem ve bunalım hallerinin yansımalarını görürüz. Tanışıklık sonrası şiirinde ise açılma ve dinginlik hali hakim olur. Necip Fazıl’ın, Abdülhakim Arvâsî okyanusuna ulaştıktan sonra sanat anlayışı tamamen değişmiştir. Bu değişimi “Sanat” adlı şu şiirinde dile getirmiştir: “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış; Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış…”

Necip Fazıl, uzun yıllar süren arayışın ardından gerçekleşen bu büyük buluşma neticesinde Allah, kâinat ve insana dair hakîkati idrak etmeye başlar. Ruh dünyasında yaşadığı ıstırabı ise ağrıyan dişe benzeterek şunları dile getirir: “Dinmek bilmez ağrı çeken diş, ne kibrit çöpünden imdat, ne berber kerpeteni, ne karanfil yağı, ne de eczacı güllacından… İşte böyle; bir zamanlar beynim ‘mutlak hakîkat’ acılarına yataklık etti. Ağrıyan akıl dişimdi.”

Abdülhakim Arvâsî ile tanıştığı 1934 yılı, tam bir dönüm noktasıdır. “Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız; Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız!” diyerek yaşadığı manevi tesiri kelimelerle resmetmiştir.

Yanlış bilinenin aksine tasavvuf, sosyal hayattan çekilmeyi değil sosyal hayatta diri ve dik durabilmeyi öğütler. Necip Fazıl da bu öğüdü doğru okuyanlardandır. Mistiklikle miskinliği karıştırmaz. Meydanın tam ortasında, ruhi motivasyonunu kuşanarak çetin kavgalara girer. Kavgası kutsal bir kavga, öfkesi kutsal bir öfkedir. Allah adamlarına olan sevgisinde de Allah düşmanlarına olan nefretinde de hep samimi, hep en öndedir. Öfkesinden sadece din düşmanları değil, Müslümanları ehli sünnet çizgisinden saptırmaya çalışanlar da nasibini alır.

Zekası zirvelerde olan şair müridine ‘Keşke bu kadar zeki olmasaydın’ diyen  Arvasî, kendi yanında Necip Fazıl’ı eleştirenlere ‘Ben Necib’ime laf söyletmem’ diyerek onu korur. Necip Fazıl da  onu yeryüzündeki güneşi olarak görür.

Necip Fazıl, Abdülhakim Arvâsî’den  manevi desteğin yanında maddi planda da her zaman destek görmüştür. Abdülhakim Arvâsî, Necip Fazıl’ın  yazı serüveniyle de yakından ilgilenmiştir. 1937-1938 yıllarında oynanan “Bir Adam Yaratmak” piyesine sevenlerini teşvik etmiş salonları doldurtmuştur. Yine  Necip Fazıl, “Çile” adlı şiirini Abdülhakim Arvâsî’ye okumuş, tavsiyeler doğrultusunda bazı düzeltmeler yapmıştır.

Hülasa Necip Fazıl’ı derinlikli bir şekilde anlamak için mutlaka onun tasavvufi yönünü incelemek, şeyhi ile arasındaki Şems-Mevlana ilişkisine benzeyen sarsıcı ve yakıcı bağlılığını bilmek gerekmektedir. Aziz ruhları şad olsun.

Bu yazı toplam 241 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim