Yusuf Ziya Cömert Yazdı: Araplar Eskiden " Etraak " Deyip Geçerlerdi

Yusuf Ziya Cömert Yazdı: Araplar Eskiden " Etraak " Deyip Geçerlerdi
Cidde denilince üç şey gelir aklıma. Sıcak. Kızıldeniz. Ticaret. Yıllar önce, Somali'ye gitmek için Cidde'de bir hafta kadar bekledim. Somali sıcak olur diye, her gün öğle saatlerinde Cidde'nin sokaklarında iki saat yürüdüm.
yusufziya

Cidde denilince üç şey gelir aklıma. Sıcak. Kızıldeniz. Ticaret. Yıllar önce, Somali'ye gitmek için Cidde'de bir hafta kadar bekledim. Somali sıcak olur diye, her gün öğle saatlerinde Cidde'nin sokaklarında iki saat yürüdüm. O günden beri, hiçbir yerin sıcağı beni kesmiyor.

Yine Cidde'de, bir gece, sabaha karşı denize doğru uzatılmış bir iskeleden oltalarımızı sarkıttık. Ben, o kadar çok ve çeşitli balığı ilk defa o denizde gördüm.

Ve ticaret. Petrol olmadığı zamanlarda o kurak ülkelerin en büyük kazanç kapısı. Oralarda, tarih yokken bile ticaret vardı. Ceziretü'l Arab'ın en büyük ticari merkezlerinden birisi, işte bu şehir.

'Genlerinde var' desem, laf güzel görünür ama, (biyolojik olarak) var olup olmadığını bilmediğim için 'sallamış' olurum. En iyisi ben, bildiğimi yazayım: Araplar, ticareti hâlâ çok iyi beceriyorlar.

Türkler çok önemli değildi bu ülkede. Nihayet, işçiydiler. Bilemedin müteahhit. 'Etraak' deyip geçiyorlardı. (Etraak: Türk'ün çoğulu.)

Amerikalılar, İngilizler varken, Türkiye'ye sıra gelmezdi. Bir tek Türk lokantaları, o da Lübnan'dan birkaç gömlek geride.

17 yıl önce öyleydi. Şimdi, Türk mutfağının Lübnan'ı da, Akdeniz'i de içerdiği biliniyor.

İşte, yıllar sonra Cidde varoşlarındayız. Hasan Karakaya, 'Burada ucubeler çoktur' diyor, Cidde Belediye Başkanı'nın şehrin kavşaklarına, meydanlarına diktirdiği, fener, bisiklet, gemi ve sair 'cansız' nesnelerin tasvirlerinden müteşekkil dekoratif çalışmaları kastederek.

Ben 'orta halli' buluyorum, bazısı güzel, bazısı 'ucubemsi.' İbrahim Kiras 'Nesi var, adamlar güzel yapmış işte' diye takılıyor Karakaya'ya.

Başbakan Erdoğan, Cidde Ekonomik Forumu'nda kısa bir selamlama konuşması yapacak. Biz, Medine'den karayoluyla geliyoruz ama yetişiyoruz.

Evet, Erdoğan geldiğinde konferans salonunun havası değişiyor. Konuşma, birkaç cümlelik bir selamlama konuşması. Ama, heyecan yüksek.

Erdoğan, Forum'daki asıl mesajlarını ertesi gün veriyor.

Erdoğan'ı sitayişkar ifadelerle davet ediyorlar mikrofona. Davos'taki 'one minute' çıkışı ve İsrail'in Gazze'de giriştiği katliam sırasındaki kararlı tutumu hatırlatıldığında bütün salon hararetle alkışlıyor.

Çoğu Suudi ve çoğu tabir caizse 'işleri tıkırında' işadamları. Böyle bir topluluğun heyecanlanması, alkışlaması, alelade bir olay değil.

Erdoğan'ın konuşması sırasında da aynı coşku.

Arap dünyasında özgürlük taleplerinin yükseldiği şu mevsimde, Suudi Arabistan gibi bir ülkede, Mısır'ı, Tunus'u, Libya'yı kastederek, 'Liderler, değişimin önünde durmamalı, öncüsü olmalı' demesi bile, sıcak bir ilgiyle karşılanıyor.

Ve Mekke.

Güneşin kavurduğu bu haşin topraklarda, bu sarp dağların arasında, yeryüzüne rahmet ve esenlik uygarlığının nasıl doğduğuna hayret edersiniz.

Harem-i Şerif'in etrafını New York gibi yapmışlar. Bir kuyu. Karanlık, sıkıcı bir kuyu...

Bilal-i Habeşi'nin ezan okuduğu Cebel-i Kubeys'te şimdi arsız plazalar dikiliyor.

Harem-i Şerif'in yanıbaşına diktikleri 20 kilometre uzaktan görünen 'saat gökdeleni', tevazuu hiç çağrıştırmıyor.

Saadet Çağı'yla aranızdaki tarihsel mesafeyi kaldıracak dağların, tepelerin üstü şehirde örtülmüş. Şehrin dışına çıkabilirseniz, Rahmet Peygamberi'nin teneffüs ettiği havayı, O'na tanıklık eden gökyüzünü ve toprağı, O'nun mübarek adımlarının izlerini daha kolay hissedersiniz.

Harem-i Şerif başka. Orada 'Kâbe-i Muazzama'nın cazibesini hiçbir şey gölgeleyemez. Gökdelenlerin karanlığı, o siyaha bürünmüş 'Sevgili'nin Evi'ne ulaşamaz. O'nun heybetinin yanında 'dünyevilik'ler ayrıntı bile sayılamaz.

Ummu'l Kura... Şehirlerin Anası...

Mekke-i Mükerreme'nin adlarından biri.

Bu adı taşıyan bir de üniversite var.

Üniversite, Başbakan Erdoğan'a fahri doktora unvanı veriyor. Erdoğan burada da konuşuyor.

Buradaki kalabalık, işadamlarından çok farklı. Çoğunluğu genç öğrenciler oluşturuyor. Gençler, Cidde'deki işadamlarından daha kolay açığa vuruyor duygularını.

Türkiye'nin, petrol kuyularının değil, Libya halkının yanında olduğunu söylüyor.

'Libya Libyalılarındır' cümlesi, en çok alkış alan cümlelerinden biri.

Bu diyarlarda, bu ülkelerin sokaklarında, Türkiye'den gelmiş biri olarak dolaşmak, on yıl öncesine göre çok farklı.

Bu diyarlarda, bir Türk'ün itibarı, artık bir Amerikalı'nın, bir İngiliz'in itibarı kadar, hatta bazen onlarınkinden daha yüksek.

Ve şu da bir gerçek: Bu diyarların insanları, Türkiye'nin ve Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın ne dediğini, başka ülkelerin ve temsilcilerinin söylediklerinden daha çok önemsiyor.

Bütün bunlara, bir kez daha 'aynel yakin' tanık oluyoruz.

Bu haber toplam 482 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim