Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı? – Rasim Özdenören Kitabı Üzerine Bir değerlendirme

Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı? – Rasim Özdenören Kitabı Üzerine Bir değerlendirme
Prof. Dr.
rasimkitabi

Prof. Dr. Erol Güngör “İslam’ın Bugünkü Meseleleri” adlı kitabında 23 yıllık kemalist tecrübenin kendisinden sonra topluma yön verebilecek, toplumun dinî sorunlarını çözümleyebilecek kadroları yok ettiğini ve bu durumun sonraki dönemi ciddi biçimde etkilediği tespitinde bulunur. Erol Güngör’ün bakış açısı, kelimeyi marxian gelenekten ödünç alarak kullanırsak, pratiğe ilişkin sorunlu bir duruma işaret etmektedir. Halbûki meselenin bir de düşünce dünyasına bakan yönü vardır. 23 yıllık kemalist tecrübenin, henüz akacağı yatağı bulmuş ya da bulmak üzere olan islamcılığı ezen, susturan tavrı ve buna göre dizayn edilmiş eğitim-öğretim sistemi nisbî bir rahatlama oluştuktan sonra da etkili olacak ve ülkemizde sağlıklı bir islamcı düşüncenin gelişmesine engel olacaktır. Bu çerçevede ilk yıllarda muhafazakârlık ile islamcılık düşünsel anlamda sıklıkla birbirine karıştırılacak, ancak Necip Fazıl’dan sonra kısmî bir ayrışma meydana gelecektir. Sezai Karakoç ve takip eden yıllarda Rasim Özdenören, Nuri Pakdil’in nispeten daha sağlıklı bir İslamî düşünce ortaya koyabilmelerinin kökleri Necip Fazıl’ın İslam’ın politik taleplerini daha sarih bir biçimde ortaya koymasında aranmalıdır.

Bununla birlikte Rasim Özdenören bahsettiğimiz nesil içerisinde ayrıksı bir karakter gibidir. Bir dönem Türkiye’de İslamî düşünceyi çokça etkilemiş alt kıta Müslümanlarından Ebu’l-Ala el Mevdudî’nin 1967 yılında Türkçe’ye çevirdiği “risale” kıvamındaki “İslam Nizamı” kitabı bir kenara bırakılacak olursa Özdenören’in katı bir politik angajman içerisinde olmadığı tespitini rahatlıkla yapabiliriz. “Rasim Özdenören Kitabı”nda Gökhan Özcan’ın ifadesiyle kâğıda ilk harfi yazdığı günden bugüne kadar geçen elli yıl içerisinde Özdenören’in daha çok sorgulamacı bir tavır takındığı, nefsiyle giriştiği hesaplaşmaları kurgusal metinlerle ve deneme tadındaki yazılarla aktarmaya çalıştığı görülecektir. Bu çerçevede yazarın kurgusal metinlerdeki karakterlerinin ve denemelerdeki bakış açısının onu düşünce dünyamız içerisinde konumlandırma açısından ciddi veriler sağladığı söylenmelidir. Bu bakımdan Rasim Özdenören’in, batı karşısındaki tutumu, medeniyeti konumlandırışı açısından Meşrutiyet döneminin en önemli islamcı düşünürü Said Halim Paşa ile cumhuriyet dönemi İslamî düşüncesinin aykırı kolu İsmet Özel arasında bir yerlerde olduğu söylenebilir.

Dünyanın gittikçe ufaldığı, siyah ve beyaz alanların gittikçe grileştiği bir dönemde akıl büluğ olmuş, savruk okuyan ve düşünce dünyası şekillenmemiş benim de mensup olduğum nesil için Rasim Özdenören çok farklı bir yerde duruyor açıkçası. “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” kitabında, kabaca,  kötü bir dünyada bir müslümanın kirlenmeden yaşayıp yaşayamayacağı sorusuna cevap arayan Özdenören 2000li yılların genç neslinde özellikle bahse konu kitabıyla birçok şeyi sorgulama anlayışı husule getirmiş bulunuyor. Dolayısıyla Memur-Sen’in Kayseri Şubesi tarafından yayınlanan “Rasim Özdenören Kitabı”nı da bu sorgulayıcı tutumla okudum.

Kitap konularına göre tasnif edilmiş yedi bölümden oluşuyor. Bu bölümler sırasala “Hayat ve Şahsiyet, Öykü Kitapları ve Öykücülük, Düşünce ve Deneme, Mektuplar, Bibliyografya, Ödüller ve Belgeler, Albüm.” İsimlerinden de anlaşılacağı üzere ilk üç bölüm Rasim Özdenören’in yazın hayatında ortaya koyduğu ürünlerin belirli bir tasnif çerçevesinde değerlendirilmesi… Mektuplar bölümünde Rasim Özdenören’in ailesiyle; Sezai Karakoç, Atasoy Müftüoğlu gibi kimselerle yaptığı karşılıklı yazışmalar var. Bibliyografya bölümünde Rasim Özdenören üzerine yapılmış çalışmaların, onunla yapılmış mülakatların dökümü bulunuyor. Ödüller ve Belgeler bölümünde Özdenören’in aldığı ödüller ve hakkında yapılmış haberler, gazete yazıları, DPT yıllarına ait yazışmalar yer alıyor. Albüm bölümünde Özdenören’in hayat serüveni fotoğraflarla yansıtılmaya çalışılmış, ancak bazı bölümlerde tarihsel sıralamaya önem verilmemiş.

Öncelikle düşün dünyamızın önemli isimleri için hazırlanan armağan kitapların sayısında son yıllarda yaşanan artışın olumlu bir gelişme olduğunun altı çizilmeli. Ancak, henüz bu manada bir geçiş aşamasında bulunuyor olmamızdan kaynaklanıyor olsa gerek, bu gibi armağan kitaplar gittikçe artan şekilde düşünüre / dava adamına methiye halini almış bulunuyor. Hal böyle olunca bahsedilen düşünürün –sağ, sol, islamcı, kemalist hangi cenahtan olduğu hiç fark etmeksizin- o düşünce damarında kesin bir hâkimiyet tesis etmesi ve bu çerçevede, armağan kitapla bir iktidar sarmalının meydana gelmesine hizmet edilmiş oluyor. “Rasim Özdenören Kitabı” bu açıdan değerlendirildiğinde bünyesinde çok ciddi bir eksik barındırıyor. Örneğin Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler kitabındaki Rasim Özdenören tutumunun bugün hala sürüp sürmediği, Özdenören’in batıya ve batılı müesseselere geçmişteki tutumunun sürüp sürmediği konusunda, son yıllarda kaleme aldığı gazete yazılarından hareketle dahi geniş çaplı bir kritik yapılabilirdi. Böyle bir girişim Rasim Özdenören Kitabı’nın neşredilme amacına da uygun olurdu zira Özdenören düşüncesinin tarihsel seyrinin fotoğrafı bu suretle çekilebilirdi. Halbûki kitaba baktığınızda Özdenören düşüncesi 1985’te Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler’in olduğu yerde kalmış gibi gözüküyor. Kısacası bu çerçevede değerlendirmelerin yer alabileceği üçüncü bölüm sadece bir dönemki düşüncelerin tespiti halini almış bulunuyor. Son dönemlerde akademide de yaşadığımız görünürde en belirgin olan üzerinden söylenenlerin tekrarı sıkıntısının serbest yazın alanındaki durumla karşılıklı bir ilişki içerisinde olduğunu gösterir bir durum bu.

Rasim Özdenören Hikâyesi üzerine değerlendirmelerin yer aldığı bölümse üst başlıkla daha uyumlu bir görünüm arzediyor. Özdenören hikâyesinin geniş çaplı bir dökümünün yapıldığını söyleyebileceğimiz bölümde Turan Karataş’ın, Şerif Onaran’ın ve Sadık Yalsızuçanların yazılarından özellikle istifade ettiğimi ifade etmeliyim. Ancak kanaatimce yazarlar gelenekçi olarak tasnif edemeyeceğimiz ancak öze dönüş fikri çerçevesinde radikal olarak nitelendirebileceğimiz Özdenören’in hikâyesinin kentli vasfı üzerinde daha etraflıca durabilirlerdi. Uzunca bir süredir dikkatimi çeken bir unsurun büyük bir ümitle elime aldığım bu armağan kitapta da olmamasından kaynaklanan öznel bir tavırdan bahsediyorum elbette ancak, örneğin Necip Fazıl’ın batı algısının şekillenmesinde batılı söylemin hâkimiyetinin etraflıca analiz edilmemesi ve bu ironinin hala çözümlemeyi beklemesi gibi, Özdenören hikâyesinin kentli vasfındaki ironinin etraflı bir çözümlemesi çok daha zihin açıcı olabilir.

Neticede Rasim Özdenören Kitabı birçok eksiğine rağmen, en azından, bir süreç olarak değerlendirebileceğimiz kendisinden sonra yapılacak Rasim Özdenören armağanlarının eleştiriye tabî olmayan Rasim Özdenören kısmını fazlasıyla doldurmuş görünüyor. Hece Dergisi’nin Ocak – 2011 Rasim Özdenören Özel Sayısı’nın biraz altında kalmış olmakla birlikte kitap kendi kategorisindeki mevcut kitaplar çerçevesinde değerlendirildiğinde iyi bir çalışma olarak nitelendirilebilir. Kitap hakkındaki düşüncelerim elbette kendimi bağlıyor ve bir siyaset bilimci olarak meseleye “pratisyen” bakış açısını yansıtıyor. Yani ben yumurtayı sivri tarafından kırmayı tercih ettim, yassı tarafından kırıp içindeki cevheri alacak olanlar hedefe ulaşmamış olmayacaklar.

Öner BUÇUKCU

Bu haber toplam 772 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim