Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları'ndan Mehmet Âkif'in Şanına Layık Bir Eser

Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları'ndan Mehmet Âkif'in Şanına Layık Bir Eser
Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, Mehmet Akif'in ölümünün 75. Yılında Milli Şaire yakışır bir eser sunuyor okurlarına.
zeytinburnu

Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, Mehmet Akif'in ölümünün 75. Yılında Milli Şaire yakışır bir eser sunuyor okurlarına. 311 haber, yorum, hatıra ve yazının biraraya getirildiği 'Sessiz Yaşadım: Matbuatta Mehmet Akif 1936- 1940' bugüne kadar Akif üzerine yapılmış en geniş kapsamlı çalışma

Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen M. Akif'in eserleri günümüze ışık tutmaya devam ediyor. Ölümünden günümüze kadar yüzlerce kitap, makale 'milli şair'imizi, onun hissiyatını anlatmaya çalıştı onun deyişiyle 'Asımın Nesline'. Mehmet Akif'in ölümünün 75. ve İstiklal Marş'ımızın kabulünün 90. yıldönümünde Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları 'Sessiz Yaşadım: Matbuatta Mehmet Akif 1936-1940' isimli eseri sunuyor okurlarına. İsmail Kara ve Fulya İbanoğlu'nun yıllarca süren titiz çalışmasının ürünü olan kitap, Akif'in on yıl kaldığı Mısır'dan döndüğü 1936 Haziran'ından, vefatı ve ardından gelen birkaç yılın bütün yayınları (gazete, dergi, broşür, kitap) taranarak toplam 311 haber, yorum, hatıra ve yazı kronolojik olarak bir araya getirildi. Milli şairimizin bu süreç içerisinde yaşadıkları, yapılan en kapsamlı kaynak taramasıyla 797 sayfalık bu nadide eserde okuyucularını bekliyor. Kitapta Peyami Safa'dan Orhan Seyfi'ye, Faruk Nafiz'den Falih Rıfkı'ya, Nurullah Ataç'tan Reşat Nuri'ye kadar edebiyatımıza damgasını vurmuş isimlerin Akif hakkında yazdıkları yazılar, yaptıkları yorumlar da yer alıyor.

YİRMİNCİ ASIR ZİHNİNE SIĞMAZ NE MUAMMA

Merhum Âkif Ekim 1925 yılında ülkesinden ayrılmış ve Mısır'a yerleşmiştir. Akif'i gurbette düşüren 'Yeni Türkiye'de adeta istenmeyen adam ilan edilmesidir, milli şair istenmemektedir. Bu sonuca biz varmıyoruz şairimizin kendi ifadesi anlatıyor aslında her şeyi. İşte kendi mısralarından istenmemesinin sebepleri:Mevzun düşürür saçmayı bir saçma adam var/ Manzum sayıklar gibi manzume sayıklar/ Zannım mütekaid şuaradan olacak ki/ Hiçbir yenilik yok herifin her şeyi eski/ Hâlâ ne sakaldan geçebilmiş ne bıyıktan;/ Âsârı da memnun görünüyor köhne kılıktan/ Hicrî, kamerî ayları ezber sayar ammâ/ Yirminci asır zihnine sığmaz ne muamma/ Ma'mure-i dünyayı dolaşsa da yer er/ Son son, "Hadi sen kumda biraz oyna" demişler

Kitap, Akif'in gurbetten yurda dönüşünden sonra yaşadıklarını zengin bir görsel malzeme kullanarak sunmuş okurlara. "Ölümü 'onun sessizliğe gömülmesini' bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı" diyor Prof. İsmail Kara eserin sunuş bölümünde ve ekliyor; " Kimsesiz bir insanın naaşı gibi çıplak bir tabutla musalla taşına gelen cenazenin nereden geldikleri belli olmayan binlerce insan tarafından teşyi edilmesi, onun sessizliğe gömülmesini tercih edip bekleyen, bu sebeple radyo yayınlarında bile değişikliğe lüzum görmeyen devrin resmi makamları ve üst yöneticileri başta olmak üzere herkesi şaşırtmıştı. Belli ki "Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?", yahut " Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz / Ağlar Safahat'ımdaki hüsran bile sessiz!" mısralarını yanlış, eksik anlamışlardı.

 

Akif'in eşi için yazdığı şiir

Akif'in eşi İsmet Hanım için yazdığı şiir de kitapta yer alanlar arasında:

Seni bir nura çıkarsam, diye, koştum, durdum,
Ey, bütün dalgalı ömrümde, hayat arkadaşım!
Dağ mıdır, karşıya gelen taş mı hep aştım, lakin,
Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım!

 

Son demlerde yapılan vefasızlık

Yusuf Ziya Ortaç Haziran 1936'da Tan Gazetesi'nde 'Çanakkale şairi Mehmet Akif'i, on yıllık hasretten sonra vatana döndüğü zaman, kemiklerinden toprakları silkerek gelmiş bir meçhul asker gibi tanımadık. Sezai'yi, Anadoluhisarı'na taşıyan vefakâr omuzlar, yorulunca, kendilerinden başka kimseyi bulamadılar' satırlarıyla hayatının son demlerinde şaire yapılan vefasızlığı itiraf ediyor okurlarına.

 

On bir senedir baba yüzüne hasrettik

Faruk Nafiz, Temmuz 1936'da Akif'in Mısır'dan yurda döndüğü günlerde yazdığı yazıda 'baba' olarak nitelediği Mehmet Akif için şunları söylüyor; On bir sene var ki, onun güzel bir sakalla çevrilmiş, şefkatin en sıcak pırıltısı ile ruhu aydınlatan bir çift göze malik, baba yüzüne hasrettik. Öteden beri babalar evlat hasreti çeker. Mehmet Akif, uzun süren ayrılığı ile bize büsbütün yeni bir acı tattırmış oldu ve bunda haklı idi: Birçok değerleri, biz, ya onlardan uzaklaşınca, ya tamamı ile kaybedince, yerini ancak ebediyetin doldurabileceği bir şeref olarak kabul ederiz... İşte, Mehmet Akif, on bir senelik yokluğu ile bu hazin dersi verdi ve bu dersi, ders vermek için değil, mecbur olduğu için vermesi faziletin başka bir tezahürüdür...

 

Türk vatanı şairsiz kaldı

Akif'in ölümünden duyduğu üzüntüyü yazıya döken bir diğer yazar da Peyami Safa. Yazar Cumhuriyet gazetesinde şunları kaleme alıyor: Namık Kemal'den ve Tevfik Fikret'ten sonra iki günden beri, Mehmet Akif de yoktur. Vatan şiirinin bu üç büyük zirveli sıra dağları üstüne ölümün kara bulutu indi. Bütün ölçüleri ve haysiyetiyle düşünürsek, bugün, Türk vatanı şairsiz kaldı. Bu üç büyük vatan şairinin ve onlarla beraber yokluğa karışan diğer bir ikisinin yaşayışları ile söyleyişleri arasındaki şahıs ve eser ahengi, daha açıkçası, onları yalnız eserleri ile değil hayatları ile de birer fazilet abidesi halinde sivrilten büyük feragat, yerine koyamadığımız birer şeceresiz tarih kıymeti olmuş, varis bırakmamıştır."

 

Reşat Nuri hocası Akif'i protesto etmiş

Darülfünun Edebiyat şubesinin birinci sınıfında Mehmet Akif'in talebesi olan Reşat Nuri Güntekin 2 Temmuz 1939'da Tan gazetesinde hocası olan Akif hakkında şu hatırayı paylaşıyor: "...Derken kapı açılıyor; içeriye orta boylu, kara top sakallı kalender bir zat giriyor: Şemsiyesi ile lastiklerini kapının arkasına bıraktıktan sonra talebe sıralarına gideceği yerde muallim kürsüsüne doğruluyor. O zaman yanımdaki arkadaştan öğreniyorum ki bu zat bizim edebiyat muallimimiz şair Mehmet Akif'tir. Hiç unutmam Akif o gün bize Muallim Naci'nin bir tevhidini yazdırdı ve ders sonuna kadar bunun izahı ile uğraştı. Koskoca bir Darülfünun'da bize manzume yazdırılsın! Bu muamele fena halde haysiyetimizi kırmıştı. Benim gibi ukalalıktan buram buram öten birkaç çocuk bu eski kafalı hocayı protestoya karar verdik ve dediğimizi de yaptık. Akif'in son günlerde hasta yatağında çekilmiş resmine bilmem dikkat ettiniz mi? Harabe halindeki çehrenin gözlerinde o kadar harikulade bir ateş ve nur güzelliği vardı ki insana adeta ebediliği hakkındaki kanaatini kabul ettirecek gibi olur. Hocamız işte aynı o gözlerle bizi dinledikten sonra: -Bakalım görürüz, dedi ve ertesi derste bize Namık Kemal'den, Ekrem'den, hatta Fikret'ten bazı mısralar okutarak manalarını istedi. Tabii hepimiz fena halde rezil olduk. O zaman: -Çocuklar, bu halle siz nazariyeyi ne yapacaksınız? Dedi, ben zaten nazariyeci herif değilim. Siz bugün Sahaflar Çarşısı'ndan yüzer paraya bir Terkib-i Bend ile Terc-i Bend alıp getirin de onu okutayım." Aradan geçmiş bunca seneden sonra anlıyorum ki Akif o zaman bizim için yapılabilecek şeylerin en iyisini yapmıştır.

 

Nurettin Topçu Akif'i anlatıyor

Nurettin Topçu 19 Aralık 1947 tarihinde Hareket Dergi'sinin Mehmet Akif için çıkardığı özel sayısında şunları söylüyor Üstad hakkında; ' Her büyük adam, cemiyetinin ıstırabını yüklenmiştir. Akif de böyle başladı. Şiddetle ve insaf ve vicdanın asla şüphe edemeyeceği şekilde bağımlı olduğu milletinin hayatında ıstırabının kaynaklarını aradı. İlk iki Safahat'ta, her sahadaki sefaletimizin yanında onu buluyoruz. Cemiyet hayatı onun ruhuna hareket noktası oldu. O, sanki bu hayatı basamak yaparak, adım adım nefsine ve içindeki aydınlıkta yakaladığı Allah'a yükseldi. Lakin bu milletin hayatı ve istikbali endişesini de sonuna kadar muhafaza etti. Biz onun, bu milletin velilerinden olduğuna inanıyoruz.'

5 Nisan 2011 Yeni Şafak

Bu haber toplam 835 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kasım 2018 dergilerine genel bir bakış-314 Kasım 2018 Çarşamba 13:12
  • Kürşat Bumin hayatını kaybetti14 Kasım 2018 Çarşamba 10:17
  • Nursema Şeyma Oflaz, Biraz Zaman13 Kasım 2018 Salı 14:44
  • 1. Dünya Savaşı’nı anlatan kitaplar13 Kasım 2018 Salı 14:39
  • 24 yılda 513 camiyle bin 70 mescit satıldı13 Kasım 2018 Salı 10:16
  • Dünyanın en kanlı savaşının 100. yılı12 Kasım 2018 Pazartesi 09:32
  • Alâeddin Yavaşça bizim için neden özel biri?10 Kasım 2018 Cumartesi 14:06
  • 8. Malatya Film Festivalinde Konuk Ülke Filistin10 Kasım 2018 Cumartesi 14:04
  • Serden geçti, davasından vazgeçmedi10 Kasım 2018 Cumartesi 09:40
  • Arabesk ve Anadolu Rock’ın kısa öyküsü09 Kasım 2018 Cuma 09:21
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim